Kant ve Yeni Kantçılık

Doğan Özlem


Önnot

Konferansımı üç bölüm halinde sunmayı planladım. Buna göre, ilk bölümde Kant’ın (1724-1804) felsefesi üstüne kısa hatırlatmalara yer vereceğim. İkinci ve ana bölümde ise Yeni Kantçı okulları kısaca ve etki bırakmış yönleriyle tanıtmayı amaçlıyorum. Son bölümde Yeni Kantçılık üstüne birkaç değerlendirme notuna yer vereceğim. Buna göre, sunumum sistematik ve eleştirel olmaktan çok, tanıtma amaçlı, tarihsel ve betimsel bir sunum olacak.1

Kant Felsefesi Üstüne Kısa Notlar

Onyedinci Yüzyıl Felsefesinde Akıl ve Doğa Denkliği
Bilindiği üzere, onyedinci yüzyıl, felsefe tarihinde Descartes, Leibniz, Spinoza adlarının çağrıştırdığı üzere, “rasyonalizm yüzyılı” olarak anılır. Bu yüzyılda Grek felsefesinin bir mirası olarak akıl ile doğa, logos ile ontos arasında birebir uygunluk, adequatio olduğu düşünülür. Doğa yasası aynı zamanda akıl yasasıdır da. Doğa bilimi de “matematiksel doğa bilimi”dir. Örneğin, Descartes için “doğanın doğru dili matematiktir.” Leibniz, insan aklının tanrısal akıldan pay aldığını, Tanrı’nın bir yaratısı olan doğayı, tam da bu nedenle akılsal yoldan tam olarak bilebileceğini düşünür. Bu yüzyılın Tanrı’sı, matematikçi/mantıkçı/mekanist bir tanrıdır (deizm). Onun yarattığı doğa da matematiksel/mantıksal bir yapıda olduğundan, bu doğada mucizelere yer yoktur. Newton, doğayı Tanrı’nın kurduğu, fakat bir kez kurduktan sonra işleyişine müdahale etmediği bir saate benzetir. Bunun bir sonucu olarak bu yüzyıl, bir akıl ahlakı, bir akıl dini, bir akıl hukuku (doğal hukuk) peşindedir.

Kant’ta Akıl ve Doğa Denkliğinin Reddi: Salt Aklın Eleştirisi
Kant, onyedinci yüzyıl felsefesinde Grek felsefesinin bazı bakımlardan bir tekrarını bulur ve bu felsefeyi büyük ölçüde bir “metafizik” olarak nitelendirir. Kant’a göre akıl ile doğa, logos ile ontos arasında bir denklik, upuygunluk [adequaito] olduğu asla kanıtlanamaz; fakat buna karşılık, aklın ne olduğu, onun neliği, bir soruşturma ile ortaya konulabilir ve daha sonra onun sınırları, neyi bilmeye yeterli ve izinli olduğu, neyi bilemeyeceği gösterilebilir. Böyle bir çaba geleneksel metafiziğin bir eleştirisini de tabii ki içinde barındırır. Neyi bilebileceğimizi yanıtlamazdan önce, bilmenin ve bilginin ne olduğunu ortaya koyma görevini yerine getirmeliyiz. Doğru bilginin kaynağını ve güvencesini, insan aklının pay aldığına inandıkları tanrısal akılda bulanlar, kaynak ve güvenceyi doğaüstünde aradıkları için, tam anlamıyla “metafizik” yapmışlardır. Oysa felsefenin görevi, öncelikle aklın kendi başına, “salt” olarak neyi, nasıl bilebileceğini soruşturup göstermek olmalıdır. Kant “salt” sözcüğünü böylece iki anlamda kullanmış olur: 1. Tanrısallıktan arınmış, arındırılmış haliyle aklın niteliği, 2. duyusallıktan arınmış, arındırılmış haliyle aklın niteliği. Başka bir ifadeyle “salt akıl”, doğaüstü hiçbir kaynağa dayanmayan, aynı zamanda duyusal herhangi bir kaynaktan da beslenmeyen haliyle akıldır. Kant, bilgi öğretisini bu kalkış noktasından hareketle üç yönde geliştirir: 1. Bilgi yapıcı elemanların yani kavramların, önermelerin, usavurmaların öğretisi (aşkınsal elemanlar öğretisi, aşkınsal mantık), 2. yöntem öğretisi (aşkınsal yöntem öğretisi), 3. duyarlık öğretisi, yani salt görü formlarının, zaman ve mekânın öğretisi (aşkınsal estetik öğretisi). Böylece bilgi yetileri de ortaya çıkmış olur: 1. Akıl (salt akıl), 2. anlık/anlama yetisi, 3. duyarlık.
Aşkınsal yöntem nesneye ilişkin bilgiyi değil, bilmenin doğasını ve bilginin kendisini inceler; “bilginin bilgisi”ni ortaya koymaya çalışır. Burada “aşkın” ve “aşkınsal” terimlerininin anlamlarını belirginleştirmek gerekir. “Aşkın”, deneyim dünyasının bilgisini aşan bilgi, metafizik bilgi anlamına gelirken; “aşkınsal”, deneyim dünyasının sınırlarını aşmayan bir bilginin olabilirlik koşullarını araştırma, “bilginin bilgisi”ni ortaya koyma çabasını niteler. Başka bir ifadeyle, aşkınsal yöntem, insan bilgisinin yapısını ve sınırlarını araştırır. Salt akıl eleştirisi ise, buna koşut olarak, her türlü bilgiyi değil, a priori (önsel) bilgiyi, zorunlu, tümel, deneyim öncesi bilgiyi araştırır. A posteriori (deneyim sonrası) bilgi, zorunlu, tümel olamayan bilgi olarak salt akıl incelemesinin konusu olmaz. Kant salt akılda on iki kategori saptar ve bunları nesneye uyan a priori akıl formları olarak gösterir. Bunlar deneyimden çıkmayan, fakat deneyim bilgisini olanaklı kılan formlardır. Böylece insan bilgisi, anlığın/anlama yetisinin kendiliğindenliği [Spontanität] yani kategorilerin a priori önceliği ile duyarlığımızın alırlığının [Rezeptivität] birlikte çalışmasının ürünü olur. Öyle ki, tüm dünya anlığımıza/anlama yetimize göre kurgulanmış bir dünya olur. Bize göreli olan bu dünyanın yani fenomen dünyasının ötesinde bir numen dünyası, bir Ding an sich (kendinde şey) üstüne artık konuşulamaz. Dünya kendindeki [an sich] formlarını dikte etmez bize artık; dünyaya (fenomenlere) formunu biz dikte ederiz.

Özgürlüğün Olanağı: Pratik Aklın Eleştirisi
Fenomen-numen ayrımı şunları da beraberinde getirir: Akıl ilkeleri, ketagoriler, yalnızca fenomenlere uygulanmalıdır; aksi halde geleneksel metafiziğin yoluna geri dönülmüş olur. Doğa nesneleri sırf fenomenler yani sırf kendi bilgi formlarımız ile kurduğumuz, inşa ettiğimiz şeyler iseler, o zaman arka planda özgürlük diye bir şey var demektir. Çünkü bu durumda nedenler zincirini başlatan, artık bir metafizik güç, örneğin Tanrı değildir, bizzat insandır ve çünkü özgürlük, en yalın tanımıyla, “nedeni kendinde olmak” anlamına gelir. İşte bu saptama, insanın ahlaksal yaşamı için de yol gösterici olur. Doğayı özgürce tasarlayan insan, bir doğa varlığı olarak doğal nedensellik altında belirlenmiş olduğunun bilincindedir de. Bu noktada Spinozacı özgürlük tanımına, özgürlüğün zorunlulukların bilincinde olma hali olarak tanımlanmasına yakın duran Kant, buna karşılık ahlak alanında insanın, nedeni kendinde varlık olarak, kendi ahlaksal yaşamını kendi koyduğu bir ilkeye, “ahlak yasası”na göre kurabileceğini ileri sürer. Doğa varlığı olarak insan zorunluluklar alanında yer alırken, ahlak varlığı olarak insan kendi yarattığı bir zorunluluk türü olarak gereklilikler alanında bulunur. Başka bir deyişle, doğa varlığı insan fenomenler alanında yer alırken, ahlak varlığı insan numen alanında, fakat kendi yarattığı bir numen alanında yer alır, alabilir. Ve istenç sahibi, sorumlu varlık olarak insanın yer alması gereken alan da böyle bir alandır. Böylece Kant, insanı ikili bir yapıda görmüş olur: 1. Doğa varlığı olarak nedensellik yasalarına tabi olan insan, 2. Kendi yasasını kendisi koyan, ahlaksal/toplumsal yaşamını kendisi kuran, kurması gereken, özgür varlık olarak insan. Bu ikinci konumuyla insan aslında metafizik bir dünyada yer alır. Fakat bu dünya, özgürce kurulması gereken ahlak/toplum dünyası olarak ve bu anlamda bir metafizik dünyadır; çünkü o doğa ortasında gerçekleştirilen, gerçekleştirilmesi gereken bir dünya olmakla birlikte, doğal belirlenim taşımaz; o, insana ait tinsel bir dünya olur.
Kant, “pratik akıl eleştirisi”ni böyle bir “ahlak metafiziği”ni temellendirmek için geliştirmiştir. Bu metafiziğin geleneksel metafizikle bir ilgisinin olmadığı bellidir. O, yepyeni anlamda bir metafiziktir. Fiziksel dünyada kendiliğinden bulunmayan, ancak istenç ve sorumluluk sahibi insanın, bu demektir ki, kendi özgür istenciyle kendine akıl ilkeleri koyabilen insanın çabasıyla oluşturulabilecek olan bir dünyanın olanağı araştırılmaktadır burada. Ve işte bu dünya, tekrarlamakta yarar vardır, bu yeni anlamıyla bir metafizik dünyadır. Burada tümel/evrensel bir ahlak aranmaktadır ki, bu bir “akıl ahlakı”dır. Bu ahlakın kuruluşunda kurucu öğeler, 1. iyi istenç, 2. koşulsuz buyruk (kategorik imperatif: ahlak yasası), 3. özgürlüktür. Böyle bir ahlaksal yaşamda amaç mutluluk değil, ahlak yasasının gereğini yerine getirmeyi ödev olarak gerçekleştirmektir. Kant “ahlak yasası”nı şu ünlü formülleriyle ifade eder: “Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir maksime göre eyle!”, “”İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, araç değil, amaç olarak görecek şekilde eyle!”, “Otonomi idesine göre eyle! Kendi yasanı kendin koy!” Ve tüm bu formüller, Kant’ta özgürlüğün tanımını da bizzat içerirler: Özgürlük keyfilik değil, insanın kendi koyduğu yasaya kendini bağlı kılmasıdır. Ve insan ancak böyle bir bağlılığa kendini tabi kıldığı sürece “human” anlamında insandır.

Erek ve Güzel: Yargı Gücünün Eleştirisi
Kant’ın üçüncü kritiği, Yargı Gücünün Eleştirisi, esas itibarıyla bir teleoloji eleştirisidir. Ne var ki, bu eleştiri kapsamında kitapta ele alınan estetik ve sanat konuları ve sorunları, kitabın geniş hacmi içinde küçük bir yer tutmasına rağmen, yarattığı olağanüstü etki dolayısıyla kitabın büyük ölçüde hâlâ bir estetik ve sanat felsefesi kitabı olarak değerlendirilmesine yol açmıştır.
Kitapta esasen “Yargı gücünün a priori ilkeleri nelerdir?” sorusuna bir yanıt aranır. Kant’a göre yargı gücü yetimiz, anlık/anlama yetisi ile akıl arasında yer alır ve tam da bu nedenle doğa alanı ile ahlak alanı arasında aracılık eder. Yargı gücü, tekili/özeli genel, tikeli tümel altında düşünme yetisidir ve iki çeşittir: 1. belirleyici yargı gücü (teorik akılla ilgili olarak, tekili/özeli mevcut bir genelin altına koyma), 2. düşünücü (refleksif) yargı gücü (tekili/özeli, düşünülüp bulunacak olan bir genelin altına koyma).
Kant’ın ilgisi düşünücü yargı gücü üstünedir. Düşünücü yargı gücü bilme ile ilgili değildir. O, doğada sanki bir ereklilik varmış gibi davranır, doğada ereğe bağlı bir uyum arar ve böylece teleolojik yargı gücü olarak çalışmaya başlar. Böylece kaotik bir doğa karşısında şaşkınlıktan kurtuluruz ve aynı zamanda düzenli bir doğayı beğeniriz de. Doğa ile bilgi yetimiz arasındaki uyumun bir belirtisi, doğadaki varsayımsal düzenden duyulan estetik haz olarak kendini gösterir. Doğa ile bilgi yetimiz arasındaki uyumun bir diğer belirtisi, organizmalar karşısındaki duruşumuzdur. Organizmalar karşısında önce şaşırıp kalırız; çünkü onları sadece nedensellik yasası ile kavrayamayız ve açıklayamayız. Fakat erekler koyan bir zekanın bu organizmaları tasarlayıp yarattığını kabul edersek, şaşkınlığımız sona erer, onların yapıları ile görevlerini kavramanın yolu bize açılır.
Buna karşılık estetik yargı gücü farklı çalışır. O, duyguya bağlı olduğundan özneldir. Oysa organizmalar alanında ve biyolojide, yargı gücü doğanın sanki bir ereği varmış ve o bunu biliyormuş gibi davranır, organizmaları bu varsayımsal ereklerine (teloslarına) göre inceler. Oysa estetikte böyle bir bilişsel (kognitiv) duruş, estetik hazzı zedeler. Kant, estetiğin temel kavramı olarak güzel kavramını da bu doğrultuda şöyle belirler: 1. ilgiden bağımsız hoşlanmanın nesnesidir, onunla salt seyir, kontemplasyon aracılığıyla bağ kurulur, 2. kavramsız hoşa gidendir, 3. nesnede bir ereğin bulunduğu tasarımı olmaksızın, bir nesnenin ereğine uygunluğunun formudur. Bunun gibi, yüce de, çok büyük olan, büyüklüğü bizde eziklik duygusu yaratan şeydir. Tabii yüce de, güzel gibi, nesnelerin kendilerinde bulunan bir nesnel nitelik değil, nesnelerin bizde bıraktıkları bir etkidir.2

