| İstanbul
Masalı ve Düşündürdükleri
|
| |
|
masal dinleyen çocuklara
Bir masalı her zaman çocuklar dinler, büyükler anlatır zannederiz.
Kaldı ki, masal dinlemeyi de okumayı da unutmuş bir toplumda yaşıyoruz.
Dolayısıyla aşkı, sevgiyi, yaşamın en sessiz dokularını yapay aracılarla
yeniden yaratmanın yollarını arıyoruz. “Hayatın anlamı”nın kavranmasında
kolektif deneyimin ürünü olan anlatılar, anlatıcıları ve dinleyicileri
ile birlikte doğadaki mükemmel şeylerden söz eder: Masallar, destanlar.
“Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” diyen masallar ilk
hikâye anlatılarıdır. Masal insanoğlunun mitosun yüreğine saldığı
korkudan kurtulmak için yaptığı ilk denemeleri anlatır: “Masalın
eski çağlarda insanoğluna ve bugün hâlâ çocuklara verdiği ders şu:
En doğrusu, mitoloji dünyasının güçlerini kurnazlıkla ve neşeyle
karşılamaktır…Masalın sahip olduğu bu özgürleştirici büyü, doğayı
mitolojik biçimde işe karıştırmaktansa, onun özgürleşmiş insanla
olan suç ortaklığına işaret eder. Yetişkin biri bu ortaklığı ancak
ara sıra, o da mutlu olduğunda hisseder; çocuk ise onunla ilk kez
masalda karşılaşır ve bu onu mutlu eder.” (Son Bakışta Aşk, Walter
Benjamin, s.94)
Masal, kapitalizm miti denen kabus karşısında bir strateji olarak
durur. Bu üst söylemi, ilişkiler düzeyine indirgersek, masal topluma
unuttuklarını, hatırlamakta zorlandığı yaşantıları hatırlatır: Yitirilen
değerler, unutulmuş sesler. Masal için hatırlama önemlidir. Şimdi
artık renkli, kuşe kağıda basılı kitaplar hatırlatma rolünü üstlenmişlerdir.
Kaybedilen melekelerden biridir, masal anlatmak. Masaldan ne anlarız:
“Bir kötülükle ya da bir eksiklikle başlayıp ara işlevlerden geçerek
evlenmeye ya da düğümü çözme olarak kullanılan başka işlevlere ulaşan
her gelişmeyi biçimbilimsel açıdan olağanüstü masal diye adlandırabiliriz.
Bitiş işlevi, ödüllendirme, aranılan nesnenin edinilmesi ya da genel
kötülüğün giderilmesi, izleme sırasında yardım ya da kurtarma, vb.
olabilir. “ (Vladimir Propp, Masalın biçimbilimi, s.121) Ayrıca
her masalın bir de motifi vardır.
Şimdi bizim masalımıza gelirsek; ilk başta motifimiz İstanbul’un
kendisidir. Her kavganın, tartışmanın ve tabii aşkın devası, İstanbul
ve silüeti. Şehrin akıl almaz yan yanalıkları, izbe ara sokaklarının
yanındaki varsıl caddeleri gibi, zengin erkeğin şoförün kızına olan
aşkı. Şehir bu aşkın olanağı olarak durur: Bu şehir adamı aşık eder.
İstanbul, yan yana
gelemeyeceklerin motifidir.
Şehrin değerini duyumsatan bir aşk hikayesi üzerinden, bir kez daha
bu şehrin kıymetini bilin mesajı verilir. Birinci mesaj: İstanbul,
başka şehirlere benzemez, bunu bilerek yaşayın.
Aşkın ifadesi ve işlenişindeki üslupsal seçicilik, günlük yaşama
sirayet etmiş olan şiddetin her türlüsünü dışlarken, öznelliklerin
aşkın içinde dahi korunabileceğine vurgu yapar. İkinci mesaj: Aşk
üslup gerektirir. Üslupsuzluk, tam da şiddetin göbeğidir.
Aşk, üslupların çatışmasıdır.
Merak. Haber verme hızının gittikçe arttığı günümüzde, merak duygusuna
basın yayın organlarınca sürekli ivme kazandırılır. Merak etmediğimiz
konular ayağımıza kadar getirilir, merak duygusu sürekli tetikte
tutulur: Ötekini merak. Dizinin en önemli noktası burası gibi. İnsanların
birbirlerinin yaşamlarını merak etmemesi. Anlatılmadıkça bir şey
sorulmazken, her şeyin bir zamanı var düşüncesi ilişkileri şekillendirir.
Üçüncü mesaj: Her şey zamanı gelince paylaşılır. Sözün kendi kendini
açması objektif değerlendirilişe olanak verir.
Merak, hakikati gölgeler.
Yaşamın hızı ve koşuşturması içinde genellikle anlatılanlara, görülenlere
dair ilk izlenimleri değerlendiririz: Anlatılanın doğrudan anlamı,
görülenin görülen kısmı. Ama asıl önemli noktalar ilk anlamların
gerisindedir. Kaldı ki bu dizi içinde diyalogların, konunun, tiplerin
sıradanlığı, olayların anlamsızlığı, saçmalığı gibi eleştiriler
getirilebilir. Ama dizideki aşk böyle bir görünmezlik içinde gelişerek,
filizlenir. Dördüncü mesaj: Asıl önemli olan görülenin arkasındadır.
Duyusal bilgi,
herkeste olabilecek olandır.
Kırgınlıkların, art niyetliliğin süreksizliği dizinin diğer önemli
noktası. Kırgınlığın ardından gülebilmeyi, yeniden konuşabilmeyi
çoğu kişi unutmuştur. Olaylar zamanlarında ve mekanlarında anlamlıdırlar.
Bu nedenle süreklilik insanın zaafından öte bir şey değildir: Sürekli
art niyetli oluş, sürekli iğneleyici ifadeler. Beşinci mesaj: Kırgınlıkların
ardından gülücükler gelebilir.
Anlam, an(ın)da ve
uzam(ın)da anlamlıdır.
Kimsesiz oluş. Her çocuğun bir aileye özlem duyacağı dolayısıyla
öksüz çocukların da anne ve baba sevgisine muhtaç olacağı vurgulanır.
Altıncı mesaj: Aileler, kimsesiz çocuklara ebeveyn olabilir.
Dizi olağan içindeki unutulmuş değerleri yeniden hatırlatır. İstanbul
masalı sıradan bir aşk hikayesi olarak görünse de, uzaklarda kalan,
yaşamın temel unsurlarını, ilişkilerin unutulmuş kurucu ilkelerini
yeniden duyumsattığı için bu metne konu edilmiştir.
|