şifremi unuttum            beni hatırla

ETKİNLİKLER
25 Ekim 2014 Cumartesi
Kitaplar ve Muharrirler II - Edebiyat Üzerine Makaleler (1928-1936)

Kategori: Edebiyat
Yazar: Abdülhak Şinasi Hisar
Hazırlayan: Necmettin Turinay
Sayfa: 464
Ölçü: 13.5 x 21 cm
ISBN: 978-975-08-1539-3
YKY'de 1. Baskı: Şubat 2009

Abdülhak Şinasi Hisar’ın henüz kitaplaşmamış yazılarından oluşan Kitaplar ve Muharrirler’i, Hisar üstüne doktora çalışması da bulunan Necmettin Turinay, üç cilt halinde yayına hazırladı: Mütareke Dönemi Edebiyatı, Edebiyat Üzerine Makaleler (1928-1936) ve Romana Dair Bazı Hakikatler (1943-1963).
 
Kitaplar ve Muharrirler’in ikinci cildinde Hisar’ın 1928 ile 1936 yılları arasında çıkmış deneme ve eleştirileri yer alıyor: Buradaki metinler doğrudan edebi tenkide ve tenkit tutumuna, romana ve şiire, edebi akımlara ve klasik metinlerin tercüme çalışmalarına, Victor Hugo başta olmak üzere çeşitli Avrupalı yazarlara, Ahmet Haşim, Abdülhak Hamid, Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif, Namık Kemal gibi yazarlara ait değerlendirmelerden ve edebiyat üzerine parıltılı notlardan oluşuyor.
Bu kitap, genellikle roman ve hatıra yazarı olarak bilinen Abdülhak Şinasi Hisar’ın daha farklı bir yanını, bugünkü edebiyat okurunun yeterince tanımadığı denemeci ve eleştirmeci yanını öne çıkarıyor.

Takip Et I                Paylaş

        

TADIMLIK

Hazırlayanın Önsözü
Cumhuriyet Döneminde Abdülhak Şinasi Hisar

1. “Edebiyat Üzerine Makaleler”

 

Kitaplar ve Muharrirler’in bu ikinci cildinde Abdülhak Şinasi Hisar’ın 1928 ile 1936 yılları arasında çıkmış deneme ve eleştirileri yer alıyor. Şöyle böyle sekiz yıllık bir süreyi kapsayan bu yazılar, genellikle roman ve hatıra yazarı olarak bilinen Hisar’ın daha farklı bir yanını, bugünkü edebiyat okurunun yeterince tanımadığı denemeci ve eleştirmeci yanını öne çıkarıyorlar.

Kuşkusuz Hisar’ın bu süre zarfında yayınladığı yazıları, sırf deneme ve eleştirileri ile sınırlı değildir. Onun daha ileriki yıllarda kitap olarak yayınlayacağı Boğaziçi Yalıları (1954) ve Geçmiş Zaman Köşkleri (1956) adlı eserlerini dolduran şiirsel metinleri de bu dönemine aittir. Gene bu arada, Geçmiş Zaman Edipleri adıyla yayınlamayı çok arzu ettiği halde, bir türlü buna muvaffak olamadığı diğer bir eseri de, fikir olarak bu yıllarda doğmuş, çoğu bölümleri de gene bu yıllarda kaleme alınmıştır.

 Hisar’ın, 1928 ile 1936 arasında kalan bu sekiz yıllık dönemi, öyle anlaşılmaktadır ki kendi yazı hayatı bakımından oldukça verimli geçmiştir. Bir yanda Balkan Birliği Genel Sekreterliği (1931), Dışişleri Bakanlığı Müşavirliği (1935) ve Turing ve Otomobil Kurumu Merkez İdare Heyeti Üyeliği gibi bürokratik görevleri, bu vesile ile sık sık gidip geldiği dış seyahatleri; öbür yanda da kesintisiz, dopdolu diyebileceğimiz verimli bir yazı hayatı!.. Ve bu yıllarda deneme ve eleştirilerin yanı sıra, birbiri ardınca sökün eden ve farklı farklı kıyılara doğru ilerleyen daha başka yazı türleri!..