Küçük Yazılar
Kant’ın yukarıda ana hatları kısaca hatırlatılmaya çalışılan Üç Kritik’i dışında, özellikle yaşamının son döneminde kaleme aldığı küçük oylumlu yazıları da büyük etki yaratmıştır. Ve hatta bu küçük yazılardan bazıları, örneğin Alman İdealizmini, Üç Kritik’ten bile daha fazla etkilemiştir. Onun “Aydınlanma”, “dünya yurttaşlığı”, “ebedi barış”, “evrensel dünya cumhuriyeti” üstüne bu küçük yazıları, günümüzde üzerlerinde yeniden ve yoğun olarak tartışılmakta olan yazılardır.

Yeni Kantçılık

Neden Kant’a Dönüş?
Kant’ın Rönesans’tan sonraki Avrupa felsefesinin hemen tüm çizgilerini kendi felsefesinde toplamış ve bunları kendi felsefesinin potasında birleştirmeye çalışmış bir filozof olduğu bilinir. Öyle ki, onun felsefesi, kendisinden sonraki tüm felsefeleri, bunlardan bazıları Kant’a karşı çıkmış olsa da, beslemiştir ve beslemeye devam etmektedir. Öyle ki, şu sözler, başka hiçbir filozof için söylenmemiştir: “Kant’a karşı çıkmak için bile önce Kantçı olmayı bilmek gerekir.”3
Yeni Kantçılık, ondokuzuncu yüzyılın ortalarında zurück zu Kant! (Kant’a dönelim!) sloganıyla ortaya çıkmış filozofların başlattığı ve son temsilcileri halen yaşayan, bu demektir ki, felsefe tarihinin tanıdığı en uzun ömürlü felsefe okulu, daha doğrusu aynı ad altında anılan bir felsefe okulları topluluğu olmuştur. Yeni Kantçılığın ortaya çıktığı dönemde Alman felsefesinde belli başlı felsefeler, felsefe akımları şunlardır: 1. Alman İdealizmi (Fichte, Schelling, Hegel vd), 2. pozitivizm (Comte, Häckel, sosyal Darwinizm), 3. Marksizm (Marx, Engels), 4. hermeneutik (Schleiermacher, Dilthey). Yeni Kantçılığın doğuşunda 1850’li yıllarda Eduard v. Hartmann ile H. v. Helmholtz’un Kant’a yönelik çalışmalarının etkili olduğu görülür. 1865’de Otto Liebmann, Kant und die Epigonen (Kant ve Taklitleri) adlı kitabında, zurück zu Kant! (Kant’a dönelim!) çağrısını yapmıştır.4 1866’da Friedrich Albert Lange, Geschichte des Materialismus und Kritik seiner Bedeutung in der Gegenwart (Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi) adlı iki ciltlik yapıtında Kant’ın bilgi öğretisi ışığında bir materyalizm tarihi ve eleştirisi ortaya koymuştur.5 Bu yapıtlar, Yeni Kantçılığın ilk ürünleri sayılır. Yeni Kantçılık 1850’lerden günümüze yüz elli yıllık bir geçmişe sahip olmakla birlikte, en etkili olduğu dönem, 1870-1940 arasındaki yetmiş yıllık dönem olmuştur.

Ondokuzuncu Yüzyıl Felsefesi İçinde
Yeni Kantçılığın Ortaya Çıkış Nedenleri
ı- Dönemin bazı filozofları o sıralarda büyük bir gelişme gösteren doğa bilimlerinin kendilerini felsefeden bağımsızlaştırma çabalarına ve kendisi de bir felsefe olmasına rağmen bu çabalara yataklık eden pozitivist felsefeye ve pozitivist bilim anlayışına karşı bir tepki duyuyorlar. Bu tepki yalnızca doğa bilimlerinin idolleştirilmesine yönelik bir tepki de değil. Özellikle pozitivist biyolojiye, Häckel’in ırkçılığa pek elverişli sosyal Darwinizmine de liberal/hümanist ve kısmen sosyalist bir tepki de burada belirleyici oluyor.6
ıı- Bu filozoflar Marxçı materyalizme karşı Kant’ın idealist bilgi öğretisinden hareketle bir eleştiri geliştiriyorlar. Ayrıca Marx’ın sınıf temeline dayalı sosyalist öğretisine karşı, ahlakçı bir sosyalist öğreti geliştirmek çabasındalar (bu nedenle Marxistler tarafından Yeni Kantçılık daha sonraları bir “burjuva öğretisi” olarak nitelendirilecek, Yeni Kantçı sosyalizm “revizyonist sosyalizm” adı altında kötülenecektir).
ııı- Aynı filozoflar Alman İdealizmine, özellikle Hegel’in spekülatif tarih felsefesine de tepkililer. Onlar, Hegel’in, iddia edilenin aksine, tarihi, insanın özgürleşme tarihi olmak bir yana, bir çeşit tanrısal determinizmin hüküm sürdüğü bir alana dönüştürdüğünü, insanı bir tanrısal determinizmin kölesi kıldığını ileri sürüyorlar.
ıv- Filozoflarımızın hermeneutik karşısında ikili bir duruşa sahip olduklarını saptıyoruz: 1. Yeni Kantçı filozoflar hermeneutiğin (özellikle Dilthey’ın) relativist tarih öğretisine ve tin bilimleri metodolojisine tepkililer; 2. aynı filozoflar, anlamanın hermeneutik içinde insanı, tarihi kavramada bir temel yönteme dönüştürülmesi çabasını destekliyor ve Dilthey’ın pozitivist doğa bilimi modelinin insan/tarih/toplum/kültür konularına uygulanmasına ilişkin eleştirisini büyük ölçüde onaylıyorlar.

Hareket Noktası: Kantçı Düalite
Yeni Kantçı okulların hemen hepsinin hareket noktası Kantçı düalitedir. Kantçı fenomen-numen ayrımı Yeni Kantçı okulların hemen hepsinde bir temel ayrım olarak onaylanır. Bir doğa varlığı olarak insan, fenomenler dünyası içinde nedensellik yasalarınca belirlenmiştir; fakat o, aklı ve özgür istenciyle bu fenomenler dünyasında kendisine ait bir numen dünyası, bir ahlaksal dünya kurar, kurabilir. Doğa bilimleri nedenselci/mekanist bir çalışma tarzı içinde doğayı araştırabilirler, doğa yasalarını ortaya koyabilirler. Fakat ahlak dünyası (daha genel olarak: tin/tarih/kültür dünyası) felsefenin ve özellikle (Kant’ın ihmal ettiği bir konuyu, değerleri ele alan) bir değerler felsefesinin izinde çalışacak olan “kültür bilimleri”nin konusu olarak inceleme konusu kılınmalıdır.
Böylece Yeni Kantçı okullar bir yandan Kant’a dayanarak bir doğa bilimleri eleştirisi ve bir “kültür bilimleri” epistemolojisi geliştirirlerken, diğer yandan bir değerler metafiziği eşliğinde bir insan, tarih ve toplum eleştirisi ortaya koyarlar.
Yeni Kantçı okulların bir ortak özelliği de, hemen hepsinin üniversite profesörü filozoflar tarafından kurulmuş ve geliştirilmiş olmasıdır. Bu yüzden, Yeni Kantçı okulların felsefesi, olumlu veya olumsuz anlamlarda, “profesör felsefesi”, “kürsü felsefesi”, “masa başı felsefesi”, “akademik felsefe” adlarıyla da anılmıştır.

Yeni Kantçı Okullar

Felsefe tarihi kitaplarında Yeni Kantçı okullar olarak en çok anılan okullar Marburg Okulu ile Heidelberg Okulu’dur. Oysa felsefe tarihi kitaplarında daha az yer tutsalar da, bu iki okul dışında beş okul, bu demektir ki, toplam yedi okul vardır. Önce bunların adlarını ve belli başlı temsilcilerini sıralayayım:

1. Fizyolojik Okul (H. v. Helmholtz, F. A. Lange, E. Zeller)
2. Metafiziksel Yeni Kantçılık (A. Riehl, B. Erdmann, H. Adickes, H. Vaihinger)
3. Marburg Okulu (H. Cohen, P. Natorp, E. Cassirer)
4. Heidelberg Okulu (W. Windelband, H. Rickert, E. Lask, M. Weber, K. Hübner)
5. Göttingen Okulu (L. Nelson, J. F. Fries)
6. Sosyolojik Yeni Kantçılık (G. Simmel)
7. Yeni Yeni Kantçılık (W. Cramer, H. Wagner)

Şimdi, bu okullar ve başlıca temsilcilerinin görüş ve katkıları hakkında kısa bilgiler vermeye geçebilirim:

Fizyolojik Okul
Hermann v. Helmholtz (1821-1894), Berlin Üniversitesi’nde fizik ve fizyoloji profesörü olarak çalışmıştır; Okul’un kurucusudur. Ondokuzuncu yüzyılda felsefeci/bilim insanı tipinin ilk örneklerinden sayılır. Duyumlar psikolojisinin kurucusudur. Duyumları, dış nedenlerin duyu organlarında yarattıkları etkiler olarak ele alır. Bu nedenle duyumlar nesneyi aynen yansıtmazlar, onlar sadece birer nesne sembolü olma işlevi yüklenmişlerdir. Dış dünya bizde nesne sembolleri halinde yansımasını bulur. Helmholtz, bu duyum öğretisinden hareketle, geometrinin ve doğa bilimlerinin yeniden temellendirilmesi yolunda çalışmıştır. Ona göre geometri ve doğa bilimleri, Kant’ın yıktığı logos-ontos denkliğine göre artık temellendirilemezler; matematik Descartes’ın dediği gibi “doğanın doğru dili” değildir; o ancak nesne sembolleri hakkında geliştirilmiş bir mantık dilidir.7
Friedrich Albert Lange (1828-1875), Adolf Trendelenburg’un (1802-1872) öğrencisi olup Marburg’da felsefe profesörü olarak çalışmıştır. 1865 tarihli Die Arbeiterfrage (İşçi Sorunu) adlı kitabından ötürü üniversite yönetimince kınanmış ve bir süre üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Sosyalist eğilimli filozofun en önemli yapıtı, 1866 tarihli Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi’dir.8 Lange, materyalizmi doğa bilimlerinin tek geçerli zemini saymakla birlikte, Kantçı epistemoloji açısından aynı materyalizmin bir çeşit metafizik olduğunu ileri sürer ve doğa bilimlerinin işin bu yönünden pek haberli olmadıklarının altını çizer. Bilim metafiziksel değildir; fakat onun dayandığı temel önermelerin bazıları metafiziksel niteliktedir. Lange, kapitalizmin yükselişe geçtiği 1860’lı yıllarda, kapitalizmden kaynaklanan ekonomik ve sosyal problemlerin çözümünde felsefenin görevden kaçamayacağını belirtir. Bununla beraber Lange, sorunların çözümünde vulger materyalistler olarak K. Vogt, L. Büchner, J. Moleschot’tan farklı düşünür ve onlarla polemiğe girer. Ve epistemolojik olduğu kadar sosyal sorunların çözümünde de Kant’a geri dönmenin gerekliliğini sürekli vurgular.9
Eduard Zeller (1814-1908), Berlin’de felsefe profesörüdür. Özellikle antik felsefenin büyük felsefe tarihçisi olarak anılır.10

