İstanbul'un Kayıtdışı Ekonomisi

Deniz Yükseker


Şehir hatları vapurlarında ve banliyö trenlerinde işportacılık yapanlardan, otomobil tamircilerinde ve deri tabaklama atölyelerinde kaçak çalışan çocuk yaşta çıraklara, sokak satıcılarından belediye denetimi dışında serpilen gecekondu mahallelerine kadar, İstanbul'da öteden beri çok çeşitli bir kayıtdışı ekonomi mevcut. Türkiye'nin diğer büyük kentleri gibi İstanbul'da da kayıtdışı sektör (ya da enformel ekonomi), sanayileşme ve hızlı kentleşmenin kaçınılmaz bir "yan ürünü" olarak karşımıza çıktı. İstanbul'un ekonomisi, kente yeni gelenleri mekânsal olarak da, iş olanakları açısından da "kayıtlı" -yani yasal düzenlemelerle denetlenen- konut ve iş piyasasına sığdıramıyordu. Bu süreçte oluşan enformel ekonomi, hem yeni kentlilerin barınma ve geçim sorunlarına bir çözüm sağlıyor; hem de "kayıtlı" ekonomide faal olanların kimi mal ve hizmetlere (konut, ucuz gıda, ucuz oto tamiratı, ucuz temizlik işçisi vb.) olan ihtiyaçlarını ucuz bir şekilde karşılıyordu. Bazı mal ve hizmetlerin üretimi ve dağıtımı zamanla kayıtlı ekonominin içine alınırken, bir yandan da yeni bazı kayıtdışı faaliyet türüyordu. Bu şekilde tanımlayabileceğimiz enformel sektör, İstanbul'da hâlâ canlılığını koruyor.

Ancak bu arada, İstanbul'da son 20 yılda "yeni" bir kayıtdışı ekonomi ortaya çıktı ve son 10 yıl içinde dikkat çekici bir büyüklüğe ulaştı. Yeni kayıtdışı ekonominin en önemli özelliği, kent içine sıkışmış bir sektör değil, Türkiye'nin sınırlarını aşan, diğer bir deyişle uluslarötesi bir oluşum olması. Bu bağlamda iki önemli olgudan söz etmek istiyorum. Birincisi, 1990'larda "bavul ticareti" deyimiyle kamuoyunun dikkatini çeken, İstanbul'un önemli bir kavşak noktasını oluşturduğu uluslarötesi kayıtdışı ticaret ağı. İkincisi ise, kaçak göçmenlerin, İstanbul'da işgücü piyasasına dahil olmaları. Yaptığım bu sınıflandırmaya iki açıdan itiraz edilebilir. Öncelikle, "madem uluslarötesi bağlantılara önem veriyoruz, neden mafyanın örgütlediği kaçak mal akışları ve kara para aklama faaliyetlerini de üçüncü bir kategori olarak tanımımıza eklemiyoruz?" diye sorulabilir. Bu doğru bir saptama olurdu; ancak bu yazıda, sosyal bilimcilerin teamüllerine uygun olarak, enformel ekonomiyi, "yasal mal ve hizmetlerin yasal yollardan denetlenmeyen üretilmesi ve dağıtılmasına ilişkin faaliyetler"le sınırlı tutuyorum. Diğer bir deyişle, yasadışı mal ve hizmetlerin akışlarını tanıma dahil etmiyorum. Bununla birlikte, söz konusu üçüncü kategoriyle ilk iki kategori arasında dolaylı bir ilişki mevcut olduğunu kabul etmek lazım. Tabii ki, bavul ticareti ve kaçak göçmenlerin varlığı İstanbul'a özgü değil; ancak aşağıda anlatacağım etmenlerin etkileşimi yüzünden, İstanbul'da yoğunlaşmış durumdalar.

Dolayısıyla, İstanbul'un yeni kayıtdışı ekonomisini tasvir etmeden önce, bu olguya yol açan dinamiklerden söz etmeliyim. Yeni kayıtdışı ekonominin dinamikleri, eskisi gibi ulusal ekonominin içinde değil, "uluslarötesi" düzeyde belirleniyor. (Burada uluslarötesi sıfatını, ulus-devletlerin denetiminde veya gözetiminde gerçekleşen faaliyetleri ifade ederken kullandığımız uluslararası sıfatına tercih ediyorum.) Yeni enformel ekonominin oluşmasına yol açan üç farklı düzeydeki -küresel, bölgesel ve ulusal- etmenden söz edebiliriz: Bu düzeyleri sırayla ele alalım.

