Andrei Tarkovski'nin, Stanislaw Lem'in aynı adlı romanından sinemaya uyarladığı Solaris filminde, Solaris uzay üssüne gönderilen Dr. Kelvine'in ilk gece, ilk uyku öncesi dışarıya, Solaris gezegenini örten uçsuz, onu yutmaya, içre etmeye hazır karanlığa dalıp gidişi, filmin ilerleyen evrelerinde Dr. Kelvine'in bilinç-yarılmasına yol açabilecek ağır kâbuslarında anne'nin ziyaretiyle, ardında gizlenen nedeni, korkuyu önemli oranda bulanıklığından kurtarır, siluetleştirir.
İnsan yaşamında hiçbir olay yoktur ki doğum travması denli büyük, şiddetli kalıcı etkiler doğurabilsin. İlk-fırlatılmışlık, birey-özne'nin dışlaştırılması (ana rahminden kopuş) ve henüz onun için tam anlamıyla bilinmezlik olan dış gerçekliğiyle buluşturulması yaşamın çekirdeğinde bir ilk-edilginliği işaretliyor. Bu ilk-edilginlik, sonrasında ancak yaşamı sürdürme yönünde, eylem/eylemsizlik karşıtlığının, çatışmasının, eylem'le sonlandırılması ile karşıt-kutba yol alabiliyor. İlk-edilginlik geri-dönme isteğini kucaklıyor, bir onu biliyorsa, karşıt-kutbu da “gitmek” isteği ile adlandırılabilir.
Uzam'ın sonsuzluğunda evrensel akışkanlığını gördüğümüz ama bir türlü zihinsel erişkinliğine ulaşamadığımız, kavrayamadığımız samanyolu, kendiliğinden işleyişinde tuttuğu erişilmez uzaklığında insanın bütün bütüne yabancı kaldığı dış-gerçekliğini oluşturuyor. Gitmek eyleminin dışadönüklüğü insanın hiçleyemediği geri-dönüş arzusunun dışavurumu mu?
Füzenin fırlatılması, füzenin içinde insanın fırlatılışı, artık bir yetişkin olarak uzaya yolculuk bilincin karanlıkla ayaklanıp çekim gücünü de kurmuyor mu?
Karanlık odada uyku öncesi yalnız bırakılan çocuğun duyduğu korku, ilk dokunuşla, sevilen kişinin yanıbaşında varlığını duyumsatmasıyla nasıl sonlanıyor, gideriliyorsa, uzayın sonsuz karanlığın tekinsiz açıklığı, koyu bilinmezliğiyle çağrısı hep öteki'ni, başka bir canlı'yı arama, ümit etme güdüsünden beslenmiyor mu? İnsanoğlu geri-dönüşün (ana rahmine) olanaksızlığı karşısında umarsızlığını, belki de dışarıda, uzayın koyuluğunda cisimleştirmeye çabaladığı, ucu bucağı olmayan, sınırları kırılmış karanlıkta “keşfetme” güdüsüyle örtmeye uğraşıyor.
Uzay, sonsuz karanlık, ana rahminin çekiciliğini taşıyan yutmaya hazır kara delikleriyle geri-dönüşün olanaksızlığını yüzümüze vuran boşluk: Döngünün açmazı, yüzünü dünyanın dışına dönen insanın trajedisini kuran temel çelişki bu olabilir mi?
|