Metafiziksel Yeni Kantçılık
Alois Riehl (1844-1924) Okul’un kurucusu ve en önemli temsilcisidir. Okul, Yeni Kantçı Avusturya Okulu adıyla da anılır. Riehl de Berlin’de felsefe profesörü olarak çalışmıştır. Kantçı kritisizm ile pozitivizmi bağdaştırmaya çalışan yapıtlar vermiştir. Ona göre dünya bizden bağımsızdır, bize aşkındır; o bize ancak fiziksel süreç ve şeylerin bir bağlamı olarak açıktır, verilidir; kendisi olarak değil. Buradan hareketle Riehl, bir yandan pozitif bilimlerin Kantçı açıdan epistemolojik temellendirmesi çabasını sürdürürken; öbür yandan insanın dünya görüşü gereksiniminde belirleyici olduğunu düşündüğü değerlerin bir felsefesine, fakat artık “bilimsel olamayacak olan” bir çabaya, bir değerler felsefesi veya değerler metafiziğine yönelir. Riehl’e göre Kant, değerler alanını hemen hemen tamamen ihmal etmiştir ve onun felsefesindeki bu boş yeri doldurmak gerekir. Riehl’in başyapıtı, üç ciltlik Der philosophische Kritizismus, 1876-87 (Felsefi Eleştirelcilik) adını taşır.11
Benno Erdmann (1851-1921), Kiel ve Breslau üniversitelerinde felsefe profesörü olarak çalışmıştır. Riemann ve Helmholtz’un geometri kuramlarını ele alan Die Axiome der Geometri, 1877 (Geometrinin Aksiyomları) ilk ve en çok etki bırakmış yapıtıdır. Fakat asıl ününü Kant felsefesini derinliğine yorumlayan yirmiye yakın yapıtı ile sağlamıştır.12
Erich Adickes (1866-1928), Tübingen üniversitesinde felsefe profesörü olarak çalışmıştır. O da Erdmann gibi, Kant felsefesi üstüne kitaplarıyla tanınmıştır. İki ciltlik Kant als Naturforscher, 1924-25 (Doğa Araştırmacısı Olarak Kant) en ünlü çalışmasıdır.
Hans Vaihinger (1852- 1933), Lange’nin öğrencisidir. Halle Üniversitesi’nde felsefe profesörü olarak çalışmıştır. Kant’tan etkilendiği kadar Schopenhauer’in de etkisi altındadır. Felsefesi Kantçı idealizm ile Schopenhauer’in irrasyonalizminden beslenmiştir. Geliştirdiği felsefeye “sanki varmış gibi “, “sözde varmış gibi”nin felsefesi [Philosophie des Als Ob] adı verilmiştir. Ona göre fiziğin, matematiğin ve nihayet felsefenin kavramları birer uydurmadır, birer yapıntıdır. Bunlar bizi cezbeden, fakat gerçeklikle doğrudan hiçbir ilişkisi olmayan adlardan ibarettirler. Onları etkili kılan, uzun süren uzlaşımlar nedeniyle uzun ömürlü olmalarıdır. Bunların başında nedensellik kavramı gelir. Nedensellik ve buna bağlı olarak tüm doğa yasaları uydurmadır. Biz bunları sanki varmış gibi, öyleymiş gibi kabulleniriz, böylece onların ömürlerini uzatırız. Düşüncenin rolü ve işlevi gerçekliği yakalamak veya yansıtmak değil, bizi çevreye uydurmaktır. Düşüncenin biyolojik bir görevi vardır ve o da yapıntı ve uydurmalarla çevreye uymamızı sağlamaktır.13 Vaihinger Kant’ın 100. ölüm yılında, 1904’de, Kant-Gesellschaft’ı (Kant Derneği) kurmuş ve dernek yayını olarak, yayımı halen süren, ünlü Kant-Studien’in yayımcılığını yapmıştır.
Metafiziksel Yeni Kantçı Okul, ayrıca kendi içinde geliştirdiği “Kant filolojisi” çalışmalarıyla ünlüdür. Bu çalışmalarda Kant’ın tüm yapıtları dilbilimsel, filolojik, semantik ve semiotik açılardan derinliğine incelenmiş ve hatta bu konudaki çalışmalar bir akıma dönüşmüştür.

Marburg Okulu
Hermann Cohen (1842-1918), Marburg Okulu’nun kurucusudur. 1876’da Lange’nin Marburg’daki kürsüsünü devralır ki, bu tarih Okul’un kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Ona göre, gerçekliğin arkasına sarkmaya çalışan her felsefi girişim, her metafizik, boşuna bir çabadır. Logik der reinen Erkenntnis, 1902 (Salt Bilginin Mantığı) adlı yapıtında gerçekliğin metafiziksel bir temeli olmadığını, bilimin de felsefenin de matematik modelinde yeniden inşa edilmeleri gerektiğini savunur. Ethik der reinen Willens, 1904 (Salt İstenç Etiği) adlı yapıtında ise bir “salt etik bilimi” geliştirme çabasına girmiştir. Ästhetik der reinen Gefühls, 1912 (Salt Duygunun –Hissedişin– Estetiği) adlı yapıtında ise sanat eserinin neliğini çözümlemiştir. Cohen, yapıtlarının adlarından da anlaşılacağı üzere, Kant’ın Üç Kiritik’ine koşut, üç bölümlü bir sistem geliştirmek istemiştir. Daha önce Cohen Kant’ın Üç Kritik’ini derinliğine yorumlayan üç kitap yayımlamıştı. Onlar ve bu son üç kitap, Cohen’in sisteminin ana yapıtlarıdır. Cohen özellikle son üç kitabında Kantçı epistemoloji ve Kant’ın önsellik (apriorite) öğretisinden hareketle, her türlü kültürel ürüne Kantçı önsellik öğretisinin öğrettiği şekliyle a priorilerin öngeldiğini ileri sürmüştür. Cohen, Kant’ın “kendinde şey” kavramına getirdiği yorumla da ünlüdür. Ona göre “kendinde şey”, ne kadar çaba sarfedilirse edilsin, metafiziğe ait bir kavram olmaktan kurtulamaz. Bu kavram her anıldığında reddedilmelidir, onun bir varlık kavramı olarak anlaşılmasına izin verilmemelidir. “Kendinde şey” yoktur; bununla birlikte o, bilginin sınırlarının çizilmesi bakımından gerekli bir kavram olarak korunmalıdır. Ve Kant’ın bu kavrama başvurmaktaki amacının da yeni bir metafiziğe kapı aralamak değil, tam tersine fenomenal bilgiye meşru bir sınır çizmek olduğu görülmelidir. Son yıllarında ise Cohen, Kant etiğinde Eski Ahit’te, Tevrat’taki ahlak anlayışının bir formülasyonunu görmek istemiş, Religion der Vernunft aus der System der Philosophie, 1919 (Felsefe Sisteminden Çıkan Akıl Dini) ve Begriff der Religion im System der Philosophie, 1915 (Felsefe Sistemi İçinde Din Kavramı) adlı son yapıtlarında Alman idealist felsefe geleneği ile Yahudiliği bağdaştırmaya çalışmıştır. Onun bu konudaki düşünceleri Yahudi düşmanlığının başladığı o yıllarda etki bırakmamış veya olumsuz karşılanmıştır. Fakat Cohen’in düşünceleri öğrencileri Nicolai Hartmann, Franz Rosenzweig, Paul Natorp ve Ernst Cassirer’i etkilemiştir. Hartmann ve Rosenzweig daha sonra yollarını ayırmışlarsa da, Okul Natorp ve Cassirer’le gelişimini sürdürmüştür.14
Paul Natorp (1854-1924), 1885’den itibaren Marburg’da profesör olarak çalışmıştır. Die Philosophie, ihr Problem und ihre Probleme, 1911 (Felsefe, Problemi ve Problemleri) adlı yapıtı, Kant’a, Yeni Kantçılığa ve hocası Cohen’in öğretisine iyi bir giriş kitabı sayılır. En ünlü yapıtı Platos Ideenlehre, 1903 (Platon’un İdealar Öğretisi)’dir. Bu kitabında Natorp Kant’ın kategoriler öğretisini Platon’un idealar öğretisiyle karşılaştırmış ve hatta Kant’ı Platoncu açıdan yorumlamaya çalışmıştır. Felsefe tarihi alanındaki çalışmaları, açık bir dille kaleme alınmış olmaları nedeniyle akademik çevre dışında da etkili olmuştur. Pedagog olarak Pestalozzi üstüne çalışmaları da vardır. “Birey olarak insan”ın karşısına “sosyal insan”ı koyar. Ona göre insanlık durumu içinde somut olan birey değil, topluluk ve toplumdur. Gerçi birey tamamen toplumun ve topluluğun belirlenimi altında değildir; bununla birlikte, bireyin topluluk ve toplumdan bağımsız bir varoluşu ve tanımı da yoktur. Bu yüzden her türlü bireyci öğreti, eksik bir öğretidir. Natorp’a göre yaşamaya bilimsel yolla nüfuz edilemez. Yaşamanın bütünlüğüne ve anlamına yine ancak yaşamanın içinden varılabilir. Dolayısıyla bir genel mantık doğa bilimlerinin mantığı değil, kapsayıcı bir felsefi sistematik olmalıdır. Natorp bu görüşlerini Philosophische Systematik, 1958 (Felsefi Sistematik) adlı yapıtında geliştirir. O da hocası Cohen gibi Almanlık ile Yahudilik arasında bir bağ kurar ve sonradan “sosyal idealizm” ve “idealist sosyalizm” olarak adlandırılan yeni bir sosyalizm görüşü geliştirir. Natorp, Yeni Kantçı okullar içinde kendisinden sonra gelen sosyalist eğilimli filozofları etkilemiştir. Ayrıca öğrencisi Martin Heidegger ve teolog Friedrich Gogarten de onun görüşlerinden etkilenmişlerdir.15
Ernst Cassirer (1874-1945), Hamburg’da profesör olarak çalışmıştır. Yahudi asıllı filozof 1933’de Nazilerin yönetime gelmesi üzerine Almanya’yı terk etmiştir. Cassirer en üretken Yeni Kantçıdır; yapıtlarının sayısı yüzü aşmaktadır. Filozof olarak yaşamının her döneminde felsefe problemlerinin tarihiyle yoğun şekilde ilgilenmiş, felsefe tarihçiliğinin klasikleri arasına girmiş çok sayıda monografi ve inceleme yayımlamıştır. Onun felsefesi, esas itibariyle düşünüş şekilleri ve sembolik formların neliğini ortaya koyma girişiminin bir ürünüdür. Ona göre, nesneyi içinde bulunduğu bağıntılara göre kavramamızı sağlayan bilimsel düşünüş yanında, dilsel düşünüş, mitik-dinsel düşünüş ve sanatsal görü tarzları da vardır. Cassirer, insanlık tarihinde, doğrudan nesnelere yönelik düşünüş şeklinden nesneleri ikincil kılan, sembolik- işlevsel-bağıntısal düşünüş şekline doğru bir geçiş olduğunu, bunun sonucu olarak ve bundan sonra doğayı ve tarihi ve hatta bizzat insanı sembolik formlar altında tanımaya başladığımızı göstermek ister. Hocaları Cohen ve Natorp’un geç yapıtlarındaki metafizik-mistik havadan hiç etkilenmemiştir. Ayrıca Cohen’in aşırı doğa bilimci tavrını da benimsememiştir. Tüm çalışmalarında tarihsel ve sistematik yönelimlerin beraberliğine rastlanır. Ününü önce felsefe tarihi çalışmalarıyla yapmıştır. Bu çalışmalarından bazıları şunlardır: Kants Leben und Lehre, 1918 (Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi),16 Das Erkenntnisproblem in der Philosophie und Wissenschaft der neueren Zeit, 4 cilt, 1906-20 (Yeniçağ Felsefe ve Biliminde Bilgi Problemi), Die Philosophie der Aufklärung, 1932 (Aydınlanma Felsefesi), Die Platonische Renaissance in England und die Schule von Cambridge, 1932 (İngiltere’de Platoncu Rönesans ve Cambridge Okulu), Goethe und geschichtliche Welt, 1932 (Goethe ve Tarihsel Dünya), Zur modernen Physik, 1957 (Modern Fizik Üstüne). Bu çalışmalarında Platon’un “idea”sı ile modern doğa bilimlerinin “yasa”sı arasında kurduğu ve çok tartışılmış olan koşutluk bugün de tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ona göre Rönesans’ta ortaya çıkan “bilgi” kavramı, Kant felsefesinde en olgun işleniş şeklini bulmuştur. Cassirer, felsefe ve bilim tarihindeki gelişmeleri tinsel/tarihsel yaşamın diğer öğe ve gelişmeleri ve etkenleriyle birlikte ele alır ve bununla matematiksel/doğabilimsel bilginin tek yanlılığını göstermek ister ki, bu tavrı onu kültür felsefesine yöneltir. Substanzbegriff und Funktionsbegriff, 1910 (Töz Kavramı ve İşlev Kavramı) bu konudaki ilk sistematik yapıtıdır. Bu yapıtta Cassirer, fizik biliminin nesnesi ile kimyanın ve biyolojinin nesnelerinin farklı olduğunu, kimyada ve biyolojide mekanizmin ve determinizmin yetersiz kaldıklarını, bu bilimlerde erek fikrine ve erekselciliğe yer açmanın gerekli olduğunu vurgulayarak bir kültür felsefesi geliştirmeye girişir. Bilimsel düşünüş kalıbının indirgeyiciliğinden ve tekyanlılığından sıyrılmak, dilsel, mitik-dinsel düşünüş şekillerinin ve sanatsal görü ve duyuş kalıplarının değerini teslim etmek gerekir. Bu düşünüş şekilleri ve kalıplar, topluca, insanlığın ve kültürün bütün olarak ortaya çıkmasında ve kurumlaşmasında etkilidirler. Dolayısıyla insanlığı bilimin ışığında incelemekten öteye geçecek, hatta bilimin kendisini de insanlığın gelişimi içinde ele alacak bir felsefi düşünüşe gereksinim vardır ki, “kültür felsefesi”nin konusu tam da “kültür” denen şeyin oluşumunu sağlayan bu düşünüş şekilleri ve kalıplarıdır. Bu düşünüş şekilleri ve kalıplar, insanlığı insanlık yapan sembolik formlardır. Cassirer Die Philosophie der symbolischen Formen, 3 cilt, 1923-29 (Sembolik Formlar Felsefesi) adlı yapıtında bu formları inceler. Bu yapıtta dil, mitos, sanat, din, bilim ve felsefeyi, düşünüş şekilleri, duyuş/seziş kalıpları yani sembolik formlar, dünyayı anlamanın yapıtaşları olarak derinliğine ele alır ve bu incelemelere dayanarak insana artık animal rationale’den (akıllı hayvan) çok animal symbolicum (sembolleştiren hayvan) demenin gerektiğini ileri sürer. Cassirer’in etkisi, Okul’un diğer üyelerinin etkisinden çok daha fazla olmuştur.17 Ayrıca Kant’ın tüm yapıtlarının 10 büyük boy cilt olarak yayımlanmasını sağlamıştır. Cassirer’in siyasi görüşleri de Yeni Kantçı liberal/hümanist sosyalizme yakındır.18

