Değişime Karşı “Yaban” Olabilmek

Tuğçe Demirbağ


Değişimin içinde kalıp, ona rastlamadan, ama onunla yol alanlara rastlamak her yerde mümkün. 11-13 Mart tarihinde insankaynaklari.com'da gerçekleştirilen ve sonuçlarının TRT 2 Kariyer Dünyası programında değerlendirildiği "Geleceğim Nerede?" araştırması bu konuda hayli ilginç bir örnek teşkil ediyor. Genel olarak Türkiye'nin AB içerisindeki yeri ve geleceği konusu üzerinde yoğunlaşan bu araştırmada sorulan sorulardan biri bu soruna işaret ediyor.

"Kendinizi nerede ve nereli hissediyorsunuz" sorusundan cevap oranlarıyla şöyle sonuçlar çıkarılmış: %43.38 Türkiye'de bir Türk vatandaşı olarak; %24.55 dünya vatandaşı olarak; %4.32 Avrupa'da bir Avrupalı olarak; %23.01 batıyla doğu arasında sıkışmış biri olarak; %4.74 İslam ülkesinde bir Müslüman olarak. Özetlemek gerekirse katılımcılar kendilerini bir Türk vatandaşı olarak görüyor, eğer öyle değilse Avrupalı ve Müslüman kimliği arasında bir yerlerde sıkışmışlık hissini dile getiriyorlar. Bu iki seçenek kendini yalnız başına çok nadiren hissettiriyor. Bu sonuçlara bakarak, Türkiye'nin asırlık ulusallaşma projesinin başarılı olduğunu saptayabilirsiniz.

Kazın ayağı öyle değil tabii. Michigan Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Siyasi Bilimler Profesörü Ronald Inglehart'ın Dünya Değerler Araştırması'nın (World Values Survey) Boğaziçi Üniversitesi profesörü Yılmaz Esmer tarafından yürütülen İstanbul 2000 çalışmalarına birçok öğrenci katıldı. 1981 yılından beri dünyanın birçok ülkesinde uygulanan bu sosyokültürel ve siyasi değişim araştırması dünya nüfusunun yaklaşık %80'inin temel değerlerini ortaya koyuyor. Araştırmanın temelinde her ülkeden gelişigüzel seçilmiş örneklem gruplarının cevapladığı bir değerler anketi yer alıyor. Ankette yer alan sorular, bireylerden yola çıkarak toplumların yaşam düzeyi, ekonomik ve politik sistemlere bakış açısı, dini ve ulusal kaygıları ve benzeri konularda bilgiler veriyor.
İstanbul'un muhtelif semtlerinde yapılan anketlerde, doğurduğu tepki sebebiyle, en çok dikkat çeken soru "Kendinizi öncelikle bir Müslüman olarak mı, yoksa Türk olarak mı görürsünüz?" sorusuydu. Her zamanki gibi, zor olan soru değil, cevaplardı, daha doğrusu cevapların kabullenilmesi. Soruyu cevaplayanların yaklaşık yarısını oluşturabilecek büyük bir kitle "Tabii ki öncelikle Müslüman'ım" diyerek cevap verdi. Diğer kısım ise zorlandı, tarttı, biçti ve aynı cevaba ulaştı, ya da çekimser cevaplar vermenin yollarını aradı. Araştırmanın Türkiye genelindeki sonuçları da bu tecrübe ile örtüşüyor. İstatistiksel verilere göre araştırmaya katılan kişilerin %68'i bu soruya Müslüman'ım diyerek cevap vermiş.
Gözünüzün önünde Yakup Kadri'nin satırları: "-Biz Türk değiliz ki beyim -Ya nesiniz? -Biz İslamız elhamdülillah... O senin dediklerin Haymana'da yaşarlar."

Haymana'dakiler hâlâ Haymana'da, klavyelerin başında! Bu aldatmacanın karşısında "Yaban" olabilmek mümkün mü?