şifremi unuttum            beni hatırla

ETKİNLİKLER
22 Ekim 2014 Çarşamba
İlhan Usmanbaş - Ölümsüz Deniz Taşlarıydı

Kategori: Sanat
Yazar: Evin İlyasoğlu
Sayfa: 365
Ölçü: 16.5 x 24 cm
ISBN: 978–975–08–2026–7
YKY'de 1. Baskı: Temmuz 2011

Besteci İlhan Usmanbaş’a 90. Yaş Hediyesi: “İlhan Usmanbaş - Ölümsüz Deniz Taşlarıydı” Yapı Kredi Yayınları, besteci İlhan Usmanbaş’ın 90. doğum yıldönümünde müzik yazarı Evin İlyasoğlu’nun İlhan Usmanbaş - Ölümsüz Deniz Taşlarıydı adlı kitabını yeniden yayımladı.

İlhan Usmanbaş - Ölümsüz Deniz Taşlarıydı kitabının son bölümünde Usmanbaş’ın en yakın dört dost/öğrencisinin onunla ilgili değerlendirmelerini içeren yazı ve söyleşiler yer alıyor: Özkan Manav onun filozof yönünü anlattı. Mehmet Nemutlu Usmanbaş yazısındaki “Açıklığı” irdeledi. Evin İlyasoğlu’nun Hasan Uçarsu ile yaptığı söyleşi yaşamın içinden Usmanbaş’a bakarken, Aykut Köksal ile söyleşi de yaşadığı çağın içinden Usmanbaş’ı irdeliyor.Kitabın yeni baskısına, 2000 sonrası yaşamından önemli çizgilerle, yapıt listelerinde ve diskografisindeki yenilikler eklendi. Kitaba ekli CD’de Usmanbaş’ın daha önce hemen hiç çalınmamış, kaydedilmemiş dört yapıtı yer alıyor: Yeni Kayıtlarıyla İlhan Usmanbaş. Betin Güneş yönetiminde Köln’de Köln Filarmoniker ile çalınan İşte Sevgili Viyolonsellerimiz; İnci Özdil yönetimindeki Orkestra@Modern ile, piyanist Türev Berki’nin solistliğinde Solo Piyano ile 12 Çalgı İçin Oda Konçertosu; ünlü İngiliz kemancı Peter Sheppard-Skaerved’in seslendirdiği... ki yalnızdırlar adlı solo keman yapıtı (bir kez Gönül Gökdoğan 1988’de İstanbul Radyosu stüdyosunda seslendirmiş) ve Esen Kıvrak, Olgu Kızılay, Öykü Koçoğlu, Çağ Erçağ’ın çaldığı Yaylı Dördül için Müzik-96 başlıklı kuartet.

Takip Et I                Paylaş

        

TADIMLIK

20. Yüzyılın Ortasında Usmanbaş Nice besteci içinde yaşadığı çağı izlemek yerine önceki çağların birikimine öykünmüştür. Özellikle 20. yüzyıl gibi durmadan değişim geçiren, geleneksel kavramları yıkmak için hemen her gün bir yeniliğin ortaya çıktığı bu çağı izlemek, her bestecinin harcı değildir. Geçmişin önyargılarından kurtulup kendi içinde yaşadığı çağın değerlerini tartışmak, bu tartışma için ortam yaratmak da yürek ister.

İlhan Usmanbaş, bestecilik perdesini araladığında yüzünü yeniliklerden yana çevirerek işe başlamıştır. Bugün sayısı 100’ü aşan yapıtında teknik açıdan, 20. yüzyılın sunduğu pek çok yenilik yer alır. Çok yönlü deneyimleri, derin kültür birikimi ve yeni sesin peşindeki ödün vermeyen savaşımı sonunda kendine özgü bir yazı tekniği geliştirmiştir. Bu tekniğinde çağın çeşitli akımlarından etkilendiği gerçeğin bir yüzüyse, bestecinin potasından geçerken her bir deyişin uğradığı değişim de gerçeğin diğer yüzüdür. Neo-Klasik biçemden raslamsallığa, özgür değerlere; 12-ton dizisinden tüm örgütlenmeye; ses alanlarının karşıtlığından, yığma seslerden, kaydırmalardan, mikrotonal aralıklara, minimal düzene kadar birçok tekniğin geniş alanlarını içeren, sonuçta Usmanbaş’ın kendisiyle özdeşleşen dilidir.

Usmanbaş için önemli olan melodik çizginin akışından çok, ses yoğunluğunun kendi içinde bir derinlik kazanması, bağımsız devinimler içinde fikrin gelişmesidir. 1943’te ortaya çıkan ilk denemeleri Neo-Klasik biçemde ve bir çeşit kolaj uygulamasıdır. Ancak bestecinin daha sonraki evrelerinde yer alacak “özgürlüklerin” hazırlandığı da satır aralarında duyulur. Kendisinin “ilk ciddi yaratı denemesi” olarak kabul ettiği Piyano İçin Altı Prelüd’de Igor Stravinski, Gabriel Fauré, Maurice Ravel gibi 20. yüzyılın hemen başındaki kimi bestecinin ve caz müziğinin etkisi görülür. Yine de bu ortamda bestecinin sonradan kendine özgü biçimde kanatlanıp uçacağı noktalar gizlenmiştir. Konservatuvar’dan mezun oluncaya dek yazdıklarında Hindemith ve Bartók etkileri, ayrıca kendi hocaları olan ilk kuşak çoksesli Türk bestecilerinin izleri de göze çarpar. Aynı yıllarda Bülent Arel4 ile birlikte keşfettikleri bestecilerden birisi de Bohuslav Martinu’dur (1890- 1959). Bu Çek bestecisinin Neo-Klasik yaklaşımı o günlerde genç besteci adaylarına yeni ufuklar açmaktadır. Martinu, Paris’te Roussel ile çalışmış, 20. yüzyılın ilk müzik atılımlarının içinde yetişmiş, her ortam için pek çok beste yazmış bir sanatçıdır.

1940’ların başında bestecilik serüvenine başlayan genç müzikçiler doğal olarak kendi ülkelerindeki öncülerin ve 20. yüzyılın ilk kırk yılında ortaya çıkan yeni atılımların etkisinde işe başlamıştır. Usmanbaş bu evreyi çok çabuk atlatmış, gerek yurtiçindeki gerek dünya yüzündeki öncülerinin etkisini bir-iki yıl içinde geçiştirmiş ve her yapıtında kendine özgü söylemine doğru yeni bir arayış sergilemiştir. Neo-Klasikçilerin çizgileri, Folklorcuların ritmik özellikleri ya da caz müziğinin somut çizgileri, ancak ilk yazdığı birkaç yapıtta belirgindir. Konservatuvar yılları sona erer ermez hocalarının ve tutucu çevrenin duvarlarını aşarak kendi yolunda yürüyecektir.

Takip Et I                Paylaş