50 Kuşağı 50 yaşında
Sayı: 131 / Ekim 2009


     

Solistlerden oluşan bir koro: 1950 Kuşağı*
Doğan Hızlan



* Doğan Hızlan’ın, 1950 Kuşağı öykücülerinin ilk kitapları İshak (Onat Kutlar), Bırakılmış Biri (Orhan Duru), Yorgunlar (Erdal Öz), Kaçkınlar (Ferit Edgü), Bunaltı (Demir Özlü) ve Panayır’ın(Adnan Özyalçıner) 50. yıl özel baskıları için yazdığı ortak sunu.

 

1950 Kuşağı’ndan biriyim.
Nasıl bir edebiyat kuşağıyız biz?
Belli bir akımın içine sokulabilir miyiz?
Sanmam.
Edebiyat tarihçilerini yanılgıya düşmesinler diye uyarıyorum. Hepimizin edebî fotoğrafını çekmek isteyenler, fotoğraf karesinde bile kendisini gösteren renk çeşitliliğine dikkat etsinler.
Türk edebiyat tarihçileri için, mutlaka, önemle üzerinde durulması gereken bir kuşak 1950 Kuşağı.
Hepimiz aynı edebî anlayışı mı bölüştük?
Hem evet, hem de hayır.
Beslendiğimiz kaynaklar aynı mıydı?
Hem evet, hem hayır.
Çünkü bu kuşağın, edebiyatın dönüşüm tarihindeki yerini saptamadan, vurgulamadan bugün bir yargıya varma olanağı yoktur.
Edebiyat tarihçisi, eleştirmen, hangi metne bakarsa baksın, 1950 Kuşağı’nın izdüşümüne rastlayacaktır.
O kuşaktan biriyim, zaman zaman öznel ölçütlerle nesnel ölçütlerin çarpışma alanında bulurum kendimi, imbikten karşıt düşünceleri damıttığımda, kuşağın öneminin yadsınamaz olduğu sonucuna varırım.
Edebiyatın ustaları, ortak hazineden yararlanırlar. Fark; bunları değerlendiriş, yorumlayış, algılayış biçiminden kaynaklanır.
Aynı kaynağın, aynı örnek ustanın, 1950 Kuşağı’nın değişik yazarlarında nasıl farklı bir yoruma dönüştüğünü okudunuz.
Türk edebiyatına, öyküsüne, şiirine, denemesine, eleştirisine neyi getirdik?
Önce bir yenilik taraması yapalım. Biz isyan etmek için isyan etmedik. İlle de bizden öncekileri eleştirmek gerekir diye eleştirmedik. Yararlanabileceğimiz kaynakları yapay bir başkaldırma uğruna yok sayma züppeliğine düşmedik. Geleneğin eskiyen yanlarını tıraşlayıp içinden çıkardığımız yeniyi, yeniden yarattık. Yeniliğin de sahte göz kamaştırıcılığına, salt yenidir diye kapılmadık. Yeniliği benimsedikse onu mükemmelleştireceğimize inandığımızdandır.
Birbirimizin yazdığını beğendik, aynısını yazmasak da. Edebiyata dair ortak yargılarımızı, beğenilerimizi, bireysel edebî işlemden geçirdik.
Birbirimizi besledik, okuduklarımızı birbirimize aktardık, böylece birbirimizin eksikliklerini tamamladık.
Kuşak dayanışmasının en parlak örneklerini verdik. Birimizin yönettiği dergide bütün kuşak buluşurdu. Birimizin yaptığı radyo programı hepimizindi.
Yazdıklarım bir kuşak fanatizmi değil. Değer taşıyan herkes, her kitap bizim için kutsaldı, ihmal etmedik.
Kimdir bu kuşağın edebiyatçıları? Şairleri, öykücüleri, eleştirmenleri.
Her sayı eksiktir, her sıralama yetersizdir.
Birbirimizi eleştirirken, yaralayıcı, kanatıcı, kırıcı olmayan bir üslubumuz vardı. Başkaları için de geçerliydi bu.
Bizi bir araya getiren neydi?
Zaman aşımına uğramayacak, eskimeyecek, havı dökülmeyecek bir tutku. Hepimiz edebiyat tutkunuyduk, hayatımızı ona adamıştık. Edebiyat beğenilerimiz farklılaşabilirdi ama edebiyatı sevmede, ona olağanüstü, taparcasına saygı göstermede, birbirimize tekrarlamadığımız, yazıya geçirmediğimiz bir kutsal yemine sadık kalmıştık.
Yabancı kaynakları algılama biçimimiz de değişikti. Varoluşçuluktan başlayan fikir, edebiyat hareketlerinin içine, onunla bağdaşmayan düşünceler de katılabilirdi.
1950 Kuşağı, sahih ve has edebiyatçılardan oluştu, edebiyat gergefleri genişti.
Yazdıkları da farklıydı, edebiyat anlayışları da. Bildiklerini, yaşadıklarını, okuduklarını, edebiyat kurgusu, gerçekliği içinde eritip yeniden yaratma başarısını gösterdiler.
Ayrılıkları, aykırılıkların birlikteliği de bu kuşağın özelliğiydi. Lezzet kaynakları da, gözlemledikleri de farklıydı. Belki okudukları kitaplar bile. Belki yönlerini çevirdikleri kaynaklar bile. Belki Türk ve dünya edebiyatından sevdikleri de. Ama bunlar bir kuşağın potasında renklerini, kokularını yitirmeden kaynayınca olağanüstü bir edebiyatçı kuşağı çıktı ortaya.
Edebî anlayışlarımızın çatıştığı zaman bile, yol ayrımlarını kavgasız algılardık. Bu kuşak anlayışına, sanırım Türk edebiyat tarihinde rastlanamaz.