Heidelberg Okulu
Okul, Güney-Batı Almanya Yeni Kantçı Okulu ve ayrıca Baden Okulu adlarıyla da anılır. Marburg Okulu filozofları (Cassirer dışında) sosyal bilimlerin/tin bilimlerinin felsefi temelleri ve metodolojisi konularıyla doğrudan ilgilenmemiş, bu konuların etik ve estetik içinde işlenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Buna karşılık Heidelberg Okulu’nun merkezcil problemi “sosyal bilimler”, “tin bilimleri”, “kültür bilimleri”, “tarih bilimleri”, “insan bilimleri”, “idiografik bilimler” gibi değişik felsefe anlayışlarınca değişik adlar verilmiş olan bilimlerin, (bizdeki neredeyse resmileştirilmiş yaygın adıyla “sosyal bilimler”in) felsefi temelleri ve metodolojisi olmuştur. Okul bu konuda Dilthey’ın hermeneutik temelli “tin bilimleri epistemolojisi”nden etkilendiği kadar, bazı yönlerden Dilthey’a karşı eleştirel bir tavır da almıştır. Okul’un kuruluş ve gelişiminde felsefe tarihçisi Kuno Fischer (1824-1907)19 önemli etkide bulunmuştur.
Wilhelm Windelband (1848-1915), Heidelberg’de profesör olarak çalışmıştır. Okul’un kurucusudur. Felsefe tarihçisi olarak büyük ün yapmıştır. Ayrıca felsefe tarihçiliğinde “problem tarihçiliği” olarak anılan bir tarzın başlatıcısıdır. Buna göre, felsefe tarihçiliği, filozofların ve felsefe okullarının temel kavram, görüş ve sistemlerini anlatan bir tarz yanında, esasen problemleri anlatan ve filozofların görüşlerine problemlere getirdikleri çözüm önerileri olarak yer veren bir tarzı benimsemelidir. Kendisini bu yolda izleyen ve daha sonra Okul’dan ayrılan Nicolai Hartmann’a göre de, felsefe tarihinin gövdesini filozofların görüşleri ve felsefe sistemleri değil, tersine felsefe problemleri oluşturur. Filozofların görüşleri ve sistemler, gövdeye tutunan dal ve yapraklar gibidir; bazıları solar, çürüyüp gider; fakat problemler hep ayakta kalır. Windelband’ın Handbuch der Philosophiegeschichte, 1892 (Felsefe Tarihi El Kitabı) adlı yapıtı, günümüzde de sık sık yeni baskıları yapılan bir yapıt olmuştur. Bunun gibi Einführung in die Philosophie, 1914 (Felsefeye Giriş) adlı kitabı da, felsefenin bir arkitektoniğini sunmakla, yine günümüzde, bir temel başvuru kaynağı olmayı sürdürmektedir. Windelband, Kant’ın önemini, Marburg Okulu’nda olduğu gibi, onun bilim ve felsefe arasındaki bağı yeni bir şekilde kurmasında bulur. Ne var ki, aynı anda, Kant’ı matematiksel doğa bilimlerini öne çıkardığı, buna karşılık kendisinden sonra büyük bir gelişme gösteren tarih/tin/kültür bilimlerinin hakkını vermediği için eleştirir ve bu onun Marburg Okulu’nun doğabilimciliğini de eleştirdiği nokta olur. Windelband, bu eleştiriyle birlikte ve Kant felsefesinin bir açığını kapatmak amacıyla, tarih/tin/kültür bilimlerinin (pozitivist bilim felsefesi geleneğindeki adıyla: “sosyal bilimler”in) özgül yapısını ve metodiğini ele alır ve Kant’tan bilinçli olarak uzaklaşarak bu bilimlere bir felsefi temel arar. Windelband’a göre, “Mantık düşünmenin etiğidir”; nasıl düşünmemiz gerektiğini bir ahlaksal buyrukmuş gibi bize dikte eder. Mantık ilkelerine dayalı olarak düşünmek sadece bir bilişsel zorunluluk değil, aynı zamanda bir ahlaksal gereklilik, bir buyruktur da. Bunun gibi evreni algılayışımız da sadece bilişsel bir hal değildir; evreni aynı zamanda mantık kalıplarına göre kavrama gerekliliği yani buyruğu da bu algılayışa eşlik eder. Öyle ki, her türlü bilgisel ve ahlaksal yapı, esasen bizim oluşturduğumuz, bizim geçerlilik kazandırdığımız bir yapıdır. Bilgisel ve ahlaksal, her türlü geçerliliğin kaynağı biziz. Ve her şey bize kendi ürünümüz olan geçerlilik kalıpları içinde açıktır. Mantık ilkeleri bile ahlaksal buyruk kipinde olduklarına göre, tüm geçerlilik kalıpları aynı zamanda değer kalıplarıdır da. Windelband insan düşünmesinde ve yaşamında dört “geçerlilik kipi” ve dört “değer kalıbı”ndan söz eder. Mantık ilkeleri ve bunların geçerliliği en ilksel ve evrensel olanlarıdır. Daha sonra sırasıyla bilgisel (Doğru), ahlaksal (İyi) ve estetik (Güzel, Yüce) değer kalıpları gelir. Bu durumda felsefe esasen bir değerler bilimi veya bir değerler felsefesinden başka bir şey olmaz. Öyle ki, felsefe, bir yandan evrensel/rasyonel ilişkilerin (mantıksal, bilgisel değerlerin), öbür yandan tüm kültürlerin temellerinde yatan ve hepsi de değer kaynaklı olan ahlaksal ve estetik düşünüş ve duyuş/seziş biçimlerinin a priori kaynaklarını araştırma etkinliği haline gelir. “Felsefenin tümü bir değerler bilimidir” savıyla yola çıkan Windelband, Doğru, İyi, Güzel, Yüce başlıkları altında, mantıksal, bilgisel, ahlaksal, estetik değerlerin dünyayı kavrayış tarzımızı öncelediklerini, zaten felsefenin de tam da bu nedenle bir “değerler bilimi” olması gerektiğini tekrarlar. İşte, tarih/tin/kültür bilimlerinin konusu da, insanların ve toplumların değerlere bağlı olarak gerçekleştirdikleri bir dünya, bir kültür dünyasıdır.
Windelband, 1894’de Strassburg Üniversitesi rektörü olarak yapmış olduğu ve Geschichte und Naturwissenschaft (Tarih ve Doğa Bilimi) başlığını taşıyan ünlü rektörlük konuşmasında, doğa bilimleri ile tarih/tin/kültür bilimlerini aşağıdaki kriterlere göre birbirinden ayırır. Windelband “sosyal bilimler” terimine, Comte pozitivizminin bir terimi olması nedeniyle başvurmak istemez. O “nomotetik bilimler” (yasa ortaya koyucu bilimler) ve “idiografik bilimler” (bir defalık olanı anlayıcı bilimler) terimlerine başvurur ki, ilk kez onun kullandığı bu terimler, günümüz bilim felsefesi çalışmalarında en sık kullanılan klasik terimler haline gelmişlerdir. Windelband’ın bilim felsefesi tarihine mal olmuş bu ayrım tablosu şöyledir:


Nomotetik Bilimler________________ :

1. Genel, zorunlu (apodiktik) yargılarla çalışırlar.
2. Genelin bilgisine yönelirler.
3. Gerçekliğin aynı kalan, tekrar eden formunu dikkate alırlar.
4. İde (modern bilimde: doğa yasası) peşindedirler; bilgisel amaçları yasalara ulaşmaktır.
5. Soyutlamacı bir tutumla çalışırlar.
6. Nomotetik çalışırlar; yasalar ortaya koymak isterler.
7. Yasa bilimidirler.
8. Konuları doğadır.

İdiografik Bilimler___________________:
1. Tekil, yalın (assertorik) yargılarla çalışırlar.
2. Özgül olanın bilgisine yönelirler.
3. Gerçekliğin bir defalık, tekrar etmeyen, bir anlık içeriğini dikkate alırlar.
4. Tekil bir durum, şey, olay peşindedirler. Bilgisel amaçları bir defalık hallerin bilgisine ulaşmaktır.
5. Görüye, sezgiye, empatiye ve anlamaya dayalı bir tutumla çalışırlar.
6. İdiografik çalışırlar; tekil ve tekrar etmeyeni anlamak isterler.
7. Olay bilimidirler.
8. Konuları insan, tarih ve kültürdür.

Bu tablonun ayrıntılı bir değerlendirmesi için bkz.: Özlem, D. Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji, 1990, 3. baskı: İnklâp Yayınevi, 2001.

