Kitap-lık
Sayı: 131 / Ekim 2009
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ındaki C., pastane çıkışı karşılaştığı eski dostu Sadık’a, şakağındaki ağrıyı duymamak için içtiğini anlatınca Sadık sorar:
– Ya içmediğin zamanlar?
– O zaman ararım.
– Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap...
– Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
– Anlamadım.
– Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, “Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!
Bir inadı yaşar C., roman boyunca, kimsenin anlamayacağına inandığı bir inada tutunur. Yalnızlığıyla başa çıkabilmenin tek yolu budur. Böyle bir kadının dünyada olmayacağını söyleyen dostuna diklenir de: Var! O olmasaydı ben olmazdım. Bu şehirde yaşıyor. Bir gün bulacam onu.
Aylak Adam 50 yaşında bugün. Zamanını, coğrafyasını, dilini aşmış, modern romanın evrensel ölçülerini yakalamış, kendi özelliklerini benimsetmiş, özgünlüğünü kanıtlamış bir romandan, “Türk Romanı”nın başını dik tutan, göğsünü geren bir kitaptan söz ediyoruz.
Böyle yapıtların tuttuğu yeri anımsatacak, yeni kuşaklara gösterecek etkinlikler, özel baskılar, dergi dosyaları yapmalı.
Yazarlar türlü bahanelerle anılabiliyor, etkinliklerle, ödüllerle onurlandırılıyor.
Yayınevleri de değerli yapıtları öne çıkaracak bahaneler yaratmalı, özenli işlerle tutkulu okurların gelişimine katkı sağlamalı.