“1950 Kuşağı sözü nereden çıktı,” diye soranlar olabilir, daha doğrusu olabilirdi. Köşeli edebiyat akımları, akım girişimleri dışında, edebî topluluklara ad sonradan verilmiştir. 1950 Kuşağı için de bu söylenebilir mi? Hoşgörülüdür benim kuşağım, böyle bir yorumu da reddetmez.
Erdal Öz, bu adlandırmanın sonradan yapıldığını söylerken, benim de katıldığım duygusal bir gerekçe ileri sürüyor:
“Bizi bir kuşak olarak gördüler. Kendimi böyle bir kuşak değerlendirmesi içinde görmek, hoşuma gitmiyor değil.”
1950 Kuşağı yazarlarının elbette siyasal görüşleri vardı. Kimileri bunu daha sert, kimileri bu düşünceleri edebiyatın içinde eriterek daha yumuşak biçimde sergilediler.
1950 Kuşağı, tavır alan bir kuşaktı. Benmerkezci değildi.
27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra 1950 Kuşağı’nın bazı adlarının yazdıklarında, siyasetin izdüşümü daha çok hissedilmeye başlandı. Hattâ bazı kuşakdaşlarımız, toplumsal çizgiden toplumcu, belki de daha da ileri götürerek toplumcu gerçekçi çizgiye kaydılar.
Bir ülkenin edebiyat yaşamında öyle yıllar vardır ki; o dönem yazarlarının hem edebiyat, hem toplumsal, hem siyasal tarih açısından ihmal edilemez tanıklıkları vardır.
1950 Kuşağı’nın eskimemesinin, her zaman okunurluk tazeliği taşımasının birinci nedeni, gözükapalı yıkıcı olmamalarından kaynaklanıyor. Yıkmaya gelmediler, yeni bir bina yapmak için yazdılar. Bizden önce olanlar kötüdür gibi toptancı bir yargıya sarılmadılar, saplanmadılar.
Edebiyatın bir bütün olduğunu, kuşaktan kuşağa geçen bir özellik taşıdığını kanıtladılar. Ustaları da vardı, eleştirdikleri de.
1950 Kuşağı, farklılık içinde bir anlayış, algılayış ortaklığını temsil etti. Çok sesli bir anlayışı vardı, solistlerden oluşan bir koroydu.
Bir kuşağın içinde bu kadar farklı öykücülerin bulunması, onları bugün de aranır, okunur kılan nedenlerden biri, belki de başlıcası.
1950 Kuşağı, yalnız Türk edebiyatının verileri içinde dönenip durmadı, batının usta ürünlerini de özümsediler.
Yarış alanları aynı, kulvarları farklı bir kuşaktı.
Değişmez, tartışılmaz bir anayasaları vardı, iyi edebiyat yapmak. Bunun için de, bütün her şeyi bırakarak yalnızca edebiyata kendini adamak.
1950 Kuşağı, fire vermeyen bir kuşaktır. Yola birer edebiyat heveslisi olarak çıkmamışlar, olgun birer yazar olarak yazmaya başlamışlardı.
İçlerinden hiçbiri edebiyatı bırakmadı. Bu durum bile dediğimi ispatlar.
Bugün 1950 Kuşağı’nın bazı öykücülerinin kitaplarının çıkışının 50’nci yılı. Tam anlamıyla yarım yüzyıldır okunan, hakkında yazılan, konuşulan bir kuşak.
1950 Kuşağı elbette edebî gelişimleri, değişimleri yaşadı ama edebiyattan ödün vermedi. Hiç birinin / birimizin adı siyasal çıkarlarla bir arada anılmadı.
Bu da yazarlık onuru açısından örnek bir kuşak olma özelliğini kazandırdı onlara.
Edebiyat akımlarında bulunmayan bir özellikleri daha vardı. Birbirlerini desteklediler, birbirlerinin başarısıyla gönendiler.
Onat Kutlar’ın İshak kitabı Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü aldığında, bir takımın ortak sevincini yaşadık.
Aynı yıllarda, hattâ aynı yılda yayınlanan kitapların bir anda çıkması, okur için zevkli bir okuma süreci. Aynı yıllarda, bir kuşağın farklı edebî güzellikleri sunması, edebiyat tarihinde, hele bizim edebiyat tarihimizde sık rastlanmayan, bence hiç rastlanmayan bir olay.
Yılı, öykücülerin yaşlarını düşündüğünüzde, 1950 Kuşağı’nın olgun doğan yazarlardan oluştuğu yargısını rahatça benimseyebilirsiniz.
Ayrıca bir başka açıdan da değerlendirme yapabilirsiniz. O yıllarda çıkan kitaplardan kaçı belleğinizde kalmış, kaçını bugün okumak istiyorsunuz?
Üstelik bir kuşak adı altında toplanabilecek bu olgu, edebiyat tarihi açısından da şaşırtıcı bir serüvendir.
Bu girişin altında altı tane 1950 Kuşağı’nın öykü kitaplarını bulacaksınız. Göreceksiniz ki, hepsi de zamana direnmişler ve okunurluklarını asla kaybetmemişler.
Hangi kitaplar bunlar?
Onat Kutlar’ın İshak’ı, Orhan Duru’nun Bırakılmış Biri’si, Erdal Öz’ün Yorgunlar’ı, Ferit Edgü’nün Kaçkınlar’ı, Demir Özlü’nün Bunaltı’sı, Adnan Özyalçıner’in Panayır’ı.
Bir kuşağın iyi öykücülerini severek, beğenerek, edebiyat tarihindeki yerlerini anımsayarak okumanızı gönülden isterim.