 

Windelband, tarih/tin/kültür bilimlerinin temellendirilmesinde tekil/tarihsel nesnenin seçimini şart koşan değersel bakış açısında yoğunlaşır. Şüphesiz, olup biten her şey tarihsel olay niteliği taşımaz. Tarihsel olay, herhangi bir anlama sahip, herhangi bir anlama göre olup bitmiş olaydır. Fakat bu, tarihsel bakımdan “anlamlı olma”nın ne olduğunu belirtmeyi, onun bir ölçütünü ortaya koymayı gerektirir. Bu tür ölçütler de, ancak, felsefenin yerini alacak olan genelgeçer bir değerler sisteminden çıkarılabilir. Çünkü anlamlı olma, değer-bağımlı olma demektir. Ve insan ve kültür dünyasında değer-bağımlılık alanından başka bir anlam alanı yoktur. Felsefenin yerini alacak böyle bir değerler sisteminin temel taslağı, değerlerle hiç ilgilenmemiş olsa da, zaten Kant tarafından Üç Kritik’te insan tininin edimleri olarak verilmiştir: Düşünme, İsteme, Hissetme. En yüksek değerler, bu üç temel edime koşut olarak, Doğru, İyi ve Güzel’dir. Marburg Okulu filozofları gibi Windelband da dine özel bir yer ayırır. Windelband’a göre, daha önce de belirtildiği gibi, insanın değere bağlı edimlerinin çerçevesi, mantıksal, etik ve estetik değerlerle ortaya çıkar. Din ise özel bir kültür alanı değildir. Bu yüzden Doğru, İyi ve Güzel gibi genelgeçer değerler (veya değerler sınıfı) yanında Kutsal gibi bir özel değer (veya değerler sınıfı) yoktur. Tersine, duyularüstü bir gerçeklikle ilgili oldukları kadarıyla, bunlardan, doğruca adı geçen değerler kastedilir aslında. Buna bağlı olarak Windelband, değerlerin statüsünü, hocası Lange’nin etkisiyle, var olmayan ama geçerli olan şeyler olmalarında bulur. Onların bir normal bilinçte kendi aşkın yerlerini buldukları kabul edildiğinde, değer teorisinin tüm özgüllüğü ortaya çıkar. Değerler öznel edimselliğin ideal temelleridir; fakat onların herhangi bir teolojik, dinsel veya metafizik kökeni yoktur. Windelband sadece tarih/tin/kültür bilimlerinin temellendirilmesi bakımından bir kültür felsefesinin dayanacağı bir değer teorisi taslağı ortaya koymakla ilgilenmez; aynı zamanda son yıllarında teolojik ve metafizik içermelerinden arındırılmış bir Hegelciliğin yenilenmesine de çalışır ve Kantçı çizgiden çok Yeni Hegelciliğe yakın bir çizgi izler.21
Heinrich Rickert (1863-1936), Windelband’ın öğrencisidir. Heidelberg’de profesör olarak çalışmıştır. Hocasının izinde değerler felsefesini geliştirmeye çalışmasının yanında, doğa bilimleri ve tarih/tin/kültür bilimleri ayrımıyla da yoğun olarak ilgilenmiştir. Rickert esas olarak Kant’ın aşkınsal idealizminden bir eleştirel ontolojiye geçme girişimiyle anılır. Özellikle değer problematiğiyle ilgilendiği dönemde bir çeşit “değer ontolojisi” geliştirmek istemiştir. Ona göre değerlerin kültürün taşıyıcıları olduklarında, onların kültür yaşamını belirlediklerinde hiçbir şüphe yoktur. Öyle ki, ona göre değer bilgiyi de önceler; çünkü en nihayet bilgi de bir değerin (Doğru) gerçekleşmesinden başka bir şey değildir. Bu konuda o Fichte’yi izleyerek pratik aklın teorik akla önceliğini savunmuştur. Rickert’in bilimler sınıflandırması ve kendi verdiği adla “kültür bilimleri”ni temellendiriş şekli, özellikle dostu ve öğrencisi Max Weber’in bilim anlayışını ve sosyolojiyi bir bilim olarak temellendirişini etkilemiştir. Onun bilim eleştirisinden bir diğer öğrencisi, doktora hocalığını da yaptığı Martin Heidegger de etkilenmiştir. Rickert’e göre pozitivist bilim anlayışı bir dogmatik natüralizme dayanmaktadır ki, bu dogmatik natüralizm, Comte’tan beri, pozitivistlerin “sosyal bilimler” diye adlandırdıkları “kültür bilimleri”nin de doğa bilimi modelinde kurulmaları girişiminde yönlendirici olmuştur. Pozitivistler “bilim” kavramını “deneyimsel bilim” ile sınırlandırdıklarından, duyusal deneyim konusu olamayan değerlerin toplumsal yaşamdaki belirleyici rollerini anlayamamışlardır. Bu konuda Dilthey’dan etkilenen Rickert’e göre, Comte, kendi verdiği adla “sosyoloji”sini böyle sınırlı bir bilim anlayışına, “pozitif bilim” modeline göre kurmakla, eksik ve hatta yanlış bir bilim ortaya çıkarmıştır. Rickert’e göre, Kant’ta olduğu gibi, bilgi, öznenin bir inşasıdır, bir kurgusudur. Ve bu inşada belirleyici olan, temeli oluşturan şey, Windelband’ın da ifade ettiği gibi, mantıktır. Dolayısıyla doğa bilimleri de, kültür bilimleri de, mantıksal kuruluşları bakımından aynı zemin üzerindedirler. Ancak onlar farklı yöntemler kullanırlar. Çünkü, farklı bilgisel ilgilere ve bilgisel hedeflere sahiptirler. Doğa bilimlerinin ilgisi, Windelband’ın işaret ettiği üzere, konularını genellik tasarımı altında bilmeye yöneliktir, hedefi ise genel yasalar (doğa yasaları) ortaya koymaktır. Buna karşılık kültür bilimlerinin ilgisi, konularını, yine Windelband’ın işaret ettiği üzere, bir defalık olaylar olarak ele almaya yöneliktir; hedefi ise bu olayları bir defalık bütünlükler halinde kavramaktır. İlgi ve hedeflerdeki bu farklılık, doğa bilimlerini genelleştirici bilimler, kültür bilimlerini ise tekilleştirici bilimler kılar. Ayrıca, kültür bilimleri, konusu olan sosyal gerçekliği değerlerin güdümünde oluşan bir gerçeklik olarak ele alır. Yine Windelband’ın belirttiği gibi, sosyal gerçeklik, insanların Doğru, İyi, Güzel gibi genel geçer değerler (veya değer sınıfları) altında gerçekleştirdikleri her şeyi içine alır. Ne var ki, Rickert, değerlerin her dönem ve çağda farklı şekillerde benimsendiklerini belirtir ki, kültür bilimlerinin görevi, zaten her çağda ve dönemde anlamları değişen değerlerle insan eylemleri arasındaki bağı kurmak ve kavramaktır. Onları tekilleştirici kılan yön de, bizzat her dönem ve çağın özgül kalmasıdır. Kültür bilimleri bu özgüllüğün peşinde olmalıdırlar. Değerlerle insan eylemleri arasındaki bağı kavramak ise anlama yoluyla olanaklıdır. Anlama, hermeneutikçilerin (örneğin çağdaşı Dilthey’ın) belirttikleri gibi, tarihi ve kültürü kavrama biçimi ve yöntemidir. Rickert’e göre doğa değerden yoksundur; dolayısıyla o algılanabilir ve açıklanabilir, fakat anlaşılamaz. Doğa bilimlerinde kavram kurma yasa-olgu ilişkisi temelinde gerçekleştirilir. Kültür bilimlerinde ise kavramlar, ancak değer-eylem ilişkisi gözetilerek kurulabilirler. Sonuç olarak, kültür bilimleri özgüllüğün ve tekilliğin bilimleridir. Bu nedenle özgül ve tekil olanı dışta bırakan veya ikincil kılan genelleştirici doğa bilimlerine göre, kültür bilimleri gerçekliğe daha yakın dururlar. Çünkü gerçek olan özgül ve tekil olandır; genel/evrensel olan ise sadece bir soyutlamadır.22
Max Weber (1864-1920), Berlin’de profesör olarak çalışmıştır. Heidelberg Okulu’yla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Rickert’in dostu ve öğrencisi olduğu gibi, onun bilim öğretisinin izleyicisidir ve Dilthey’ın hermeneutiği ile Rickert’in bilim öğretisini bağdaştırmaya çalışan bir anlamacı bilim ve anlamacı sosyoloji geliştirmiştir.23
Emil Lask (1875-1915), 1910’da Heidelberg’de profesör oldu. 1915’de Galiçya cephesinde savaşta öldü. Heidegger’in yakın arkadaşıydı. Windelband’ın etkisi altında yeni bir metafizik geliştirmeye çalıştı. Hukuk felsefesi alanında doğal hukuku mutlak değerlerle bağıntılı olarak temellendirmek istedi. 24
Jonas Cohn (1869-1947), Freiburg’da profesör olarak çalıştı. Bir değerler etiği geliştirmek istemesinin yanında, Yeni Kantçı filozoflar içinde estetikle en yoğun şekilde ilgilenen filozof oldu. Ve estetiği, Windelband’ın etkisinde, bir değer bilimi olarak temellendirmeye çalıştı. Pedagojik yapıtlar da verdi. Öğretisinde Hegel’in diyalektiğine bir dönüş yapmak istedi.25
Bruno Bauch (1887-1942), Jena’da profesör olarak çalıştı. Rickert’in öğrencisidir. Ünlü Kant-Studien’in 13 yıl yayımcılığını yaptı. Grek felsefesinde töz problemini Kantçı açıdan inceleyip eleştiren çalışmalarıyla tanındı. Kant’ın Yargı Gücünün Eleştirisi’ndeki görüşlerinden hareketle kültürün değer idesine bağlı bir teorisini geliştirmeye çalıştı.26
Ernst Troeltsch (1865-1923), Bonn ve Heidelberg’de profesör olarak çalıştı. Metafizik ve tarih problemlerine teolojik açıdan yaklaştı. Dilthey, Lotze ve Max Weber’den etkilendi. 1894’de Heidelberg’de teoloji profesörü olduktan sonra Yeni Kantçılarla yakından ilişki kurdu. Başyapıtı Der Historismus und seine Probleme, 1921 (Tarihselcilik ve Problemleri), tarihselci öğretiyi derinliğine irdeleyen ve eleştiren bir çalışma olarak büyük etki bıraktı.27

Göttingen Okulu
Leonard Nelson (1882-1927), J. F. Fries’in (1773-1843)28 izinden giderek Okul’un kurucusu oldu. Okul Yeni Friesçi Okul adıyla da anılır. Nelson Kant felsefesini psikolojik açıdan yenileme girişimiyle tanınır. Ona göre bilginin nesnel geçerliliği sorunu, hiçbir bilgi teorisi tarafından çözülemez. Hiçbir yargı içermeyen bilgiler, örneğin duyusal algılar vardır. Onlar sonradan refleksiyonla bir daha bilinseler de, aslında hep doğrudan bilgiler olarak kalırlar. Nelson hukuk ve devlet felsefesi alanlarında da yapıtlar vermiştir. Sosyalist eğilimleriyle tanınan filozof, Uluslararası Sosyalistler Birliği’in de kurucusu olmuştur.29
Richard Hönigswald (1875-1947), Münih’te profesör olarak çalışmıştır. Alois Riehl’in öğrencisidir. Yahudi asıllı olan filozofun kürsüsü 1933’de elinden alındı, filozof 1938’de tutuklandı, 1939’da ABD’ye göç etti. Bilgi teorisi, düşünme psikolojisi ve pedagoji üstüne çalışmalarıyla tanındı.30

Sosyolojik Yeni Kantçılık
Georg Simmel (1858-1918), sosyolojinin Weber, Durkheim ve Pareto ile birlikte ikinci kuşak kurucularından sayılır. William James’ten çok önce pragmatist bir bilgi öğretisi geliştirmiştir. Bilme edimini “bir serbestçe salınım süreci”nin ürünü sayar ve Kant’ın önsellik öğretisini tarihe uygular ve elde ettiği sonuçları tarihsel zaman fenomeninin çözümlemesinde değerlendirir. Bergson’un zaman hakkındaki düşüncelerinden de etkilenen Simmel yaşamayı bir form verme ve verilmiş formun bozulması, yeniden form verme süreci olarak konumlar. Simmel formel sosyolojinin de kurucusudur.31

Yeni Yeni Kantçılık
Wolfgang Cramer (1901-1974) Frankfurt/M.’da profesör olarak çalışmıştır. Kantçı öznelcilikten bir aşkınsal ontolojiye geçme girişimiyle tanınır. Die Ontologie der Subjektivität, 1966 (Öznelliğin Ontolojisi) en önemli yapıtıdır.32
Hans Wagner (1917-), Bonn’da profesörlük yapmıştır. Halen hayatta olan Wagner, son Yeni Kantçı okulun son temsilcisidir. Önsellik problemi üstüne çalıştı. Kant ve Aristoteles üstüne karşılaştırmalı çalışmalarıyla da tanınır. Apriorität und Idealität, 1948 (Önsellik ve İdealite), Philosophie und Reflexion, 1967 (Felsefe ve Refleksiyon) ve Aristoteles: Physikvorlesung, Übersetzungen und Kommentar, 1972 (Aristoteles’in Fizik’i Üstüne Dersler. Çeviri ve Yorum) adlı çalışmalarıyla tanınır.

Toplu Bakış
Okulların Mirası, Katkıları
Yeni Kantçı okullar Kant öğretisini yenileyip zenginleştirmişler, hemen hepsi, Kant öğretisinin felsefe tarihine gömülmüş bir öğreti olmadığını, her zaman güncel olduğunu göstermeye çalışmışlardır. Başka bir deyişle, okulların amaçlarından biri Kant’la ilgilenmenin her dönemde felsefenin bir temel işi olduğunu göstermeye çalışmak olmuştur. Okullar Kant öğretisinin eksik veya yeterince işlenmemiş kısımlarını tamamlamaya ve işlemeye çalışırlarken, Kant’a karşı zaman zaman eleştirel bir tavır almayı da ihmal etmemişlerdir. Windelband, Kantçı okulların bu tavrını şöyle özetlemiştir: “Kant’a dayanarak Kant’ı aşmak.”

