Plazma ve imge. Plazma teknik bir aletin adı, imge her ne ise o. Ki, bu plazma şu anda her evde olabilecek bir alet değil, ama imge her yerde her zihinde, var olmakta olan düzenin her anında ve “ölümsüz”.
İmgenin –diğer bir deyişle Saddam imgesi, daha uzak bir deyişle bütün benzer imgelerin; Öcalan, Pinochet..– sürekliliği plazmanın teknolojik mükemmelliği olan görüntünün tam, sabit, titreşimsiz niteliği ile daha da sağlamlaştırılır: Ekran noktalı yapısından haber vermeyecek kadar tamlık ve bölünmezlik içinde. Bu bütünsellik imgenin tekelinde değil, tekniğin tekelindedir. İmgeye has tarih silinmiş, tekniğin anlık tarihi var edilmiştir. İmge, Saddam imgesi, bütünü kuran imge olarak plazmanın içinde “asıl” Saddam imgesinden uzaktır: İlk kırılma.
Her gördüğünüze inanmayın.
İmge o derece tam ve bütün durmaktadır ki, izleyenlerin zihin depolarındaki imgeyle çatışır. Çünkü, plazmanın içindeki bir “evsiz barksız”, sokaktan toplanmış, ki görünüşe göre Saddam da çukurdan toplanmıştır, yaşamla direkt ilişkisi içinde her şeye alışık, her şeye bir neyse odur, ne derseniz öyledir diyecek bir “kimsesiz”, bir adsız, bir olağan gibi durur. Ad verme işi: Bayanlar, baylar yakaladık, işte “o”: ikinci kırılma.
Her duyduğunuza inanmayın.
Kim bu “o”. Bir evsiz barksız mı, yoksa isimsiz ama tarihsel ağırlığının ve düzenin olmazsa olmaz elzem bir atığı mı. Kimsesizlik, tarihsizlik ve bütünlüğü kırılmışlık, dıştan gelen bir tamamlama, bir katılım ile imge her ne ise “o” olur. Yani diktatör, birilerinin onu bulmak için neredeyse yerkürenin yarısını kat ettiği Saddam. Tarihinden soyutlanmış imge, zihinlerdeki taze, güncel tarihini, sunumun sözcüsünün işte yakaladık deyişi, salondakilerin ise protestoları ile yeniden ne ise “o” olarak alır. Dıştan gelen tamamlanma ve iade, hem düzenin zihinlere bir iadesini, hem de asıl yaratıcısı olan tarafından, ki bu düzendir, yeniden adlandırılmasını, bir vaftiz babalığının kendini duyumsattığı durumdur. Atık durumunda olan yeniden adlandırılır: üçüncü kırılma.
Her görülen, her duyulan atıktır.
Atığa inanın.
Homojenleştirilmiş imge yeni adlandırılışı ile kişisel tarihine iade edilir. Kişisel tarihin plazmanın dışından gelmesi, plazmaya yönelmesi imgenin bir boyun eğmişliğini sessiz kabullenişinin plastik kurgusudur: Bu noktada estetiğin belli güncel teloslarından biri de, uzlaştırılmış, sakinleştirilmiş, kaynağından uzaklaştırılmış imgenin yeniden kaynağına döndürülmesidir. İmgeyi bütünleyen dışta olanın takdimi ve protestosudur. Geriye dönüş hareketi ile yeniden heterojenleşen, yeniden “kimse” olan bir imge. Plazma imgeyi parçalamıştır. Aslında en bütün haliyle gösterdiğine inancı ile onu parçalar ve bu tamamlamayı yine bir dışta kalış haliyle izleyen belleğe bırakır: Söz konusu olan imgenin aklanması değil, takdim edenin, plazmaya yerleştirenin aklanmasıdır. Ve bu görev izleyene bırakılmıştır.
Bu noktada belki estetiğin ikinci bir güncel telosundan bahsedilebilir. İmge kendini katılımla, bir dış tamamlama edimi ile her türlü ideolojinin dışında tutar.
Atık, tamamlama ve katılımdır.
Öyle ki, yakalama ve “takdim” bir de-presentation'dur, imgesiyle örtüşmeyen bir söylemin kurulması, bunun bir katılma edimi ile representation'a dönüştürülmesi: fail, artık düzenin atığı olmuştur, katılma edimi ile de kurtulunması, uzaklaştırılması gerekmeyen atığa dönüşür. Bu noktada, o topraktan bu toprağa paslanan nükleer atık düşünülebilir. Bu atık kurtulunması gereken uzak diyarlarda gömülmesi gerekendir. Ama tamamlanmış imge, katılım ediminin yardımı ile bir “evrensel sorun” haline dönüşerek, sorunu çözenin “yüceldiği” yeni bir durum, kurtarıcıya kat be kat varolma imkanı ve sürekliliği veren atıktır. Biliriz ki, atık işlenerek ya doğal koşullarla dönüşür, bir işlemden geçer ya da kendiliğinden olur. Söz konusu olan atık ve sonrasıdır. İmgede ise böyle bir ikili zaman dilimi yoktur. O en başından dönüşeceği her ne ise o'na “yazgı”lıdır. Yani yeniden babasına dönmek, yeniden ad konulmak. Başın ve sonun çakışık olması hali imgenin soyutlanabilir oluşunun da imkanıdır.