Küresel etmenler: Son 30-40 yıldır, bütün dünyada, mal, sermaye ve nüfus hareketleri giderek hızlanıyor ve yoğunlaşıyor. Bazı gözlemcilerce "küreselleşme" adıyla anılan bu sürecin ortaya çıkmasında, sınırlar ötesi haberleşme ve ulaştırmanın teknolojik gelişmeler sayesinde kolaylaşmasının payı var. Ancak bu sürece farklı bir açıdan da yaklaşabiliriz. Ulus-devletlerin sınırları, küresel ekonomik güçlerin doğrudan veya dolaylı etkisi altında giderek daha "geçirgen" hale geliyor. Bu bağlamda, hem küresel sermaye akışları, hem de yasal ve yasadışı göç hareketleri akla geliyor. Küreselleşme esnasında birçok "dünya kentinin" önemi artmış durumda. İstanbul da, birçok başka metropol gibi, Türkiye'yi ilgilendiren sermaye, mal ve insan akışlarının bir kesişme noktası haline geldi. İstanbul'un ulaşım, imalat, çeşitli hizmet sektörleri ve kültür alanlarındaki varolan altyapısı ve buna bağlı olarak tüketim ve istihdam kapasitesi, hem para hem de işgücü için bir mıknatıs görevi görüyor. Dolayısıyla, yeni kayıtdışı ekonominin oyuncuları olan bavul tüccarları ve kaçak göçmenler de, Avrupalı turistler, yabancı yatırımcılar, orta sınıf ve yeni kentli işçi sınıfı kadar, İstanbul'un çekim alanına girmiş durumdalar.

Bölgesel etmenler: Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya, siyasi ve ekonomik olarak son 15 yıldır büyük bir dönüşüm geçiriyor. Bölge, Sovyetler Birliği'nde ve Doğu Avrupa'da sosyalist ekonomilerin çökmesinin ve kapitalist piyasa ekonomisine geçişin getirdiği işsizlik, yoksulluk ve hukuk devletinin zayıflığı gibi ciddi sorunlarla boğuşuyor. İşsizlerin ve yoksulların bir kısmı, Rusya ve diğer Sovyet cumhuriyetleri, Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde hızla büyüyen kayıtdışı ekonomi içinde gelir kaynakları bulurken, bir kısmı da kaçak işçilik veya küçük ölçekli ticaret yapmak amacıyla, sınırları aşındırmaya başladı.

Ulusal düzeydeki etmenler: Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin son 15-20 yıldaki dönüşümünün yarattığı sorunlar akla geliyor. (Tabii ki, bu sorunlar, küresel düzeyde ele aldığımız etmenlerden bağımsız değil.) 1980'lerde benimsenen dışa dönük ekonomik büyüme modeli, Türkiye ekonomisini hem ürettiği malları satmak zorunda olduğu dış pazarlara bağımlı kıldı; hem de liberal piyasa düzenlemeleri sayesinde, başıbozuk sermaye hareketlerinin yol açtığı iniş-çıkışlara karşı kırılgan hale getirdi. Öte yandan, son on yılda, güneydoğudaki iç savaş yüzünden, büyük kentler yeni bir iç göç dalgasına maruz kaldı. Bu koşullar altında, İstanbul'da imalatın ve istihdamın nitelikleri, ekonomik krizlerle etkileşim içinde değişmeye başladı. İşte bütün bu etmenlerin üst üste bindiği kentte, yeni kayıtdışı ekonomi 1980'lerin sonlarında sessizce doğdu ve 1990'larda ihmal edilemez bir boyuta ulaştı.
Yeni enformel sektörün tasvirine, bavul ticaretiyle başlayabiliriz. Daha 1980'lerde, Beyazıt ve Kapalı Çarşı çevresinde, Polonya, Macaristan ve Yugoslavya ile Kuzey Afrika ve Körfez ülkeleri kaynaklı bir bavul turisti akını gerçekleşiyordu. Doğu Avrupa'dan gelenler, genelde ucuz deri giyim ve bir ölçüde de konfeksiyon ürünleri peşindeydiler. 1980'lerin sonunda Sovyetler Birliği'nin yurtdışına seyahati kolaylaştırmasıyla birlikte, Sovyet vatandaşları da, Polonyalı gezgin tüccarların izinden Beyazıt'ı buldular. Bavul tüccarlarının yoğun olarak talep ettikleri konfeksiyon, deri giyim ve ayakkabı gibi tüketim mallarının satışı, Beyazıt'tan Laleli'ye kaydı. Bu arada, dayanıklı tüketim malları ve gıda maddelerinin deniz yoluyla Rusya ve Ukrayna'ya ticareti Karaköy'deki Salı Pazarı Rıhtımı'nda yoğunlaştı. 1990'ların ortaları itibariyle, eski Sovyet cumhuriyetlerinden ve özellikle de Rusya'dan bavul ticareti yapmak amacıyla İstanbul'u ziyaret edenlerin sayısı, senede bir milyona ulaştı. Gerçekte bu rakam biraz yanıltıcıydı, çünkü bavul turistleri, sene içinde birkaç kez, hatta bazen iki-üç haftada bir İstanbul'a geliyorlardı. Ruslar'ın bu faaliyete verdikleri isim -mekik ticareti- aslında daha anlamlı. Turistler, adeta İstanbul'la memleketleri arasında mekik dokuyorlar. Mekik dokuma esnasında, uluslarötesi bir kayıtdışı ekonominin ağları da örülmüş oluyor.