 Şehri, tarihi, müzeciliği ve ilk müzelerimizi merkez alan yazıları bir yanda, sık sık gidip geldiği Balkan ülke ve şehirlerine ilişkin metinleri bir başka yanda, ve bu arada şahsi okumaları sırasında, kitap kenarlarına düştüğü notlardan meydana geldiğini sandığımız vecizeleri öbür yanda!.. Biraz evvel hatırlattığımız Boğaziçi Yalıları ile Geçmiş Zaman şkleri’ni oluşturan şiirsel metinlerle, Geçmiş Zaman Edipleri’ni teşkil eden biyografik hatıraları da bu listeye eklenince, Hisar’ın, Cumhuriyet’in onuncu yılının (1933) önünde ve arkasında yer alan bu kısa zaman aralığını, ne kadar verimli kullandığı çok daha iyi anlaşılır. Dolayısıyla bu metinleri kitap olarak neşretmeyi düşünmüş olsaydı, Hisar’ın daha o yıllardan asgari dört eseri ile karşılaşma imkânı bulacaktık. Öyle olduğu takdirde de, Abdülhak Şinasi’nin edebiyatımızdaki yeri daha bir muayyen hale gelecek, yazı hayatındaki evrilmeler de kalın bir sis perdesi ile perdelenmemiş olacaktı.

 Bu bakımdan onun, Mütareke sıralarında kaleme aldığı eleştirilerini kitap olarak neşretmemesi de anlaşılır bir şey olmamıştır. Çünkü bu eleştiri metinleri ne Raif Necdet’in Hayat-ı Edebiye’sine (1922), ne Ahmet Şuayip’in Hayat ve Kitaplar’ına (1901), ne de Fuat Köprülü’nün Hayat-ı Fikriye’sine (1909) benzer. Zira bu eserlerin son ikisinden, yarı yarıya bir tercüme kokusu etrafa yayılırken, Raif Necdet’in metinleri de kitap olarak yayınlandığı tarihin aksine, daha eski bir döneme aittirler. Dolayısıyla bu eserlerin üçüne göre de, Hisar’ın yazdıkları hem daha çağdaş, hem kendi zamanına ait, hem de eleştiri tutumu bakımından daha girift ve sanatkâranedir. İşte bunun gibi daha nice sebepler dolayısıyla, Hisar’ın eleştirileri kendi döneminde kitaplaştırılmış olsalardı, hem tenkit tarihimizin büyük bir boşluğu dolacak, hem de Mütareke’den Cumhuriyet’e geçerken bu metinler, kendilerine daha anlamlı bir yer edinmiş olacaklardı.

Kuşkusuz bütün bunlar geride kalan şeylerdir!..

Fakat onun Balkan Birliği Genel Sekreterliği görevi ile İstanbul’dan Ankara’ya geçişi, Hisar’ın yazı hayatı bakımından fevkalade verimli sonuçlar doğurmuş ve yeni yeni bazı eser tasavvurlarını harekete geçirmiştir demek gerekiyor. Ve bu Ankara yıllarında, çoğu İstanbul’dan gelen milletvekili ve bürokratlar gibi, Evkaf Apartmanı’ndaki ikameti de, bu verimin artmasına ayrı bir katkı sağlamıştır. İnsanlarla içli-dışlı olmayışı, kalabalıkları sevmemesi ve yapayalnız yaşadığı Evkaf dairesinde sürekli okuma ve yazı ile meşgul olması!.. Sonra Yaşar Nabi’nin Varlık’ı Ankara’da çıkarmaya başlaması ile, (19 Temmuz 1933) bu derginin hemen her sayısında, yukarıda sözünü ettiğimiz türlerden birine dahil edilebilecek metinlerinin birbiri ardına sökün etmesi!..

 Fakat dikkat edilirse, Hisar’ın 1928-1936 arasında yayınladığı eleştirilerinden söz ederken, Fahim Bey ve Biz (1941) ile Çamlıca’daki Eniştemiz (1944) gibi, her bakımdan orijinal ve Türk romancılığı açısından da gerçekten bir takvim başı teşkil eden eserlerine, onların hazırlanışına ilişkin herhangi bir atıfta bulunmuyoruz. Bulunmuyoruz çünkü onun asıl bu tarafını, yani romana ilişkin kanaatlerini yansıtan yazıları, ağırlıklı olarak bu serinin üçüncü cildinde yer alacaklar. Bu bakımdan Kitaplar ve Muharrirler’in “Romana Dair Bazı Hakikatler” adını taşıyacak olan üçüncü cildinin, Hisar’ın roman anlayışı ve tefekkürüne ilişkin yazılardan meydana geleceğini kaydetmemiz gerekiyor.

