Cihat Burak - Son Günlükler
Sayı: 134 / Ocak 2010


     

Garam Aşk Değildir
İlyas Halil



Aylardan kiraz ayı
Gözlerime uyku girmez oldu
Karanlıkların ürpermesi dolar içime
Yüreğime ateş düştü Mayku.

Avni Dökmeci’nin kahve fincanı minik basımevi kalabalıktı. Gün cumartesi. Matbaanın iki iskemleli sahanlığında yedi kişi toplanmış, İstanbul yazarlarının neden Ankara’yı sevmediğini konuşuyorduk. İstanbullu düşünürlere göre, Ankara iki yıl önce kurulmuş iki tepeli bir köydü. İstanbul yedi yüz yıllık, laleler şehri, yedi tepeye kurulmuş. Medeniyet abidesi.
Yahya Kemal’in ayağını sürçerek yaya geldiği, uçarak döndüğü Ankara, alçakgönülllü bir kasaba, bizim sevgili Fadimemizdi. Öykümüz Çankaya tepelerinde başlar. Yıl 1955. Beş yıldır dost bir güneş altında güç de olsa ağır aheste demokrasiyi öğreniyorduk.
Dergâh. Anafartalar Caddesi. Buket Matbaası. Bazen Cahit Sıtkı uğrar. Ara sıra İlhan Berk yeni bir şiirle çıka gelirdi. Ankara’da Haziran başı. Kavaklı yolunda akasyalar ak alev. Laleye benzerdi.
Yıllar önce Sayın İnönü kara Mercedes’i ile, her cumartesi öğle 12’de, önünde iki, ardında iki motosikletli polis, şatafatla köşke çıkar, bayram topu atmış gibi hafta sonunun geldiğini haber verirdi.
Zaman: Demokrasi yılları. Beş yıldır bizden biri Sayın Bayar, kimseyi ürkütmeden korkutmadan her cumartesi Meclis’ten pembe köşke giderdi. Elinden gelse köşke otobüsle gidecekti.

O Haziran başı Buket matbaasında dilimizi arıtmayı düşünüyorduk. Dilin ne işe yaradığını unutmuş, eskileri imha ediyor, yeni kelimeler üretiyorduk. Harbiye öğrecileri yurdu düşmandan nasıl kurtaracaklarını araştırıyorlardı. Hocaları yolunu şaşıran Menderes idaresinin enflasyonu kontrol altına almasını istiyordu.
O yıllar yatırımlar artmış enflasyon atı, dört nala koşuyor. Hayat pahalı. Maaşlar dondurulmuş. Binbaşılar, albaylar sıkıntı içindeydi.
Asker demokrasi devesinin hörgücünü düzeltecek devenin dudağına boya sürecek, deveyi gelin geyiğe çevirecekti.

Avni Dökmeci’nin Buket matbaasında dilimizin kuş uçar, tavşan koşar bir dil olması için çabalıyorduk. Yıllar sonra dilimizi timsahlar yutacak, bataklıkların kıyısı boşalacaktı. Bütün tavşanları, kuşları timsahlar yiyecek dilimiz kısır bir dil olacaktı.
O yılın yaz ağzı. Ankara Menderes’i pahalılığı unutmuş caddelerde sıralı ağaclarını gençlerin aşkı mevsimine hazırlıyordu. Şair Oğuz iki günlüğüne Ankara’da idi. Ertesi günü Halkevinde Karacaoğlan’ın şiirini Rumî’nin şiiri ile karşılaştıracaktı.
Suat Taşer:
— Oğuz kardeş, dedi, yarın konferansına katılamıyacağım. Karacaoğlan sevdiğim şairlerden biri. Konuşmanın ana hatlarını anlatırsan sevinirim.
Şair Oğuz:
— Karacaoğlan’ı öteki şairlerden ayıran özellik, dildir, hayata bakış açısıdır, dedi. Karacaoğlan ’da kadın süt kokar. Ya o an anadır. Ya olmaktadır. Ya da yakında olacaktır. Karacaoğlan’da Aşk Doğa kokar. Topraktır, şiirlerinde güneşin sıcaklığını bulursun. Dünya değirmenini döndüren suyun aşk olduğunu bilirsin. Kadın erkek ilişkileri Değirmen-Su ilişkisidir. Aşk insan hayatında en uzun mevsimdir. Doğa yasasıdır. Gelmesi, olması gereken olacaktır. Sevmesi gereken, sevecektir. Sevilecek sevilecektir. Karanlık varsa ya doğuda ya batıda güneş doğacaktır.
Buna rağmen her mart her Hıdrellez aheste gelen bahara şaşırırız. Rüzgâr yeniden alev eser. Yoktan domates, domates olur. Rengini tadını şaşırmadan. Kız çocuğu bir sabah genç kadın açar gözlerini. Yaşam kimyasal faaliyetine başlamıştır. Toprak su güneş aşk yapıyordur.
Erkek yöresinde kadının var olduğunu hisseder. Kadın Güzelleşir. Ay aralık da olsa gökte mayıs güneşi toprağa düşen haziran yağmuru, dallarda beliren temmuz mevyeleri olur. Sahne hazır. Oyun hazır. Sahneye ilk kadın girer. Kokusundan erkek var olur. Var oluruz. Başlarız.
Toprak ve kadın yokluğa cevaptır. Varlıkları büyük susuzluk. Ama aradıkları su değildir.
İlk buğday tanesi uyanmış. Güneş ve toprak istiyordur. Nedenini bilmeden var olmayı arıyordur.

Karacaoğlan’da zaman önemlidir. Doğanın isteği yerine getirilmelidir. Su değince anında ıslattığı gibi. Âşık özlediği kadını, aynı an burnunun dibinde avcunun içinde arar.  Komşusunun avlusunda sanır. Yasemin kokusunda bulur.
Dalda elma. Tadını ağzında ister âşık. Dalda sarı zerdali. Burnunda ilk önce koku olur. Komşu kızın göğüsleri kabarmıştır. Köstebeğin toprağı teptiği gibi.

Karacaoğlan’da aşk yerdir. Her yürekte aynı sancı. Her dilde aynı kelime.
Yer, arz, earth, eretz, eor, aarde, ard, jord, erde, eras, erkir ve terre yani toprak. Yani kadındır. Hayatın başlangıcı, hayatın ortası. Varacağı yer, yerdir.

Karacaoğlan konusuna hâkimdir. Sevgiyi bilir. Sevgi çıkar değildir. Vazifedir. Yapılması gerekendir. Neden öptüğünü bilir. Nereye varacağını sezer.

Köpekten kaçan insan nasıl koşucu değilse mahallenin güzeline abayı yakan âşık değildir. Mahallenin güzeli ayın Mayıs olduğunu haber verir açacak çiçeklerin renklerini…

Cümlesini bitirmeden Buket Matbaası’nın kapısı açıldı, içeri çekingen tavırlı memur kılıklı bir adam girdi.
— Sizi rahatsız ettiğim için hoş görün. Konuşmalarınıza mani olmak istemem. Avni Bey kim?
— Benim, dedi Avni Dökmeci.
— Elektrik saatini okumaya geldim. Aşağıda değil mi?
— Geçen hafta elektrik idaresinden biri uğramıştı.
— Biliyorum o bey işten ayrıldı. Sayacı baştan okumak gerekiyor. Ben de edebiyata meraklıyım. Bana yazar dostlarızı tanıtır mısınız?
Oğuz Tansel ertesi günü konferansı veremedi.

20 Kasım, 2009
Montreal, Kanada