Okulların Temel Konu ve Problemleri
ı- Öznel idealizme özgü “özne” anlayışını genişletmek (Marburg Okulu).
ıı- Değerler problematiğini en geniş çerçevede ele almak (Heidelberg Okulu)
ııı- Bir kültür felsefesi taslağı ortaya koymak (Marburg ve Heidelberg okulları)
ıv- Pozitivist bilim öğretisinin bir eleştirisini yapmak. “Sosyal bilimler” terimi yerine “kültür bilimleri”, “idiografik bilimler” gibi terimlere başvurarak, insana, tarihe, topluma yönelen bilimlerin pozitivist “sosyal bilim” modeline göre kurulamayacağını göstermeye çalışmak. Bu bilimlerin değerlerin belirleyiciliği gözetilerek (Heidelberg Okulu) veya simge biçimleri altında (Marburg Okulu, Cassirer) temellendirilebileceklerini ortaya koymak.
v- Din felsefesine yatkınlık. Zamandışı değerler, zamandışı özne tasarımları altında dine yönelmek, özellikle Marburg Okulu’nun ilk temsilcilerinde görülür. Bunlar dini felsefece yenilemek savı altında bir Yahudi-Hıristiyan birliği ütopyası peşinde olmuşlardır. Bununla birlikte Marburg Okulu’nun bazı temsilcileri dışında Yeni Kantçı okulların büyük bölümünde böyle bir yatkınlığın örneklerine pek az rastlanır.
vı- Felsefeyi bir dünya görüşü olmaktan çıkarıp bir bilime dönüştürme niyeti ve gayreti, özellikle Marburg Okulu’nun Cohen ve Natorp gibi başlıca temsilcilerinde ağırlıklı olarak karşımıza çıkar. Aynı okul mensuplarına, din felsefesine yatkınlıkları ile bilimselci tavırları arasında bir bağdaşmazlık olduğu eleştirisi sık sık yöneltilmiştir.
vıı- Yeni Kantçı filozofların önemli bir bölümü bugün “Yeni Kantçı sosyalizm” olarak adlandırılan bir sosyalist görüşün sahipleridir. Özellikle Yeni Kantçı ve Marxçı eğilimleri birleştirmeye çalışan Kautsky, Bernstein ve Nelson, günümüzün “sosyal demokrasi”sinin tarihsel kaynaklarından biri olan bir sosyalizm anlayışı geliştirmişlerdir.
vııı- Yeni Kantçılık, 1850’lerden günümüze, yüz elli yıldır varlığını sürdürmekte olan bir okullar topluluğudur. Felsefe tarihinde bu kadar uzun süre yaşamış bir başka felsefe okulu yoktur. Buna koşut olarak, irili ufaklı, beş bine yakın yayınla felsefe tarihinde bu kadar çok yayın yapmış bir başka felsefe okulu da yoktur. Son bir koşutluk olarak, Yeni Kantçı okullar içinde yer alan ve bu yazıda ancak bir kısmına yer verilebilen filozofların sayısı, yüzü geçmektedir. Felsefe tarihinde bu kadar çok sayıda filozofu barındıran bir başka felsefe okulu da yoktur.

Eleştiri Örnekleri
Yeni Kantçılık, felsefe tarihinin en uzun ömürlü okullar topluluğu olması dolayısıyla pek tabii ki, olumlu veya olumsuz, en çok eleştiri alan akım olma özelliğini de taşır. Burada sadece yirminci yüzyıl filozoflarından kısa eleştiri örnekleri vermekle yetiniyorum.
Ernst Bloch, Yeni Kantçılığı “burjuva bilincinin iç mimarisini yapmak”la eleştirmiştir. Sivri dilli Bloch, aynı Yeni Kantçılığı “ulusçu sosyal liberalizmin darkafalı teorisi” olarak da nitelendirmiştir.33
Jürgen Habermas, Rickert örneğinde Heidelberg Okulu’nun bilim öğretisini birçok yönden eleştirmiştir. Habermas’a göre, bu öğretide kapatılamaz bir gedik vardır. O da, değerlerin evrenseliği ile bunların tekil gerçekleşimi arasındadır. Bu Okul bir yandan tarihte tekilliğe vurgu yaparken, öbür yandan tüm tarihsel tekillikler için geçerli bir evrensel değerler metafiziği peşinden koşmaktan vazgeçmemiştir.34
Theodor Adorno, Heidelberg Okulu’nun değer idealizmi ile liberalizmin ekonomik değerleri mutlaklaştıran ekonomizmi arasında “hayret verici” bir koşutluk olduğunu ileri sürmüştür. Oysa Adorno’ya göre, “Değerlerin mutlak kılınması, fiili, yaşanan değer relativizmini ortadan kaldıramaz.” Bu açıdan bakıldığında, ekonomik liberalizm (kapitalizm) ne kadar fanatizme ve dogmatizme batmışsa, Yeni Kantçılık da kötü anlamda o kadar idealizme batmıştır.35
Marx Horkheimer, Yeni Kantçıların bir kısmının rasyonel/idealist kalkış noktasından hareket etmekle birlikte, sonuçta mistik bir destan, irrasyonel bir metafizik ortaya çıkardıklarını belirtir. Horkheimer Rickert’i hedef alarak, madde dünyasının kaotik hali ile kavramsal form vermenin, dünyayı anlaşılır kılmak için de olsa, karşı karşıya konulmasının bu sonucu doğurduğunu düşünür.36
Max Scheler, Yeni Kantçı okulların hemen hepsinde karşılaştığımız doğa ve kültür ayrımını yapay bulur ve bunun sorumluluğunu Kantçı düaliteye yükler.37
Hans-Georg Gadamer için Yeni Kantçılık, eksiği gediği, doğrusu yanlışıyla, Yeniçağ felsefesinin en etkili okullar topluluğu olmuştur. Tıpkı Kant’a karşı çıkanların bile Kant’tan yola çıkmış olmaları gibi, Gadamer’e göre, Yeni Kantçılığı eleştirenler de, onun mirasından, açık veya örtük, bol bol yararlanmışlardır. Gadamer, “Hepimiz onlardan çok şey öğrendik” der.38

Türkiye’de ve Türkçede Yeni Kantçılar
1930’lardan 1960’ların ikinci yarısına kadar Türkiye’de felsefe ve hukuk alanlarında hocalık yapmış olan ve çoğu Yahudi asıllı olan Alman hocaların (E. v. Aster, H. Heimsoeth, H. Freyer, Hirsch vd) tamamına yakını Yeni Kantçıdır. Yeni Kantçı filozoflardan Lange, Cassirer, Zeller, Heimsoeth, Freyer, Max Weber ve Simmel’in bazı yapıtları Türkçeye çevrildiği gibi Cassirer, Rickert, Max Weber ve Simmel üstüne telif ve çeviri çalışmalar da bulunmaktadır.

 