Kol kanat gerişin, aklamanın imkanı ile babaya döndüğü ve oğlun yeni adıyla zamana katıldığı süreç, benzer süreçlerin niceliksel değeri ile olağanlaştırılır, bir genel geçer hal alır. Alışık olma hali bir diğer yönüyle atık tehlikesinin uzaklaştırıldığı, atığın düzenin oğullarından biri olduğu durumun da yaratılmasıdır. Kabulün çoğulluğu içeriğin hafifletici sebebi olamaz. Bu noktada içerik ve çoğulluk arasındaki ilişkinin de güvenirliliği sarsılmış olur. İçerik ve çoğulluk ilişkisi imge üzerinden düşünülürse; içeriğinin bir dışta olan tarafından doldurulduğu hayati öneminin yine bu dışta olan tarafından sağlandığı görülür: Dışta, yani düzenin dışta oluşu. Bir sizden birinden, bir bizden birine geçiş anı.
Oğul, oğullarını kurban ederek itaat eder.
Bu atık en vulger ifade ile kapitalizmin atığıdır, kapitalist argümanla tüketilmesi, yenilir hale getirilmesi gereklidir. İşte bu noktada olağan tüketilme mantığından kopulur. Çünkü, imge sıradan bir ürün gibi her eve lazım değil, imge düzene lazımdır. Yenilmesi ve tüketilmesi bizzat düzence yapılır. Hikayesi düzen tarafından bilinir ve kontrol edilir. Yakalama ve açıklama. Atık bu haliyle bir katalizör gibi çalışır, düzenin hikaye anlatışının içini doldurur.
Kimsenin görmezden geldiği “evsiz, barksız” imge terkedilmişlik duygusu ile taşıdığı tarih dilimini de nötre eder. Kendi zamanını kontrol edemeyecektir. Yunancada etimolojik bir köken olan atheos, Tanrının terk ettiği, kendi başına bıraktığı demek olan ateist, kendi zamanının kontrolcüsüdür. İmgenin paradoksu hem terkedilmişlikte hem de kendi zamanının kontrolüne sahip olmamasındadır. Bu haliyle o her zaman bir potansiyel “kimse” oluşa sahiptir. Vaftiz babasının himayesindedir.
İnsanlık adına sahip çıkılarak, “insanlık davası” adına sahip çıkılarak imge gündeme oturtulur. Bir diğer paradoksta ele alınışın ağırlığı ve ciddiyeti yanında imgenin soyutlanmış, hiçkimseleşmiş hali, bu ciddiyetin çatlamasına, onun bir “duygusal yakınlık” içine sokulmasına neden olur. Ve “suçlu” bir sapmayla babaya geçer. Baba suçludur. Oğlunu bu noktaya getiren babadır. Hikayecinin telosu, kazdığı kuyuya kendi düşerek sonlanır. Oğlun suçu babanın suçudur. Bu duygusal yaklaşımın vardığı noktadır. Duygusal izlenimin suçu tersine çevirişi, “suçlu”yu bir duygusal yakınlık içinde vardığı sona, bir acımaya vardırır.
Soğuk plazma imgesi. Soğuk çünkü Saddam sanki bir otopsi odasında, sanki bir morg odasında gibi nesnel duygusal verilerin silindiği bir arka planla verilmiştir. Soğuk imge ev sahibi tarafından yeniden giydirilecektir. Çıplaklık mekandan geçer. Ev sahibi giydirip kuşatacaktır. Müzikal yeniden başlayacaktır. Müzikal geleneğinin yaygın olduğu, imgenin sunulduğu topraklar, yeni bir müzikali seyretmeye hazırlanır. Bu müzikal evrensel değildir. Evrensel olan müzikalin sahneye konulacak oluşunun haberi, açıklamasıdır. Müzikali izleyelim ya da izlemeyelim zihinler ve tarih haberin kendisi ile doldurulur. Tek defada amaçlanan vurgulu olma isteği imgenin ve ilk açıklamanın soğuk ve metalik hissi ile sağlanır. Amaç budur. Şov bizi değil onları ilgilendirir. Biz sadece ilkleri bellekte tutar ve bunun üzerine konuşuruz. Şu anda yaptığımız gibi. Pastanın kokusu ve imgesi etkileyicidir. Ama tadından bihaberizdir. Tadına bakma “onlarca” yapılacaktır. Ne imgenin getirildiği acılı topraklardaki acılı çocuklarca ne de tarihsel yargı tarafından. Müzikal, kurgulayıcılarının yararına ve söylemde kalmalarına yarayacaktır. Şov ve oylar eş zamanlı işler.
