şifremi unuttum            beni hatırla

ETKİNLİKLER
01 Ağustos 2010 Pazar
b0nus

Kategori: Şiir
Yazar: Serkan Işın
Sayfa: 79
Ölçü: 16 x 16 cm
ISBN: 978-975-08-1230-9
YKY'de 1. Baskı: 2007

Serkan Işın, son dönemde yoğun biçimde sürdürdüğü Görsel Şiir çalışmalarını bir kitapta toplamadan önceki son adım olarak b0nus kitabıyla şiir okurunun karşısında: “Ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen!” diye sesleniyor… b0nus, “Şairin yeni kentleşme dalgası karşısında (yani 90'lardan beri) dilsizleşmesi, eski temrinlerine sarılsa da yine dilsizleşmesi” vurgusuyla hareket ediyor.

           

TADIMLIK

ORLARDA GECE

Çok yüksekte alçalır tin
Düş tüyü yerde Melek
Tozundan pekpeşkin öğürerek
Görün dili yok, körün peki
Peki olsun bakalım dediği biri
Katmerle katarlanmış nar cehennem
Akıp durur erimiş şahane bir kaşar gibi
Güneş parıldarıp da bitiviye minicik
Dil kıstırıp dudak arası
ev gibi sıcacık.

BASINDAN

Şiir zaten hep daha fazlasıydı!
Şakir Özüdoğru

Varlık, Aralık 2007


(…) Fredric Jameson 1930’ların Avrupa ve Amerika’sında ortaya çıkan toplumsal hareketlerle günümüzdekiler arasında belirgin bir hat çizer: Marksizm ve Biçim kitabının önsözünde 1930’ların toplumsal hareketlerini daha somut bir dünyada ortaya çıkan, insanları taraf tutmaya, hatta ölmeye çağıran hareketler olarak betimler. Günümüz yaşantısının ise ‘bir bütün olmadığı’na dikkat çeker, ‘bir hizmet ekonomisi olarak dünyada üretim ve emek gerçekliklerinden artık o derece uzaklaştırılmış durumdayız ki, yapay uyarıcılar ve televize edilmiş bir düş içinde yaşıyoruz’, diyerek. Ve ekler: ‘Büyük metafizik zihin uğraşları, varlığı ve yaşamı anlamaya değgin temel sorunlar bundan önceki hiçbir uygarlıkta hiçbir zaman bu denli uzak ve anlamsız görünmemiştir.’ Bu nedenlerle günümüz toplumsal hareketleri daha esnek, daha komplike, daha yumuşak, deyim yerindeyse kaypaklığa daha müsaittir. Genelde sanat, özelinde ise şiir bu değişimin neresinde durur? Ya da ‘bütün reklamcılık ve pazarlama mistifikasyonlarının etkisi altında, medyalarla denetlenen, aynı zamanda yönlendirilen’ herhangi biri için ‘büyük metafizik zihin uğraşları’ndan biri olan şiir nedir; onun yeri, her yeri iğdiş edilmiş bir algı için neresidir? Jameson’un sokak için sorduğu soruyu biraz değiştirerek sorarsak: ‘Eski tip şiir hâlâ aynı şekilde var olabilir mi?’
(…)
b0nus, şiir için oldukça iddialı bir aforizma ile açılıyor: ‘şiir tarihi barkod’larla belirlenir’. Bilindiği gibi barkod siyah sütunlardan ve rakamlardan oluşur, onu okuyabilen cihazla arasında tanımlanmış bir dil bulunur, böylece barkod’un üzerine yerleştirildiği ‘ürün’ün bilgilerine ulaşılabilir. Bu noktada şiire de sayfa üzerine saçılmış göstergeler olarak bakabiliriz. ‘Eski şiir’ de –Serkan Işın eski şiir dediğimiz şeyi ‘konvansiyonel şiir’ olarak kavramsallaştırmıştır– okuyucuyla barkod benzeri bir sistemle iletişim kurar; şiirsel söyleyişlerden simgelere, ritmik özelliklerden dize kurma biçimlerine şairine has bir göstergeler sistemidir bu. Peki şiir bundan fazlası değil midir? Ya da sözünü ettiğimiz şiir içinde devinip durduğumuz postmodern kentin dilini karşılayabilir mi? b0nus bir yandan bunları sorarken, bir yandan postmodern dünya ile yüzleşiyor, bir yandan da konvansiyonel şiiri güçlü bir ironi ile öteleyerek görsel şiire kapı açıyor. Böylece toplam ‘acemi bir şairin değişik şiir deneyleri’nden çok ötede, bizim şiirsel varsaydığımız öğelerle şiir dışı diyeceğimiz gündelik ‘şey’lerin ustaca kaynaştırılmasıyla başka bir şiirin olabilirliğini ortaya koyduğu bir geçiş kitabına dönüşüyor. Yoksa ‘Reyonlar’ diye bir bölüm ‘Walter Benjamin neyin markasıydı?’ diyerek başlayabilir mi? ‘Reyonlar’, değerli müşterileri’ni selamlayarak giriyor söze, daha başlarken tekno-kültürel bir dünyanın konvansiyonel şiir içinde ifadelendirilmeye çalışmasıyla karşılaşıyoruz, tabii ki beklenen oluyor: konvansiyonel şiirin dinamikleri bu dünya ve bu dünyanın nesneleri etrafında dönmek için fazla hantal geliyor, içeriye borsa kurları, bilgisayar mesajları, barkod’lar sızmaya başlıyor. Nâzım’ın sanayileşmeye bir övgü olarak gökleri inleten trum trak’ları çıkıyor karşımıza, ancak bu kez trum trak’lar dışarıdaki dünyanın hapsettiği, kekemeleştirdiği ve dişlileri arasında öğüttüğü insanın mekanikleşen, makineden ayırt edilemeyen çığlığına dönüşüyor birden: “trum trak kalp tersi plak/trum trak olur mu hiç/çalışmamak, çalış mamak/çalış mamak olur mu hiç/olur mu hiç olur mu hiç/değer mi hiç değer mi hiç/trum trak tr”. Bu bölüm çeşitli görsel öğeleri, kolajları, kelime oyunlarını; her birimizin sokakta, işte, televizyon karşısında, ofiste ya da gazete okurken karşılaşabileceği göstergeleri taşıyor şiir içine. ‘İstikbal’de indirim’ olduğunu duyururken sevgilisine Serkan Işın bir lirik şiir prototipi çiziyor. ‘Ahir Zaman Olup Kıyamet Kopunca’ isimli şiirde ise 2006 Şubat ayı boyunca yayımlanan Ayşe Arman yazılarının başlıklarını diziyor alt alta. İlk bakışta böyle şiir mi olur denilebilir, ancak ben kendi kendime yaptığım bir denemede Cezmi Ersöz’ün bir öykü kitabının içindekiler bölümünü arka arkaya okumuş ve duygu yüklü bir şiir elde etmiştim(!) Serkan Işın metinleri bozarak, görsel ve işitsel öğeleri olduğu gibi kullanarak ya da onlara göndermelerle başını çektiği görsel şiir mefhumuna da kapı açıyor b0nus’ta. Buradan bakınca b0nus’un görsel şiirle konvansiyonel şiir arasında bir eşik olduğu da söylenebilir rahatlıkla. Kitabın ikinci bölümü ‘Haller’, ‘Yahya ve Haşim, dayanıksız tüketim malları’ alt başlığını taşıyor. Modern Türk şiirinin kurucu iki ismi de diziliyor nihayet raflara. Bölüm gündelik olan’ın içinden yine gündelik olan’ı kuran yapıları alaya alarak günümüz dünyasının insanı nasıl bir kekemeliğe, tutarsızlığa ve büyük bir hızla yabancılaşmaya sürüklediğinin izini sürüyor. Şiirin de, şairin de, okurun da şiire yabancılaşmasını kendi içinde saklayarak. Ve çok yerinde bir vurguyla bizi televizyonun karşısına oturtarak sonlanıyor: ‘kolonya ve şekerler bir yana/ dışarıda ayaz başka bir yana/ evlerimizde bizi bekliyor/ sıcacık dudaklarıyla/ gece haberleri ve sonra.’ b0nus toplamı görsel şiire bir geçiş olarak okunabileceği gibi, konvansiyonel şiirin nereye taşınabileceğinin bir denemesi, aynı zamanda konvansiyonel şiirle savaşılan bir alan olarak da alınabilir. Kitap boyunca bir yandan modern Türk şiirini kuran şairlerin metinlerine göndermeler, onların dilleriyle kotarılmış çeşitli şiir oyunları ve bunların şiirle alışverişleri akarken bir yandan da modern Türk şiiri tarihiyle ironik bir savaş yürütülüyor çünkü. Bu savaştan da okur olarak şimdilik bizim anladığımız eski şiirin günümüz dünyasının ya da daha açık bir söyleyişle postmodern Türkiye’nin kentini anlamaya ve anlatmaya yetersizliği.