| Paul Ricœur ve Bir Başkası Olarak Ben
|
| |
|
Paul Ricœur’ün 20 Mayıs 2005’te 92 yaşındayken öldüğünü öğrenince, birden ve hızla “Ben”deki Paul Ricœur’ün retrospektifi geçti aklımın gözleri önünden. P. Ricœur’ü enstantanelerle yeniden yaşarken, kendimi de bir Başkası olarak görmeye başlamış oluyordum:
• P. Ricœur’ den okuduğum ilk kitap Freud üstüne yazdığı ve 1965’te yayımladığı denemeydi. Göstergebilimle ilgilenmeye başladığım 1968-1970 yıllarıydı. Metindeki Konuşan Özne’nin dingin ses tonundan etkilenmiştim.
• O günlerde P. Ricœur’le ilgili olarak Fransız aydın çevrelerindeki fısıltılar şöyleydi: Freud üstüne çalışmasını yayımlamadan önce, P. Ricœur Lacan’ın seminerine de katılarak Freud yorumlamasını sunmuş, ancak kitap basılıp piyasaya çıkınca Lacan “kükremiş”, ve P. Ricœur Lacan’cıların hışmına uğramış. Gerekçelerden biri de psikanalizi yorumbilimin eklentisi durumuna getirmiş olması. (Oysa P. Ricœur o çalışmasında yorumbilimi psikanalize kattığını ileri sürer.) Bu arada Lacancılar P. Ricœur’ü “intihal”le bile suçlarlar.
• P. Ricœur aynı yıllarda Sorbonne Üniversitesi’nden ayrılarak yepyeni bir Üniversitenin, Nanterre Üniversitesi’nin kuruluşuna katılır, dekan olur. Ama 1970’te görevinden ayrılmak zorunda kalır. Bu kez de üniversite çevrelerinde hakkında en çok konuşulan kişi olur: Üniversiteden ayrılışının temelinde yatan üç neden şöyle sıralanır: Birincisi Maocu bir öğrencinin, kafasına çöp tenekesini boşaltmasıdır (vicdan azabı çeken öğrenci ancak 1991 yılında P. Ricœur’den özür dileyecektir); ikinci neden, bütün karşı çıkışlarına rağmen üniversite yönetiminin kampus içine güvenlik görevlilerini çağırmasıdır; üçüncü nedense o dönemdeki üniversite öğretim üyelerinin aşırı derecede siyasallaşmış olmalarıdır.
• 1960-1970 yılları, P. Ricœur’ün moda akımlardan ve okullardan uzak durmaya çalışması nedeniyle bir bakıma o çevrelerce dışlandığı yıllar olur. Ve P. Ricœur daha önce birçok kez ders vermeye gittiği Amerikan üniversitelerine bu kez çok daha uzun süre kalmak üzere hareket eder.
• Bunlar benim o yıllarda okuyarak edindiğim bilgilerdir. Daha sonra doktora çalışmalarımı sürdürdüğüm 1973-1977 yılları arasındaki dönemde P. Ricœur’ün eğretileme konusunda yazdığı kitap (1975) okumalarım arasında yerini alır.
• 1978 ve onu izleyen yıllar ise Paris’te doktora sonrası göstergebilim araştırmalarımı sürdürdüğüm, yaşamıma yön verecek yıllardır. Ve birden kendimi, 1979 yılının ortalarında Paris’te bir Protestan papazının doktora savunmasını izlerken görüyorum: Tezin yönetmeni Greimas, jürinin öbür iki üyesinden biri P. Ricœur, diğeriyse kutsal metin yorumcusu bir teoloji profesörü. Göstergebilim ile yorumbilimin kaynaşmasını, bir başka deyişle Greimas ile P. Ricœur’ün yakınlaşmasını bir kez daha sergileyen bir tez savunmasıdır bu. Gerçekten de karşılıklı saygıya dayanan ama eleştirel yanı ağır basan düşünsel dostluğun bir örneği daha yaşanır bu toplantıda. İlerki yıllarda da P. Ricœur Greimas göstergebilimini yorumlayacak, Greimas da P. Ricœur’ün yorumbilimindeki söylemi kendi göstergebilimsel çözümleme çerçevesi içinde değerlendirecektir.
P. Ricœur’ün yıllar önce Freud çalışmasını okurken duyduğum “Konuşan Özne’nin dingin metin sesi”, bu kez doktora savunması sırasında, jüri üyesi olarak söz aldığında, yerini “Konuşan Özne’nin erinç ve mutluluk dolu sesi”ne bırakır.
• ABD’den dönen P. Ricœur 1980’li yıllarda, moda akımların tek tek eski güçlerini yitirmesiyle Fransa’da da hak ettiği ilgiyi görmeye başlar. Eski kitapları yeniden basılır, yeni çalışmaları art arda yayımlanır. P. Ricœur artık “kültür medyası”nın gündeminde ve doruğundadır.
• Zaman ve Anlatı: Üç cilt. 1983-1985. Yorumbilim, göstergebilim ve anlatıbilim iç içe. “Okumanın ve Yorumlamanın Devi” Paul Ricœur’ü okuyarak-yorumlayarak geçirdiğim yıllar. Bende kalan tortusu: “Yorumlamanın verdiği haz”.
• Yıl 1993. Homo Semioticus adlı kitabımın ilk baskısı. P. Ricœur’e “Benim Homo Semioticuslarım” arasında yer vermişim.
• 1997-1998. Bir gece Paris’ten gelen telefondaki ses bana P. Ricœur’ün Zaman ve Anlatı adlı başyapıtının bir yayınevi için çevirisini öneriyor. Ve ben o gün böyle bir öneriyi geri çeviriyorum.
• Yıl 2005: 26 Mayıs. Yaklaşık yedi-sekiz yıl sonra aynı kitaba yönelik çeviri önerisi bu kez bir başka yayınevinin yayın yönetmenince tarafıma iletiliyor: Ve yanıtım bu kez birdenbire olumlu oluyor. Peki neden? Belki P. Ricœur’ün öldüğünü yeni öğrenmiş olmanın hüznünden, belki yedi-sekiz yaş almamın getirdiklerinden ya da götürdüklerinden, belki de öneriyi aldığım an Yazın Kuramı: Rus Biçimcilerinin Metinleri’ni (T. Todorov’un derlemesi) Türkçe’ye taşıyan çevirimin (çevirimizin) gözden geçirilmiş ikinci baskısının (kızıl-kara-beyaz kapağıyla) o anda, karşımda duran kitaplıkta gözüme çarpmasının getirdiği o “geciktirilmiş sevinç”ten; belki de P. Ricœur’ü Türkçe’de kendi Türkçemle okumanın zamanının gelmiş olmasından.
• Paul Ricœur’ü “daha iyi anlayabilmek için” onu “ daha fazla açıklamam” ve “daha fazla yorumlamam” gerekiyor. Bunu gerçekleştirmenin en sağlıklı yollarından biri de “Çeviri Edimi”nden geçmez mi!
|