Rusça'daki deyimiyle "mekikler" (çelnoki), genelde devlet sektöründeki maaşlarıyla geçinemeyen veya işten atılmış olan, ticaret kaydı olmayan, diğer bir deyişle kayıtdışı küçük tüccarlar. İstanbul'a her gelişlerinde Laleli'de birkaç gün konaklayıp birkaç bavul veya çuval dolusu giyim eşyası veya ev tekstili satın alıyorlar, güç-bela bunları gümrükten geçiriyorlar, sonra yaşadıkları kentlerdeki sokak pazarında veya büfelerde satışa sunuyorlar. Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya'dan gelen mekik tüccarlarının çoğunluğunu, erkeklere göre alışveriş konusunda daha becerikli olan ve Sovyet sonrası dönemde yaşam mücadelesinin en öndeki neferleri konumunda bulunan kadınlar oluşturuyor.

Laleli semtinin adı, son 15 yılda İstanbul'da bavul ticareti olgusuyla birlikte anılmaya başlandı. 1990'ların ortalarına gelindiğinde, semtte mekik tüccarlarına yönelik 10.000 civarında toptancı mağazası açılmıştı. Bunların çoğu, bavul turistlerine kayıtsız mal satışı yapıyor; sattıkları konfeksiyon ve deri giyim ürünlerinin büyük bölümü de, Merter, Güngören, Yenibosna, Çağlayan gibi semtlerde, küçük atölyelerde ve genelde kayıtdışı olarak imal ediliyor. Vergileri ödenmeyen ve kayıtlarda görünmeyen bu malların çoğu, Türkiye gümrüğünden de kayıtsız olarak çıkıyor. Mallar, Rusya gibi ülkelerin sınırlarından içeri girdiğinde de, gümrük görevlilerine rüşvet verilmesi suretiyle yine kayıtdışı olarak piyasaya sürülüyor. Türkiye'de bavul ticaretinin "yasal" çerçevesini, 1990'larda yayımlanan bir dizi Hazine Müsteşarlığı ve Maliye Bakanlığı tebliği oluşturuyor. Buna göre, yabancı turistlerin "yolcu beraberi" olarak sınırsız miktarda malı yurtdışına çıkarmasına izin veriliyor; aynı zamanda Laleli toptancılarının ve "ihracatçıların" bu yoldan elde ettikleri dövizi özel banka hesaplarına yatırmak koşuluyla bavul turistlerine KDV'siz satış yapmalarına imkân tanınıyor. Bu ikinci tebliğ, imalat da kayıtdışı olduğu için, özellikle konfeksiyon satışlarında çok sınırlı bir şekilde uygulanabiliyor. 1994'teki krizden sonra ekonominin canlanmasını ve ülkeye döviz girmesini tercih eden hükümetler, bavul ticaretinin enformel olarak yürümesine müsamaha göstermiş durumdalar. Merkez Bankası'nın ilan ettiği, anketlere dayalı rakamlara göre, 1996 yılında bavul ticareti yoluyla yapılan satışların hacmi 9 milyar dolar civarındaydı; 1998'de Rusya'da yaşanan ekonomik krizden sonra bu miktar hızla düşmekle beraber, 2001 yılı itibariyle 3 milyar dolar düzeyindeydi.
Rakamlar bir yana, bavul ticareti İstanbul'da yeni bir kayıtdışı ekonomik örgütlenmeyi beraberinde getirmiş durumda. Bir yandan, taşra piyasasına yönelik çalışan veya büyük ihracatçıların taşeronu rolündeki küçük hazır giyim ve ayakkabı imalatçıları, üretimlerini küçük ölçekli bavul tüccarlarının talepleri doğrultusunda yönlendirdiler. Özellikle, iç piyasanın daraldığı ve Avrupa'ya ihracat konusunda sorunların yaşandığı 1990'ların ortalarında, bavul ticaretinin açtığı yeni piyasa, İstanbul'da küçük ve orta ölçekli hazır giyim, ayakkabı ve deri giyim imalatı için bir can simidi oldu. Öte yandan, Laleli piyasası ve bavul ticaretine yönelik üretim yapan sektörler, on binlerce kişi için bir geçim kapısı yarattı. Krizden etkilenen İstanbullu küçük girişimciler, Laleli'de toptancılık veya imalata girerken, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu güneydoğulu göçmenler de sermaye sahibi olup olmamalarına göre, taşıyıcılıktan tezgâhtarlığa, mağaza sahipliğinden imalatçılığa Laleli'deki en büyük grubu oluşturdular. Burada belirtmeliyiz ki, Laleli'deki girişimcilerin ve çalışanların ezici çoğunluğu erkek. Bunun yanı sıra, Kürt göçmenler, kayıtdışı konfeksiyon atölyelerinde çalışan işgücünün de önemli bir kesimini oluşturuyor. Yine önemli bir husus, kökenlerine bakılmaksızın, söz konusu atölyelerde çalışan işçilerin yaklaşık yarısının genç kadınlar olması.