Şov, söylenemeyen “hakikat”in söylenebilir hale getirilmesidir. İçerik hafifler. İmge hafifler. Öyle ki, bu yolla tehlike uzaklaştırılmış, imge olağanlaşmıştır.
Bu durum, atık olma halinin iyi tarafıdır. Atık zararsız baba kucağında dinlenmektedir. Popülarite bu aklanmış halin tarihsel belge oluşunu düşündürür. Burada düzene bir plastik öneri gelebilir: Bu belge oluşun tarihsel eş zamanlılık içinde, kendi kendini anlatışına, kendi kendini belgeleyişine olanak tanımak. Tarihsel belgenin –Saddam ve bir dönem– dolaylı niteliği burada eş zamanlılık ile aşılır. Belge ve tarih çakışır. Düzenin böyle bir iyi tarafı da yok değil. Olayları yaratmak, onlara tarihin belgesi olmanın dolaysız olanağını vermek. Yazmak, kendi imgesini kendisinin yaratması. Acıma duygusunun imge üzerinde toplandığı, yoğunlaştığı durum yaşanır. Ameliyat eldivenleri ile imge üzerinde ölçme, biçme yapan başka bir kimliksizin imgeye bakışı acıma ile doldurması gibi. Bu noktada düzen hiddetin merkezindedir. Sayısız acılı bedenin hiddetlendirdiği ve soran zihinlerin yöneldiği düzendir.
Atığın kaynakça korunması, en sağlıklı koşullarda tutulması ayrı bir sorundur. Öyle ki, her benzer imgede düzen nerede, nasıl, hangi koşullarda korunacağını düşünür. Koşulların ve güvenliğin en olanaklı halleri söz konusudur. Yani atsan atamazsın satsan satamazsın. Vaftiz baba en iyi bilir. Baba için tehlike buradadır. Kendi yararına sahiplendiği imge, şiddeti ona getirecektir. Uzak topraklardaki baba rolü oynama, kendi topraklarına yönelmiş başka babaların hiddetlerine sebep olacaktır: İkiz kuleleri ziyaret eden hayali babaların tehdidi. Bu hayali babalar babanın şovudur. Baba, hayali babaları yaratır. Asıl yanılsama burada başlar. Çünkü bu hayaletler gerçek, ete kemiğe büründürülmüş, birer canlı kimlikli hedeflerdir. Babanın bu hedefleri on ikiden vurması değildir amaçlanan. Tam atışın zamanını baba belirleyecektir.
On ikiden vuruş, tarihin kendisidir.
Bu şov şunu gizler: Bu topraklarda olası her tehdit, uzaktaki bahsettiğimiz tehlikenin elidir. Aslında baba tehlikeyi yakalayamadığı için hayali babaları ve onun gösterilerini kendi topraklarında onun adına yapar. Babanın büyük paranoyası. Öteki babalar bu topraklarda. Topraklarında olan yalnızca kendisidir. Saddam imge dahi, imge olarak, soyutlanmış olarak onun topraklarındadır.
En büyük paranoya, tehdit edenin tehdit edilmesidir.
Tehdit artık babanın toprağındadır.
Diğer bir bakış açısı ile plazma, biliriz ki, hücre yapı taşlarını koruyan, bu yapı taşlarının içinde yüzdüğü sıvıdır. Hücrenin sürekliliğinin olmazsa olmaz koşuludur. Sıvı içinde güvendedir yapı taşları. Şöyle ki, döl yatağındaki cenin de benzer bir sıvı içinde güvenliktedir. Cenin sıvı içinde gelişir ve günü gelince dışarı çıkar. Plazma yeniye, tekrara gebedir. Baba oğlunu plazmada tutar. Değiştirmek, dönüştürmek üzere güvende tutar.
Güveni sadece plazma içindeki için düşünmek, hedefteki acılı, yaşlı “çocuk bakışları”nın ıslak yanaklarını ve sessiz dudaklarını duyarsız bir sessizliğe gömer. Islak bakışlar, babalarını sorar. Bir tarafta vaftiz babasına kavuşan imge, diğer tarafta hiçbir zaman babalarına ve çocuk dünyalarına kavuşamayacak ıslak bakışlar.
Bir şey unutuldu. Bu metin de unuttu!
DOĞA. Her şeyi tersine çevirebilir. Her şeyi “menteşesinden gevşemiş” kapı gibi sürtebilir. Doğanın sessiz ebeveynliği, kimliksizdir. Duygusal bağ kurmaz ama ebeveyndir. Her şeye söz geçirir.
Doğa, şovu bozabilir. Bozacaktır.
|