| Bir okurundan Cogito’ya teşekkürler...
|
| |
|
Ben bir Cogito okuruyum. İlk sayısından bu yana bütün sayılarının da müdavimiyim. Zaman zaman okumakta zorlandığım, zaman zaman da yazarlarıyla hiç de hemfikir olmadığım yazılar okudum Cogito’da. Ama her zaman ilgiyle izledim. Her zaman da iyi ki yayımlanıyor dedim ve her sayısını bakalım bu kez hangi dosyayla dopdolu çıkacak diye bekledim.
Dergiyi yalnızca benim beklemediğime, yıllar içinde dergiden her haberdar olanın da derginin eski sayılarını almak için sürekli isteklerde bulunduğuna bakılacak olursa, epeyce kalabalık bir Cogito okuru grubu oluşturduğumuz ortada. Böylece, bir derginin Türkiye’de bugüne dek rastlanmayacak bir özelliği daha oluştu: Yıllar geçse de tekrar tekrar basılan sayılar...
Haydi üşenmeyelim ve sanki yalnızca seçkinci okurların dışında kimsenin ilgilenmeyeceği varsayılan bazı sayıların bile nasıl defalarca basıldığından örnekler verelim: Aşk 10., Osmanlılar 9., Laiklik 8., Şiddet, Bizans, Nietzsche sayıları 6., Kirlenen Çağ, Kent ve Kültürü, Yüzyılın Psikanalizi, Selçuklular, Witgenstein, Adorno sayıları 4., Barış ve Savaş, Descartes sayıları 3., Dünya Büyük Bir Mağaza, Entelektüeller Gerekli mi, Yeni İstanbul, Ezoterizm, Derrida, Freud ve Kültür sayıları 2. baskılarında...
Tabii bütün bu başarıların altında dergiye yazılarıyla (bilmem yazıdan daha çok kapsamlı makale sözcüğü daha uygun düşmez mi?) katkıda bulunan yüzlerce yazarın ve Cogito’nun bütün ağır yükünü çeken kısa ve uzun süreli (bazıları konuk) editörleri Ahmet Cemal, Hülya Tufan, Aslıhan Dinç, Cem Akaş, Işık Şimşek, Serra Ciliv, Vedat Çorlu, Ayşe Erdem, Cem İleri, E. Efe Çakmak ve şimdiki editörü Şeyda Öztürk’ün çalışmalarını da göz önünde tutmak gerekir. Sürekli okurları olarak hepsine okurları adına teşekkür ederim.
1994’teki ilk sayının sunuş yazısında Turhan Ilgaz, Cogito dergimiz için “Böyle bir platform, tanımı gereği demokratik olmak zorundadır. Çünkü; yalnızca demokrasi, tek bir kişinin bile, aklını, bütün bir insan topluluğunun sağduyusuna karşı ve rağmen dayatıp savunabileceği ortam anlamındaki demokrasi, bize hakikati arama, yani bilgiye ve bilmeye erişme, yani –bütün anlamlarıyla– özgürleşme imkânı verebilir. Onun için de, bu demokratik platform, bir rejim olarak demokrasiyi yadsıyabilecek akıl yürütmelere, düşüncelere bile açıktır, ama düşünce üretmeye, hakikati aramaya ket vuran inanç bağnazlıklarına kapalıdır” diyordu.
Cogito 13 yıl sonra 50. sayısına ulaştığında da hâlâ aynı düşüncelere açık, hâlâ aynı bağnazlıklara kapalı olarak geleceğe bakıyor.
|