Sonuç olarak, bavul ticaretinin oluşturduğu uluslararası kayıtdışı ekonomiye baktığımızda, üretimden dağıtıma İstanbul'dan Rusya ve diğer eski Sovyet cumhuriyetlerine uzanan bir işbölümü ortaya çıktığını ve bu iş bölümünün aynı zamanda cinsiyet ve etnik köken/milliyet açısından da belirli bir yapısı bulunduğunu görüyoruz.

Gelelim kaçak göçle kayıtdışı ekonomi arasındaki bağlantıya. Son on yılda, Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri ile eski Sovyet cumhuriyetlerinden çalışmak amacıyla yurtdışına çıkanların sayıları artmaya başladı. Örneğin Yunanistan, mevsimlik kayıtdışı işçi olarak sınırı geçen Bulgaristan vatandaşlarına ev sahipliği yaparken, Macaristan ve Polonya, doğularında yer alan eski sosyalist komşularından kaçak göçmen akınına uğradı. Benzer bir süreç, 1990'ların sonlarına gelindiğinde İstanbul'da da yaşanıyordu. Günümüzde, kentte birkaç yüz bin yabancının kaçak olarak ikamet ettiği tahmin ediliyor. İstanbul bir yandan, Avrupa'ya gitmek isteyen Afgan, İranlı, Nijeryalı, Bangladeşli vb kaçak göçmenlerin "transit" noktası haline geldi. Bu gruptaki kişiler, Batı Avrupa'ya ulaşma emellerinin gerçekleşmesini beklerken, hem bir şekilde İstanbul'un mevcut kayıtdışı ekonomisine karışıyorlar, hem de kayıtdışı ve yasadışı başka bir sektörün (sahte vize/pasaport işlemleri gibi) palazlanmasına katkıda bulunuyorlar.

Öte yandan, turist olarak yurda girip sonra burada yaşamaya başlayan bir grup insanı da barındırıyor İstanbul. Bu gruptakilerin pek çoğu, eski Sovyet cumhuriyetlerinden ve yoksul Balkan ülkelerinden geliyorlar ve çeşitli sektörlerde iş bulmaya çalışıyorlar. Vizelerinin süresi dolduktan sonra da İstanbul'da kalmaya devam eden bu kişiler, altı ay veya senede bir ülkelerine gidip, sonra yeni bir turist vizesiyle geri dönüyorlar. Vize süresini geçirmenin yaptırımının sadece bir para cezası olduğu düşünülürse, Türkiye devletinin kaçak göç hareketlerine ve bunun oluşturduğu kayıtdışı ekonomiye şimdilik müsamaha gösterdiğini söylemek yanlış olmaz.
Laleli'de, bavul ticaretiyle yabancı kaçak işçi akışı bir noktada kesişiyor. Çünkü semtte Rusça ya da Slavca bilen çok sayıda tezgâhtar çalışıyor. Bu kişilerin çoğu, Moldovalı, Ukraynalı, Azerbaycanlı veya Gürcü ve çoğunluğu da kadın. Ancak daha ilginci, yabancı kaçak işçilerin kayıtdışılığın geleneksel olarak yaygın olduğu sektörlerde de çalışıyor olmaları. Örneğin ev temizliği ve çocuk bakıcılığı alanında, Moldovalı kadınlar İstanbullu orta sınıf hanımlar arasında birkaç yıldır çok revaçta. Bunun yanı sıra, inşaat işi, konfeksiyon ve ayakkabı imalatı gibi sektörlerde de Moldovalı, Romen vb. kadınları ve erkekleri görmek mümkün. Ayrıca, seks işçiliğinde de yine Doğu Avrupalı kadınlar faal durumda.
Uluslarötesi bavul ticareti ağında olduğu gibi, İstanbul'da yabancı kaçak işçilerin istihdam edildiği kayıtdışı ekonomik sektörde de milliyet ve cinsiyete dayalı bir işbölümü oluştuğunu iddia edebiliriz. (Görece yeni bir olgu olan bu konuda halen birkaç alan araştırması yapılıyor.) Bu işbölümünün oluşmasında, belirli grupların sosyal ilişki ağları sayesinde belirli sektörlerde yoğunlaşmasının payı var. Örneğin, Moldova'nın Gagavuz azınlığına mensup kadınlar, bir kez İstanbul'da ev işi bulduklarında, akrabalarının da iş bulup İstanbul'a gelmesine yardımcı oluyorlar.