Notlar

1 Ekim/2003-Haziran/2004 arasında Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde “20. Yüzyıl Avrupa Felsefesi” başlığı altında gerçekleştirdiğim sekiz konferanslık dizinin ilki olarak 24.10.2003’de vermiş olduğum konferansın metnidir. Aynı metin, 6-8 Ekim 2004 tarihlerinde gerçekleştirilen Uluslararası Kant Sempozyumu’nda da bildiri olarak sunulmuştur. Burada yayımlanan metin, bildiri metninin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş şekli olup metnin arkasına Yeni Kantçı filozofların önemli bazı yapıtlarını içeren bir yapıtlar listesi ile bir seçme genel kaynakça ekledim.
2 Kant felsefesi üstüne burada yapılan bilgi aktarımı için bkz.: E. Cassirer, Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi, çev. D. Özlem, İnkılâp Kitabevi/Yayınevi, 2. baskı, İstanbul 2002.
3 Vorländer, K., Kants Leben, 1911, 1921, 1945, Vorwort.
4 Liebmann, O., Kant und die Epigonen, 1865, 1965, s.219.
5 Anılan yapıt Ahmet Arslan tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
6 Sosyal Darwinizmin son yıllarda modern biyolojinin bir dalı olarak genetik biliminin desteğinde yeniden canlanmasına/canlandırılmasına karşı Yeni Kantçı filozofların göstermiş oldukları tepkiyi şu günlerde dikkate almakta büyük yarar görüyorum.
7 Helmholtz için bkz.: Hamm, J., Das philosophische Weltbild von Helmholtz (Helmholtz’un Felsefi Dünya Betimi), 1966; Köngisberger, L., Hermann von Helmholtz (Hermann von Helmholtz), 3 cilt, 1902/3.
8 Bkz.: Yukarıda dipnot 4.
9 Lange için bkz.: Vaihinger, L., Hartmann, Dühring und Lange (Hartmann, Dühring ve Lange), 1876; Braun, L., Lange als Sozialökonom (Sosyal Ekonomist Olarak Lange), 1881.
10 Zeller için bkz.: Dilthey, W., Aus Eduard Zellers Jugendjahren (Eduard Zeller’in Gençlik Yılları), Gesammelte Schriften, 4. cilt, 1921; Diels, H., Gedächtnisrede auf Eduard Zeller (Eduard Zeller’i Anma Konuşması), 1908; Grundriss der Geschichte der griechischen Philosophie (Grek Felsefesi Tarihinin Temel Çizgileri),1883 (Türkçeye 1971 tarihli yeni versiyonundan Ahmet Aydoğan tarafından çevrilmiştir, 2003).
11 Riehl için bkz.: Festschrift (Armağan Kitabı), 1914; Siegel, A., Alois Riehl (Alois Riehl), 1932.
12 Erdmann için bkz.: Wentscher, A., Benno Erigene (Erdmann) als Historiker der Philosophie (Felsefe Tarihçisi Olarak Benno Erdmann), 1928.
13 Vaihinger için bkz.: Richtscheid, H., Das Problem des philosophischen Skeptizismus (Felsefi Şüphe Problemi), 1935; Noorden, H. v., Der Wahrheitsbegriff in Vaihingers Philosophie des Als Ob (Vaihinger’in Sanki, Varmış Gibi -Als Ob- Felsefesinde Hakikat Kavramı), 1953.
14 Cohen için bkz.: Natorp, P., Hermann Cohen als Mensch, Lehrer und Forscher (İnsan, Hoca ve Araştırmacı Olarak Hermann Cohen), 1918; Kinkel, H., Hermann Cohen. Einführung in sein Werk (Hermann Cohen. Yapıtına Bir Giriş), 1924; Solowiejczyk, J., Das reine Denken und die Seinskonstituierung bei Hermann Cohen (Hermann Cohen’de Salt Düşünme ve Varlığın Kuruluşu), 1932; Klein, J., Grundlegung der Ethik in der Philosophie Hermann Cohens und Paul Natorps (Hermann Cohen ve Paul Natorp’ta Etiğin Temellendirilmesi), 1976.
15 Natorp için bkz.: Bellersen, N., Natorps Sozialpädagogik (Natorp’un Sosyal Pedagojisi), 1928; Gräfe, P., Natorps Lehre von menschlichen Sein (Natorp’un İnsan Varlığı Öğretisi), 1933; Winterhagen, E., Das Problem der individuellen bei Paul Natorp (Paul Natorp’ta Bireylik/Tekillik Problemi), 1975; Klein, J., Grundlegung der Ethik in der Philosophie Paul Natorps (Paul Natorp’un Felsefesinde Etiğin Temellendirilmesi), 1976.
16 Türkçe çevirisi: Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi, çev. D. Özlem, 1988, 2. baskı: İnkılâp Yayınevi 1997.
17 Cassirer için bkz.: Hamburg, C., Symbol and Reality (Sembol ve Gerçeklik), 1956; Klibansky, R. / Platon, H. J., Philosophy and History. Ernst Cassirer Festschrift (Felsefe ve Tarih. Ernst Cassirer Armağan Kitabı), 1963; Hübner, K., Beiträge zur Philosophie der Physik (Fizik Felsefesine Katkılar), 1963; Schilpp, P. A., Ernst Cassirer (Ernst Cassirer), 1966; Höllig, J., Realismus und Relativät (Gerçekçilik ve Görelilik), 1971; Lübbe, H., Cassirer und die Mythen des 20. Jahrhunderts (Cassirer ve 20. Yüzyılın Mitosları), 1975.
18 “Liberal sosyalizm” terimi bizzat Cassirer’e aittir. “Liberalizm” ve “sosyalizm” terimlerinin karşıt terimler olarak kullanılmasının olağanlaştığı/olağanlaştırıldığı günümüzde, Cassirer örneğinde, Yeni Kantçı filozofların görüşlerine eğilmenin sadece felsefi değil, pratik/siyasal açıdan da bir gereklilik, hatta gereksinim olduğunu düşünüyorum. Bkz. Lübbe, H., Cassirer und die Mythen des 20. Jahhrhunderts, Göttingen 1975, s. 217.
19 Fischer için bkz.: Windelband, W., Kuno Fischer (Kuno Fischer), 1907; Hoffmann. E., Kuno Fischer (Kuno Fischer), 1924.
20 Bu tablonun ayrıntılı bir değerlendirmesi için bkz.: Özlem, D. Max Weber’de Bilim ve Sosyoloji, 1990, 3. baskı: İnıklâp Yayınevi, 2001.
21 Windelband için bkz.: Rickert, H., Wilhelm Windelband (Wilhelm Windelband), 1915; Ruge, A., Wilhelm Windelband (Wilhelm Windelband), 1917; Daniels, G., Das Geltungsproblem in Windelbands Philosophie (Windelband’ın Felsefesinde Geçerlilik Problemi), 1929; Jakowenko, B., Wilhelm Windelband (Wilhelm Windelband), 1941.
22 Rickert için bkz.: Faust, A., Heinrich Rickert (Heinrich Rickert), 1927; Festschrift für Rickert (Rickert’e Armağan), 1933; Müller-Rostowska, A., Das Individuelle als Gegenstand der Erkenntnis (Bilgi Nesnesi Olarak Tekil), 1955; Zocher, R., Heinrich Rickert zum 100. Geburtstag (100. Doğum Yılında Heinrich Rickert), 1963; Berger, J., Historische Logik und Hermeneutik (Tarih Mantığı ve Hermeneutik), 1967.
23 Max Weber için bkz. Özlem, D., Max Weber’de Bilim ve Sosyoloji, 1990, 3. baskı: İnkılâp Yayınevi, 2003; Weber, Marianne, Max Weber (Max Weber), 1950; Scheltings, A. v., Max Webers Wissenschaftslehre (Max Weber’in Bilim Öğretisi), 1934; Heinrich, D., Die Einheit der Wissenschaftslehre Max Webers (Max Weber’in Bilim Öğretisinin Birliği), 1952; Käsler, D. (yayımcı), Max Weber, sein Werk und seine Wirkung (Max Weber, Yapıtı ve Etkisi), 1972. Ayrıca Türkçede Weber’den ve Weber üstüne son yıllarda çok sayıda yayın yapılmıştır.
24 Lask için bkz.: Pick, G., Die Übergegensätzlichkeit der Werte in der logischen Schriften von Emil Lask (Emil Lask’ın Mantığa İlişkin Yazılarında Değerlerin Karşıtlık Üstülüğü), 1921; Sommerhauser, H., Emil Lask in der Auseinandersetzung mit Heinrich Rickert (Emil Lask - Heinrich Rickert Tartışması), 1965; Rosshoff, H., Emil Lask als Lehrer von Georg Lukács (Georg Lukács’ın Hocası Olarak Emil Lask), 1975.
25 Cohn için bkz.: Marck, S., Am Ausgang des jüngeren Neukantianismus (Erken Yeni Kantçılıktan Çıkış), 1949; Ritzel, W., Philosophie und Pädagogik im 20. Jahrhundert (20. Yüzyılda Felsefe ve Pedagoji), 1980; Moos, P., Der deutsche Åsthetik der Gegenwart (Çağdaş Alman Estetiği), 1931.
26 Bauch için bkz.: Ritzel, W., Studien zum Wandel der Kantauffassung (Kant’ın Yorumlanışındaki Dönüşüm Üstüne İncelemeler), 1952, Keller, F., Das Problem des Irrationalen im wertphilosophischen Idealismus der Gegenwart (Günümüzün Değer Felsefesi Çıkışlı İdealizminde İrrasyonalite Problemi), 1931.
27 Troeltsch için bkz.: Rintelen, F. v., Versuch einer Überwindung des Historismus bei Ernst Troeltsch (Ernst Troeltsch’de Tarihselciliğin Aşılması Denemesi), 1930; Antoni, C., Vom Historismus zur Soziologie (Tarihselcilikten Sosyolojiye), 1952; Kasch, W. F., Die Sozialphilosophie von Ernst Troeltsch (Ernst Troeltsch’in Sosyal Felsefesi), 1963; Bosse, H., Marx, Weber, Troeltsch (Marx, Weber, Troeltsch), 1972.
28 Fries için bkz.: Elsenhans, T., Fries und Kant (Fries ve Kant), 2 cilt, 1906; Bloching, K. H., Jakob Friedrich Fries’ Philosophie als Theorie der Subjektivität (Öznellik Teorisi Olarak Jakob Friedrich Fries’in Felsefesi), 1970.
29 Nelson için bkz.: Specht, M. / Eichler, W., Leonard Nelson zum Gedächtnis (Leonard Nelson Armağan Kitabı), 1954; Tegelen, E. v., Leonard Nelsons Rechts- und Staatslehre (Leonard Nelson’un Hukuk ve Devlet Öğretisi), 1958. Westermann, G., Recht und Pflicht bei Leonard Nelson (Leonard Nelson’da Hukuk ve Ödev), 1969.
30 Hönigswald için bkz.: Wolant, G., Gegenständlichkeit und Gliederung. Untersuchungen zur Prinzipienlehre Richard Hönigswalds (Nesne Olma ve Bağıntı. Richard Hönigswald’in İlkeler Öğretisi Üstüne Araştırmalar), 1964; Orth, E. W., Bedeutung, Sinn, Gegenstand. Zur Sprachphilosophie Edmund Husserls und Richard Hönigswalds (İmlem, Anlam, Nesne. Edmund Husserl ve Richard Hönigswald’in Dil Felsefeleri Üstüne), 1967; Meder, N., Transandantalphilosophische Untersuchungen im Anschluss an Richard Hönigswald (Richard Hönigswald’in Katkıları Çerçevesinde Aşkınsal Felsefe Araştırmaları), 1975.
31 Simmel için bkz.: Jnug, W., Georg Simmel. Yaşamı, Sosyolojisi, Felsefesi, çev. D. Özlem, 1995, 2. baskı: Anahtar Yayınlar 2002; Adler, M., Georg Simmels Bedeutung für die Geistesgeschichte (Georg Simmel’in Düşünce Tarihi Bakımından Önemi), 1919; Gersun, H., Die Entwicklung der ethischen Anschauungen bei Georg Simmel (Georg Simmel’de Etik Görüşlerin Gelişimi), 1932; Gassen, K. / Landmann, M., Buch des Dankes an Georg Simmel (Georg Simmel Armağan Kitabı), 1958; Bauer, I., Die Tragik in der Existenz des modernen Menschen bei Georg Simmel (Georg Simmel’de Modern İnsanın Varoluşundaki Trajedi), 1962; Müller, H., Lebensphilosophie und Religion bei Georg Simmel (Georg Simmel’de Yaşama Felsefesi ve Din), 1960; Frisby, D., Georg Simmels Theorie der Moderne (Georg Simmel’in Modernite Teorisi), 1989; Susman, M., Die geistige Gestalt Georg Simmels (Georg Simmel’in Tinsel Portresi), 1959.
32 Cramer için bkz.: Henrich, D., Über System und Methode von Cramers deduktiver Monadologie (Cramer’in Tümdengelimci Monadolojisinin Sistemi ve Yöntemi Üstüne), 1958.
33 Bloch, E., Philosophische Aufsätze (Felsefi Makaleler), 1969, s. 447.
34 Habermas, J., Zur Logik der Sozialwissenschaften (Sosyal Bilimler Mantığı Üzerine), 1967, s. 8 (Türkçeye Mustafa Tüzel tarafından çevrilmiştir, 1998).
35 Adorno, T. W., Aufsätze zur Gesellschaftstheorie und Soziologie (Toplum Teorisi ve Sosyoloji Üzerine Makaleler), s. 239, 1970.
36 Horkheimer, M., Kritische Theorie (Eleştirel Teori), cilt 1, s. 129, 1968.
37 Scheler, M., Die deutsche Philosophie der Gegenwart (Çağdaş Alman Felsefesi), s. 170, 1922.
38 Gadamer, H. - G., Kleine Shcriften, Cilt 1 (Küçük Yazılar), s. 143, 1966.

