Tıp Eğitiminde ve Halk Sağlığında Mantık ve İstatistiğin Önemi
|
| |
|
Geçen gün gazetelerin birinde okuduğum bir haber beni düşündürdü – genelde olmayan birşey bu, o yüzden bu deneyimimi paylaşmak istedim. Almanya'da yaşayan bir doktorumuz, bir Türk doktoru, Türk örf ve adetlerinin modern dünyada –bile– ne kadar yararlı ve isabetli olduğunu örneklemek amacıyla söz almış, diyor ki (mealen) “bizim taharet alışkanlıklarımız (kulak çınlatma servisi: Adalet Ağaoğlu, Hasan Pulur, Zeki Coşkun, Semih Gümüş, Sefa Kaplan) aslında hemoroid oluşumunu engelleyen çok güzel bir yöntemdir. Ben mesela burada [Almanya'da] onyıllar boyunca kıçını kuru kuru silen yaşlı kadın ve erkeklerin kıçlarının girdiği korkunç şekli gördükçe bunu düşünüyorum.”
Hakikaten enteresan bir düşünce bu. Tıp denilen bilgi birikimini sanat ya da bilim olarak adlandırmak size kalmış, ama her halükarda belirleyici yanı, neden-sonuç ilişkisine fena halde bağlı olması. Üstelik bunu tersten yapmaya çalışıyor, yani sonuçlara bakarak nedenin ne olabileceğini kestirmeye çalışıyor. Dolayısıyla sağlam bir mantık temeli gerektiriyor – el becerisi ve hüner kadar önemli bu bence. Bu hemoroid örneğine biraz daha yakından bakalım mı? Nedir, sonuç: hemoroid, neden: kuru temizleme. Hipotez: ıslak silerseniz hemoroid olmazsınız. Peki ama güzel kardeşim, Türkiye'de hiç mi kimsenin basuru yok? Bunların hepsi kuru temizledikleri için mi basur olmuş? Nasıl bir alan araştırması yaptın, neyine güveniyorsun? Ben şimdi nasıl inanayım senin teşhislerine, önereceğin tedavi yöntemlerine?
Bunun benzeri bir mantık ve çıkarım abidesini vapur iskelelerindeki yeşilay posterlerinde görmek mümkün: sayılarla konuşuyor adamlar, ne dediklerini biliyorlar yani, diyorlar ki aman alkol kullanmayın, çünkü şiddet olaylarının, trafik kazalarının ve tecavüzlerin yüzde ellisi alkollüyken gerçekleşiyor. Peki, ben şimdi bir poster yapıp aynı verilerden hareket ederek desem ki “aman sevgili halkım, alkol kullanın, çünkü bütün bu kötü şeylerin yüzde ellisi alkolsüzken oluyor,” yanlış birşey söylemiş olur muyum? Yüzde elli-yüzde elli bir dağılım söz konusuysa, alkolün belirleyici bir faktör olmadığı anlaşılır; yani alkollü ya da alkolsüz olmak birşeyi değiştirmiyor, kaza yapma olasılığınız başka şeylere bağlı demektir. Ayrıca ben eminim ki bu posterde yüzde elli demişlerse o en iyi ihtimalle yüzde kırkbeş filandır, yani alkolsüz olmak aslında daha tehlikelidir. İnsan kendini kendi bacağından vurabiliyor işte bazen.
Mantık, bütün güzelliklerin anasıdır.
|