İstanbul'un "yeni" kayıtdışı ekonomisini "eski"sinden ayıran unsurlar tam olarak nelerdir? Küçük ölçekli meta üretimi ve dağıtımı gibi bazı faaliyet kolları, bu yazıda tanımladığım iki enformel ekonomide de mevcut. Ayrıca, etnik (ya da yöresel) işbölümü, "eski" kayıtdışı ekonomi için de yabancı bir olgu değil. Örneğin kentte küçük ölçekli konfeksiyon imalatında, öteden beri Maraşlılar belirgin bir grup. Buna benzer birçok örnek düşünülebilir. Ancak günümüzde kayıtdışı ekonomi içindeki etkinliklerin önemli birkaç ortak niteliği, "yeni"sıfatına layık olmasını sağlıyor.


İşgücü kullanımı ve emek sürecinden pazarlama ve dağıtım aşamalarına kadar, yeni kayıtdışı ekonominin bir veya birkaç halkası uluslarötesi bir nitelik taşıyor. Enformel ekonominin boyutunun ulusal sınırları aşması, hem ekonomik hem de sosyal açıdan bazı sonuçlar doğuruyor. Bavul ticaretinde imalat "yerel" olsa da, üretim siparişini verenler mekik tüccarları ve dolayısıyla mamullerin niteliğini (modeller, renkler, kumaşlar vs.) onlar belirlemiş oluyorlar. Örneğin Rusya'da değişen modalar, revaçta olan markalar -kısacası, Ruslar'ın tüketmek istedikleri batılı imgeler- İstanbul'da imalata yansıyor. Diyelim ki, bu hafta korsan Lewi's marka kot pantolon üreten bir atölye, mekik tüccarlarının talebine göre, bir ay sonra korsan Wrangler üretimine geçebiliyor.

Kaçak işçilerin çalıştığı enformel sektörde ise, üretim ve tüketim mekânı İstanbul; ancak işgücünün yabancı olması, üretilen metanın fiziksel olmasa da simgesel niteliklerini değiştirebiliyor. Bu konudaki en çarpıcı örnek temizlik işi olabilir. Türkiye vatandaşı bir işçi ile Moldovalı bir göçmenin sundukları hizmet (ev temizliği), emek süreci açısından birbiriyle eş olabilir. Ancak İstanbullu bir aile için evinde bir yabancıyı çalıştırmanın kültürel ve simgesel olarak muhtemelen bir farkı vardır.

Öte yandan, yeni kayıtdışı ekonominin uluslarötesi boyutu, etnik köken/milliyet ve cinsiyete dayalı işbölümünü de özgün kılıyor. Birbirine "yabancı" olan gruplar, emek veya mal piyasasında alıcı ve satıcı olarak karşı karşıya geliyorlar. İşlemlerin kayıtdışı veya kaçak olarak yapıldığı bu ortamda, yani piyasa değişimi üzerinde yasal denetimin olmadığı koşullar altında, kaçak işçiler, mekik tüccarları, orta sınıf aileler, imalatçılar ve Laleli toptancıları, işlerini yürütebilmek için birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkilere ve varolan ilişki ağlarına yaslanıyorlar. Sosyal ilişkilerin kurulmasında, toplumsal cinsiyet kimliklerinin de etnik kimliklerin de bir rolü olabiliyor.
Kısacası, İstanbul'un ekonomisi küreselleşirken, kentin kayıtdışı ekonomisi de eski sınırlarını aşmış durumda. Bu süreçte ortaya çıkan yapıların sadece ekonomik değil, sosyal ve kültürel açıdan da özgün nitelikleri var.