Kitap-lık
Sayı: 132 / Kasım 2009
Biz Afyon’dayken –Çanakkale’ye geldiğimizde 14,5 yaşımdaydım– koca Afyon, Afyonkarahisar “Afyonlu kara donlu, gece silahlı, gündüz bıçaklı” böyle derlerdi kendilerine.
Ölümleri, doğumları, olup bitenleri duyurmak için tellal çıkardı ortalığa; şehrin belli başlı yerlerinde durur, elini kulağına atar başlardı bağırmaya “Duyduk duymadık demeyeeeennnn!......” Takılırdık peşine biz de onunla beraber bağırırdık. Kovalardı bizi. Döner yine bağırırdık. Okulda, tenefüslerde bağıranlar da olurdu. Dayağı yerdi tabii. Hem ne dayak...
Siz de “Duyduk duymadık demeyeeennn! Yapı gredünün gidaplığındaaaa Hemi deee aydaaa biiir!... Üskele aşamlığııııı başlıyoooo!”
* * *
Jacques Serrano. Marsilya Belediye Başkanı. 1999’da 26 Temmuz - 1 Ağustos arası Akdeniz Dilleri ve Kültürleri Buluşması düzenlemişti. 2000’de Arnavutluk devraldı işi. Sonra iz eser yok. Sırra kadem bastı mübarek buluşma.
Turizm, festivaller varken dilmiş, kültürmüş... Baş ağrıtmanın âlemi yok. Yeteri kadar ağrıyor zaten öyle di mi efenim?
* * *
“Sahte coşkudan arınmış şiir ilgilendiriyordu bizi. Onun peşindeydik” buyurmuş o zamanlar Rafael Alberti hazretleri.
Güldürmeyin sinyor. Bizim şiir piyasasında sahte coşku duysanız geçinirsiniz. Bini bi para...
Lebalep şair dolu memleketimizde şiirlerinizi okuyan kaç kişi var? Heyecandan değil, pardon, coşkudan değil gerçekten merak ediyorum. Kaç şair, kaç okur var?
Güldürmeyin sinyor.
* * *
“Eldivenlerimin altındaki alınyazımı hissedebiliyorum.”
Bir savaş uçağı pilotu.
* * *
Litvanya bu yıl baskette ve futbolda pek iyi değilmiş. Anlayanların yalancısıyım.
Onlarda Yorgis Yazopaidis var, hele Ay Işığı adlı bestesi... Nelere bedel? Ben garibanım, kestiremem.
* * *
Ben ne akşamlığı yazıyorum, siz ne okuyorsunuz Allahaşkına!?
Gazetelerden birinde rastladığım bir ilan:
SEZONLUK KİRALIK KÖPEK
Yazar mısın besteler misin, resmini heykelini mi yaparsın, yoksa kiralayanları köpeğin gözü önünde temiz bir sopadan mı geçirirsin? Bilemedim.
* * *
Goran Bregoviç dinleyenlerle, konserine gidenlerle şiir konuşmam.
* * *
Claudicat ingenum, delicat lingua, labas mens.
Zekâ bocalar, dil sürçer, zihin tökezler. (Lucretius)
Turgut ve Tomris’le kendisine “Lukrettin” derdik.
* * *
Mor papazı, Ece’yi toprağa götürürken çok üzgün bir akrabası –hiç kimseye çay, kahve, gazoz, su parası verdirmemişti– dökülen bir ev gezdirdi. “Burada oturmuşlardı. Toparlarım. Kitaplarını, eşyalarını koyarız.” demişti. N’oldu acaba, topladı mı, ev orda mı, kitapları eşyaları geldi mi, pahalıya mı patladı, patlamadı mı, neden patlamadı, sesi yok mu, hiç mi çıkmıyor, hiç mi patlamadı, ya patlarsa, sen korkar mısın?... Otistikliğim tuttu. Tamam sustum.
* * *
Gelelim Vehbi’nin kerrakesine, yani Sartre’ın VARLIK ve HİÇLİK’ine...
Yayımlanacağını duyduğumda heyecanlandım, sevinçle karışık bir hüzünlü yalnızlık.
Okuldayken ısrar ediyorduk Nermi Uygur’a: “Hocam Varoluşçuluğa ne zaman sıra gelecek? Lütfen; çok merak ediyoruz.” Ortalıkta Sartre, Camus elden ele dolaşıyor. Siyahlar giymiş, kızlar oğlanlar melül mahzun geziyorlar. Ellerinde, kapakları dışa dönük Sartre’lar, Camus’ler... Derin derin konuşuyorlar, dalgın dalgın bakıyorlar. Sigara içmiyor, yiyorlar. Kendilerini ekzistansiyalist olarak tanıtıyorlar. Varoluşçu dersen, yandın, cahilsin.
Nermi Bey de cahildi herhalde, “Demokritos ’u ve çağdaşlarını iyi anlayamazsak Sartre’ı anlayamayız” diyordu. Hele Varlık ve Hiçlik’le başa çıkmamız için birkaç fırın ekmek daha yememizi söylüyordu.
Nermi Bey! Canım hocam, kalkın da olurunu görün 1. baskı 2000. Tükenmiş. Olağanüstü yerli ve yabancı romancılar olmasa çok satanlar bir tersine girecek.
Ah hocam ah! Neydi bize kastınız, neden mahrum ettiniz bizi Sartre’dan?
Bu 2000 kişinin Demokritos ve çağdaşlarını bilmesi mi gerekecek?
— Okudun mu?
— Okudum.
Artık böyle hocam. Ne tiplerin elinde ne kitaplar görüyorum. İyi ki siz görmüyorsunuz.
Ioanna Kuçuradi ve birkaç kahraman Türkiye Felsefe Kurumu’nu hâlâ yaşatıyor hocam. Siz de gözümün önünden, kafamın ve kalbimin içinden gitmiyorsunuz.