Yeni Kantçı Kaynakça

Friedrich Albert Lange
- Die Arbeiterfrage, 1865 (İşçi Sorunu).
- Geschichte des Materialismus und Kritik seiner Bedeuting in der Gegenwart, 2 cilt, 1865 (Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi).
- Die Grundlegung der mathematischen Psychologie, 1877 (Matematiksel Psikolojinin Temelleri).
- Einleitung und Kommentar zu Schillers philosophischen Gedichten, 1897 (Schiller’in Felsefi Şiirlerine Giriş ve Yorum).
- Über Politik und Philosophie. Briefe, 1862-75 (Politika ve Felsefe Üstüne. Mektuplar).
- Pädagogik zwischen Politik und Philosophie, yayımlayan: J. H. Knoll, 1975 (Politika ve Felsefe Arasında Pedagoji).
Alois Riehl
- Der philosophische Kritizismus und seine Bedetung für die positiveWissenschaft, 3 cilt, 1876-87 (Felsefi Eleştirelcilik ve Pozitif Bilim İçin Anlam ve Önemi).
- Friedrich Nietzsche. Der Künstler und Denker, 1897 (Friedrich Nietzsche. Sanatçı ve Düşünür).
- Zur Einführung in die Philosophie der Gegenwart, 1925 (Çağdaş Felsefeye Giriş).
Hermann Cohen
- Kants Theorie der Erfahrung, 1871 (Kant’ın Deneyim Teorisi).
- Kants Begründung der Ethik, 1877 (Kant’ın Etiği Temellendirmesi).
- Kants Begründung der Ästhetik, 1889 (Kant’ın Estetiği Temellendirmesi).
- Logik der reinen Erkenntnis, 1902 (Salt Bilgi Mantığı).
- Ethik des reinen Willens, 1904 (Salt İstenç Etiği).
- Ästhetik des reinen Gefühls, 2 cilt, 1912 (Salt Duygu –Hissediş– Estetiği).
Paul Natorp
- Descartes’ Erkenntnistheorie, 1882 (Descartes’ın Bilgi Teorisi).
- Forschungen zur Geschichte des Erkenntnisproblem im Altertum, 1894 (Eskiçağda Bilgi Problemi Tarihi Üstüne Araştırmalar).
- Einleitung in die Psychologie nach kritischer Methode, 1888 (Psikolojiye Eleştirel Yönteme Dayalı Bir Giriş).
- Platons Ideenlehre, 1902 (Platon’un İdealar Öğretisi).
- Pestalozzi. Sein Werk und seine Ideen, 1909 (Pestalozzi. Yapıtı ve Düşünceleri).
- Die logischen Grundlagen der exakten Wissenschaften, 1910 (Eksakt Bilimlerin Mantıksal Temelleri).
- Die Philosophie. Ihr Problem und ihre Prıbleme, 1911 (Felsefe. Problemi ve Problemleri).
- Philosophische Systematik, 1958 (Felsefi Sistematik), yayımlayan: H. Natorp.
Ernst Cassirer
- Leibniz’ System in seinem wissenschaftlichen Grundlagen, 1902 (Bilimsel Temelleriyle Leibniz Sistemi).
- Das Erkenntnisproblem in der Philosophie und Wissenschaft der neueren Zeit, 4 cilt, 1906-20 (Yeniçağ Felsefe ve Biliminde Bilgi Problemi).
- Substanzbegriff und Funktionsbegriff, 1910 (Töz Kavramı ve İşlev Kavramı).
- Freiheit und Form, 1916 (Özgürlük ve Form).
- Kants Leben und Lehre, 1918 (Kant’ın Yaşamı ve Öğretisi).
- Philosophie der symbolischen Formen, 3 cilt, 1923-29 (Sembolik Formlar Felsefesi).
- Individuum und Kosmos in der Philosophie der Renaissance, 1927 (Rönesans Felsefesinde Birey ve Kosmos).
- Die Philosophie der Aufklärung, 1932 (Aydınlanma Felsefesi).
- Die Platonische Renaissance in England und die Schule von Cambridge, 1932 (İngiltere’de Platoncu Rönesans ve Cambridge Okulu).
- Goethe und geschichtliche Welt, 1932 (Goethe ve Tarihsel Dünya).
- Zur Logik der Kulturwissenschaften, 1942 (Kültür Bilimleri Mantığı Üstüne).
- An Essay on Man, 1944 (İnsan Üstüne Bir Deneme).
- The Myth of the State, 1946 (Devlet Efsanesi).
- Wesen und Wirkung des Symbolbegriffs, 1956 (Sembol Kavramının Neliği ve Etkisi).
- Zur modernen Physik, 1957 (Modern Fizik Üstüne).
Wilhelm Windelband
- Die Lehren vom Zufall, 1870 (Rastlantı Öğretileri).
- Über die Gewissheit der Erkenntnis, 1873 (Bilginin Kesinliği Üstüne).
- Geschichte der neueren Philosophie, 2 cilt, 1878-80 (Yeniçağ Felsefesi Tarihi).
- Lehrbuch der Geschichte der Philosophie, 1872 (Felsefe Tarihi Kılavuzu).
- Aufsätze und Reden zur Philosophie und ihrer Geschichte, 2 cilt, 1884 (Felsefe ve Felsefe Tarihi Üstüne Makale ve Konuşmalar).
- Einleitung in die Philosophie, 1914 (Felsefeye Giriş).
- Geschichtsphilosophie, 1916 (Tarih Felsefesi).
Heinrich Rickert
- Die Lehre von der Definiton, 1888 (Tanım Öğretisi).
- Der Gegenstand der Erkenntnis, 1892 (Bilgi Nesnesi).
- Die Grenzen der naturwissenschaftlichen Begriffsbildung. Eine logische Einletitung in die
historischen Wissenschaften, 2 cilt, 1896-1902 (Doğabilimsel Kavram Kurmanın Sınırları. Tarih Bilimlerine Bir Mantıksal Giriş).
- Kulturwissenschaft und Naturwissenhschaft, 1899 (Kültür Bilimi ve Doğa Bilimi).
- Probleme der Geschichtsphilosophie, 1905 (Tarih Felsefesi Problemleri).
- Die Philosophie des Leben, 1920 (Yaşama Felsefesi).
- System der Philosophie, 1921 (Felsefe Sistemi).
- Kant als Philosoph der modernen Kultur, 1924 (Modern Kültürün Filozofu Olarak Kant).
- Die Logik der Prädikats und das Problem der Ontologie, 1930 (Yüklemler Mantığı ve Ontoloji Problemi).
- Grundprobleme der Philosophie. Methodologie, Ontologie, Anthropologie, 1934 (Felsefenin Temel Problemleri. Metodoloji, Ontoloji, Antropoloji).
Emile Lask
- Gesammelte Schriften, 3 cilt, yayımlayan: E. Herrigel, 1923-24 (Toplu Yazılar).
Jonas Cohn
- Geschichte des Unendlichkeitsproblem im abendländischen Denken bis Kant, 1896 (Batı Düşüncesinde Kant’a Kadar Sonsuzluk Probleminin Tarihi).
- Allgemeine Ästhetik, 1901 (Genel Estetik).
- Voraussetzungen und Ziele des Erkennens, 1908 (Bilmenin Koşulları ve Amaçları).
- Der Deutsche Idealismus, 1923 (Alman İdealizmi).
- Theorie der Dialektik, 1923 (Diyalektik Teorisi).
- Der Sinn der gegenwärtigen Kultur, 1914 (Çağdaş Kültürün Anlamı).
- Wertwissenschaft, 1932 (Değer Bilimi).
- Wirklichkeit als Aufgabe, 1955 (Ödev Olarak Gerçeklik), ölümünden sonra yayımlayan: J. v. Kempski.
Bruno Bauch
- Glückseligkeit und Persönlichkeit in der kritischen Ethik, 1902 (Eleştirel Etikte Mutluluk ve Kişilik).
- Das Substanzproblem in der griechischen Philosophie bis zur ihrer Blütezeit, 1910 (Gelişme Çağına Kadar Grek Felsefesinde Töz Problemi).
- Studien zur Philosophie der exakten Wissenschaften, 1911 (Eksakt Bilimler Felsefesi Üstüne İncelemeler).
- Immanuel Kant, 1917 (Immanuel Kant).
- Anfangsgründe der Philosophie, 1920 (Felsefenin Başlangıç İlkeleri).
- Wahrheit, Wert und Wirklichkeit, 1923 (Hakikat, Değer ve Gerçeklik).
- Grundzüge der Ethik, 1935 (Etiğin Temelleri).
Leonard Nelson
- Gesammelte Schriften, 9 cilt, yayımlayan: P. Bernays, 1970-77 (Toplu Yazılar).
Ernst Troeltsch
- Der Historismus und seine Probleme, 1922 (Tarihselcilik ve Problemleri).
- Die Absolutheit des Christentum und die Religionsgeschichte, 1902 (Hıristiyanlığın Mutlaklığı ve Din Tarihi).
- Psychologie und Erkenntnistheorie in der Religionswissenschaft, 1905 (Din Biliminde Psikoloji ve Bilgi Teorisi).
- Gesammelte Schriften, 4 cilt (Toplu Yazılar), 1925, yayımlayan: H. Baron.
Richard Hönigswald
- Über Humes Lehre von der Realität der Aussendinge, 1904 (Hume’un Dış Dünyanın Gerçekliği Öğretisi).
- Beiträge zur Erkenntnistheorie und Methodenlehre, 1906 (Bilgi Teorisi ve Yöntem Öğretisine Katkılar).
- Die Skepsis in Philosophie und Wissenschaft, 1914 (Felsefe ve Bilimde Şüphe).
- Die Philosophie des Altertums, 1917 (Eskiçağ Felsefesi).
- Die Philosophie der Renaissance bis Kant, 1923 (Kant’a Kadar Rönesans Felsefesi).
- Studien zur Theorie pädagogischer Grundbegriffe, 1913 (Pedagojinin Temel Kavramlarının Teorisi Üstüne İncelemeler).
- Die Grundlagen der Denkpsychologie, 1925 (Düşünme Psikolojisinin Temelleri).
- Grundfragen der Erkenntnistheorie, 1931 (Bilgi Teorisinin Temel Problemleri).
- Geschichte der Erkenntnistheorie, 1933 (Bilgi Teorisi Tarihi).
- Philosophie und Sprache, 1937 (Felsefe ve Dil).
- Denker der italienischen Renaissance, 1938 (İtalyan Rönesansının Düşünürleri).

Genel Kaynakça

Blankertz, H., Der Begriff der Pädagogik im Neukantianismus (Yeni Kantçılıkta Pedagoji Kavramı).
Brelage, M., Studien zur Tranzendentalphilosophie (Aşkınsal Felsefe İncelemeleri).
Cruz-Cruz, J., Historische Individualität (Tarihsel Tekillik), 1981.
Daniels, G., Das Geltungsproblem in Windelbands Philosophie (Windelband’ın Felsefesinde Geçerlilik Problemi), 1929.
Dussort, H., L’Ecole de Marburg (Marburg Okulu), 1963.
Flach, W.,/ Holzhey, H., Erkenntnistheorie und Logik im Neukantianismus (Yeni Kantçılıkta Bilgi Teorisi ve Mantık), 1980.
Herring, H., Max Weber und Ernst Troeltsch als Geschichtsdenker (Tarih Düşünürleri Olarak Max Weber ve Ernst Troeltsch), Kant-Studien, 59, 1968.
Hessen, J., Die Religionsphilosophie des Neukantianismus (Yeni Kantçı Din Felsefesi), 1924.
Kaufmann, F., Kritik der neukantianischen Rechtsphilosophie (Yeni Kantçı Hukuk Felsefesinin Eleştirisi), 1921.
Kern, I., Husserl und Kant. Eine Untersuchung über Verhältnis zu Kant zum Neukantianismus (Husserl ve Kant. Husserl’in Kant’la Yeni Kantçılık Dolayımında Kurduğu İlişki Üstüne Bir Araştırma).
Klein, J., Die Grundlegung der Ethik in der Philosophie Hermann Cohens und Paul Natorps (Hermann Cohen ve Paul Natorp’un Felsefelerinde Etiğin Temellendirilmesi), 1975.
Klibansky, R. / Platon, H. J. (yayımcılar) Philosophy and History. Ernst Cassirer Festschrift (Felsefe ve Tarih. Ernst Cassirer Armağan Kitabı), 1963.
Knoll, J. H. / Schoeps, J. H.(yayımcılar) Friedrich Albert Lange. Leben und Werk (Friedrich Albert Lange. Yaşamı ve Yapıtı), 1975.
Köhler, W., Ernst Troeltsch (Ernst Troeltsch), 1941.
Krawitz, R., Pädagogik als Handlungsorientierung (Eylem Yönlendirimi Olarak Pedagoji), 1980.
Krebs, I., Paul Natorps Ästhetik (Paul Natorp’un Estetiği), 1976.
Lehmann, G., Kant im Spätidealismus und die Anfänge der neukantianischen Bewegung (Geç İdealizm İçinde Kant’ın Yeri ve Yeni Kantçı Hareketin Başlangıçları), 1963.
Levy, H., Die Hegel-Renaissance in der deutschen Philosophie. Mit besonderer Berücksichtigung des Neukantianismus (Yeni Kantçı Açıdan Alman Felsefesinde Hegel Rönesansı),1927.
Lieberschütz, H., Von Georg Simmel zu Franz Rosenzweig (Georg Simmel’den Franz Rosenzweig’a), 1970.
Löwisch, D. J., Jonas Cohns System der Pädagogik (Jonas Cohn’un Pedagoji Sistemi), 1970.
Lübbe, H., Cassirer und die Mythen des 20. Jahrhunderts (Cassirer ve 20. Yüzyılın Mitleri), 1975.
Maerker, P., Die Ästhetik der Südwestdeutschen Schule (Güney-Batı Okulu’nun –Heidelberg Okulu’nun– Estetiği), 1973.
Marx, W., Cassirers Symboltheorie als Entwicklung und Kritik des neukantianischen Grundlagen einer Theorie des Denkens und Erkennen (Düşünme ve Bilmenin Yeni Kantçı Temellerinin Bir Teorisi Olarak Cassirer’in Sembol Teorisi), 1975.
Moos, P., Die deutsche Ästhetik der Gegenwart (Çağdaş Alman Estetiği), 2 cilt, 1931.
Ollig, H.-L., Der Neukantianismus (Yeni Kantçılık), 1979.
Perpeet, W., Kulturphilosophie im Rickerts Werk (Rickert’in Yapıtında Kültür Felsefesi), 1976.
Ramming, G., Karl Jaspers und Heinrich Rickert (Karl Jaspers ve Heinrich Rickert), 1948.
Rickert, H., Alois Riehl (Alois Riehl), Logos dergisi, sayı: 13, 1924.
Rickert, H., Wilhelm Windelband, 1915.
Ritzel, W., Studien zum Wandel der Kant-Auffassung (Kant’ın Yorumlanışındaki Dönüşüm Üstüne İncelemeler), 1952.
Rosshof, H., Emil Lask als Lehrer von Georg Lukács (Georg Lukács’ın Hocası Olarak Emil Lask) 1975.
Ruhloff, J., Paul Natorps Grundlegung der Pädagogik (Paul Natorp’un Pedagojiyi Temellendirmesi), 1968.
Sandkühler, H. J. / La Vega, R. de (yayımcılar), Marxismus und Ethik. Texte zum neukantianischen Sozialismus (Marksizm ve Etik. Yeni Kantçı Sosyalizm Üstüne Metinler), 1969.
Schaaf, J. J., Geschichte und Begriff. Eine kritische Studie zur Geschichtsmethodologie von Ernst Troeltsch und Max Weber (Tarih ve Kavram. Ernst Troeltsch ve Max Weber’in Tarih Metodolojileri Üstüne Eleştirel Bir İnceleme), 1946.
Schilpp, P. A., Ernst Cassirer (Ernst Cassirer), 1966.
Siegers, J., Das Recht bei Emil Lask (Emil Lask’ta Hukuk), 1964.
Specht, L. / Eichler, W., Leonard Nelson zum Gedächtnis (Leonard Nelson Armağan Kitabı), 1953.
Strasser, J., Die Bedeutung des hypothetischen Imperativs in der Ethik Bruno Bauchs (Bruno Bauch’un Etiğinde Hipotetik Buyruğun Anlam ve Önemi), 1967.
Vaihinger, H., Hartmann, Dühring und Lange (Hartmann, Dühring ve Lange), 1876.
Vorländer, K., Kant und Marx (Kant ve Marx), 1911
Woland, G., Gegenständlichkeit und Gliederung. Untersuchungen zur Prinzipientheorie Richard Hönigswalds (Nesne Olma ve Bağıntı. Richard Hönigswald’in İlkeler Öğretisi Üstüne Aratşırmalar), 1964.
Willey, Th. E., Back to Kant. The revival of Kantianism in German social and historic thought (Kant’a Dönüş. Almanya’da Toplum ve Tarih Düşüncesinde Kantçılığın Yeniden Canlanışı), 1978.

(Lise ögrenimini üçüncü sınıftayken ekonomik nedenlerle yarıda bırakmak zorunda kalan; ardından kunduracı çıraklığı, tezgâhtarlık gibi çeşitli işlerde çalışan, 1965 yılında askerliğini yapmak üzere Sivas'a giden Özlem, 24 ay süren askerliği sırasında liseyi dışarıdan bitirdi; ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde eğitim gördü. 1988 yılında doçent, 1993'te ise profesör olan Özlem, "Sistematik Felsefe ve Mantık" anabilim dalı öğretim üyeliği görevinden 2001 yılında emekliye ayrıldı.)