Kitap-lık
Sayı: 128 / Haziran 2009
Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” adlı öyküsü, yazı/yazma bağlamında, yazma gerekçesi olarak sık sık gönderme yapılan benzersiz bir öyküdür. Ayfer Tunç’un deyişiyle bir “referans öykü”dür. Öyküde, Ada’ya yıllar sonra dönen ve artık yazmama kararı vererek Ada’da hiçbir şeye karışmadan huzur içinde bir yaşam sürmek isteyen yazarın, gördüğü bir haksızlıktan sonra yeniden kaleme sarılışı anlatılır. Öykü, etkileyici bir finalle biter:
Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
Görüldüğü gibi öykü, “Yazmasam deli olacaktım,” cümlesiyle biter. Burada “deli olacaktım” sözcükleri önemlidir. Çünkü Türk edebiyatında bu öyküye gönderme yapan sayısız yazıda “deli” sözcüğü bir başka sözcükle ifade edilir.
Murat Yalçın’ın Şen Saat kitabındaki “Issız Ev” öyküsü tam da bu konuyu sorun edinir. Öyküde yalnızlıklar içinde dolaşan kahraman yurtdışındaki bir arkadaşından “‘bir rica’ maili” alır. Arkadaşı, Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” adlı öyküsünün son cümlesini merak etmektedir:
Dönüp oturdum masaya.
İlhan’dan “bir rica” maili: “Haritada Bir Nokta’nin son cumlesi ‘Yazmasam deli olacaktim’ miydi, ‘cildiracaktim’ miydi? Gunlerdir yok ‘cildiracaktim’ yok ‘deli olacaktim’ diye kafayi yiyorum. O oykunun bulundugu kitap bende yokmus. Bir bakiver lutfen!”
İşte, dedim, millet kasırgalarla boğuşuyor, yer yerinden oynuyor, Pennsylvania’da bir allahın kulu günlerdir neyle kafayı bozmuş. Doğrusunu buldum, ilettim. İletirken de haritada bir noktanın huzura kavuştuğunu duyumsadım, saf saf.
Aslına bakılırsa “Pennsylvania’da bir Allah’ın kulu”nun günlerdir kafayı bu olayla bozmasında şaşılacak bir şey yok. Zira edebiyat dünyasına mal olmuş, anonimleşmiş bu enfes öykünün sonunun “çıldıracaktım” mı yoksa “deli olacaktım” mı şeklinde bittiğine edebiyat dünyasında hâlâ karar verilmiş değil.
Google’a girildiğine öyküye yapılan atıflarda, “deli olacaktım” yerine “çıldıracaktım” sözünün kullanıldığı yüzlerce yazıya rastlayabilirsiniz. Daha dikkat çekici olanı “yazmasam ölecektim”dir. Öyküdeki “deli olacaktım” artık “yazmasam ölecektim”e dönüşmüş durumda. Buradan yola çıkan yazarlar da yazı/ölüm ilişkilerinden başlayıp yazmanın gerçekten bir ölüm kalım mücadelesi olduğuna, oradan da daha nerelere uzanmaktalar... Sait Faik yoksa bir öyküsünde kullanıyor mı bu sözleri, diye kuşkuya düşüyor insan.
Hasan Bülent Kahraman, “Gün Öykünün Günüdür” başlıklı yazısına şöyle girer:
Sait Faik, “Yazmasam ölecektim.” diyor ya, neredeyse ben de onun 50. ölüm yıldönümü için bir şey yazmasam ölecektim. Fakat, “Ne yazsam?” diye düşünüyordum. Tam o sırada bu yılki Sait Faik Ödülü verildi. Başar Başarır kazandı. Ödülü aldıktan sonra Radikal’de kendisiyle bir röportaj yayımlandı. Onu okuyunca ve söylediği birçok önemli şeyi görünce, ben de Sait Faik bağlamında yazacaklarımı buldum. (Radikal, 20 Mayıs 2004)
Doğan Hızlan “Söylemeseydi Öleceklerdi” başlıklı yazısına şöyle girer:
SAİT FAİK ABASIYANIK’tan bir cümle, ne çok duyguyu ifade eder: “Yazmasam ölecektim.” Koro filmini seyrederken, bu cümleyi anımsadım; bu okuldaki çocuklar, eğer şarkı söylemeselerdi, ölürlerdi. Belki bedenlerinden önce ruhları. (Hürriyet, 15 Mayıs 2005)
Deniz Uzunkale şöyle yazar:
Büyük bir tutkuyla yazan ve “yazmasam ölecektim” sözü edebiyat dünyasında ünlü olan, hayatıyla yazdıkları ayrılmaz bir doku oluşturan Sait Faik, daha ilk hikâyelerinde farklı bir yazar kimliği sergiledi. Olaya, konuya yaslanan eski hikâye anlayışının dışına çıkarak biçim ve öz açısından Türk hikâyeciliğinde yeni bir kanal açtı. (BirGün, 11 Mayıs 2006)
Adnan Satıcı konuyu daha da derinleştirir:
Yazmasam ölecektim! Son günlerde hangi dergiyi açsam, hangi kitap ekinde göz gezdirsem, hep bu cümleyle karşılaşıyorum. Bayağı rahatsız edici bir durum. “Yazmasam ölecektim” gibi bir cümleyle cümleyi kuran kişinin tahmini hiç de güç olmayan deneyimleri arasındaki uzaklık, insanın aklına içtenlik meselesini getiriyor. (...) Sait Faik, bir öyküsünün son cümlesi olarak bu cümleyi ilk kez kurduğunda bizleri allak bullak eden ve “sıkışmışlık hali” diye adlandırabileceğimiz derin anlamı, aynı cümleyi bilmem kaç bininci kişi olarak yine bilmem kaç bin kez kurunca hissetmek mümkün değil. (Gündem online, 14 Eylül 2005)
Örnekleri uzatmak mümkün ama gereksiz. Aslında buradaki sorun, yazarların öyküye bakmamalarından çok hafızanın “deli olmak” sözcüğünü niçin dönüştürdüğüdür? Daha doğrusu hafıza insanı niçin yanıltıyor? Yerli yerine oturan bir anlam, bir tema, bir söz, kaynağından kopup nasıl anonimleşiyor, çoğalıyor ve zenginleşiyor? İşte yazının gücü tam da bu sorunun yanıtında.
ÜYE YORUMLARI bütün yorumlar...
Çok duygulandım. Harika bir öykü. İçinde bulunduğumuz bu dönemde yaşamak, öyle sanıyorum ki tüm canlılar gibi biz insanlar için de, daha doğrusu pek çoğumuz için de kendi yurdumuzda azınlık kalmak anlamına geliyor. Hüzünlü, ama gerçek. Ari Cokona'yı kutlarım. Ayla Çınaroğlu