 Fakat burada şu hususa da işaret etmeden geçmemek lazım gelir: 1936 ortaları ile Fahim Bey ve Biz’i yayınladığı 1941 yılı arasında, dönemin dergi ve gazetelerinde Hisar’ın herhangi bir yazısına tesadüf edilememektedir. Belki yayınlanmış birkaç parça yazısı olmuş mudur, bilemiyoruz. Fakat yıllardır yaptığımız dergi ve gazete tetkiklerinde, biz herhangi bir yazısına tesadüf edemedik. İşte 1928’den beri aralıksız yazan; sanat, edebiyat ve düşünce hayatımızın çeşitli konuları üzerine kafa yoran, Mütareke yıllarından beri eleştiri yazıları ile kendini kabul ettiren, Nahit Sırrı Örik’in yaptığı bir değerlendirmeye göre de, dönemin önde gelen dört eleştirmeninden biri olarak temayüz etmiş bir yazıcının, 1936 ortalarında aniden susuvermesi ve bir daha dergi ve gazete sayfalarında gözükmemesi manidar değil midir?

 

Yazıların Önünde ve Arkasında İki Büyük Boşluk

 İşte Abdülhak Şinasi Hisar’ın, asıl bu suskunluğu üzerinde durmak gerekiyor. Zira onun yazı hayatı bakımından büyük bir boşluk teşkil eden bu dört-beş yıllık dönem, bize her bakımdan önemli gözükmektedir. Ayrıca bu boşluğun altında yatan sebeplere ilişkin, onun muhtelif hatıra metinlerinde de herhangi bir atıfa tesadüf edilmemesi bizi hayli şaşırtıyor.

 Bu uzun yazı aralığına bir izah ve açıklık getirmek bakımından, insanın hatırına çeşitli ihtimaller gelmiyor değil. Mesela, dönemin şartları dolayısıyla bu yazıların kesilmesi ihtimali!.. Onun 1936 yılında son çıkan yazısı “Biz ve Hayat” idi (Ağaç, 4 Temmuz 1936, nr. 14). Bu yıllarda Yaşar Nabi’nin Varlık’ının dışında, Necip Fazıl’ın Ağaç dergisinde de yazıyor olması, kendisi için bir sakınca doğurmuş olabilir mi? Kendi bürokratik konumu dolayısıyla, geleceği açısından endişeli dönemler mi geçirmektedir? Bunları da bilemiyoruz ne yazık ki!..

 Fakat bu sıralarda Türkiye’de iç politika ve rejim bakımından önemli bazı kırılmalar yaşandığını, asıl tek parti iktidarının da bu sıralarda kurulduğunu, 18 Haziran 1936’da Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın, Cumhuriyet Halk Fırkası genel sekreterliği görevinin olabildiğine tahkim edilmesinin ardından, devlet valilerinin aynı görevler üzerlerinde kalmak kaydıyla, parti il başkanlığı görevini de üstlendiklerini, Halkevleri’nin yanı sıra ülke istihbarat kuruluşlarının da aynı kişiye emanet edildiğini, ve bu aşırı güç yığılmasına paralel olarak, Başbakan İsmet Paşa’nın giderek güç kaybına maruz kaldığı gibi, aradan fazla bir zaman geçmeden üzerindeki görevi hastalık veya aşırı yorgunluk gibi suni gerekçelerle Celal Bayar’a devir mecburiyetinde bırakıldığı, oldukça nazik zamanlar!.. İşte Hisar’ın yazıları tam da böyle bir zamanda kesintiye uğruyor. Nitekim üç sayı sonra da, Necip Fazıl’ın “sanat-fikir-aksiyon” dergisi Ağaç zaten kapanmak durumunda kalacaktır (29 Ağustos 1936, nr. 17).

 Ancak biz bu yazıların kesilmesi hususunda, daha farklı bir ihtimalin de üzerinde durulması taraftarıyız. O da şudur: İç ve dış politikada önemli kırılmaların yaşandığı böyle bir dönemde, Hisar kendisini bir hayli geriye çekmiş, fakat gene de boş durmamış ve muhtemelen ileride, İsmet Paşa’nın cumhurbaşkanlığı döneminde Ulus’ta tefrikasına başlayacağı Fahim Bey ve Biz ile, Varlık’ta peyderpey yayınlayacağı Boğaziçi Mehtapları’nın yazımı ve hazırlıkları ile meşgul olmuştur.

 Hal böyle olmakla beraber, aynen 1936-1941 arasında karşılaştığımız cinsten büyük bir yazı boşluğu ile, onun Mütareke dönemi sonrası ile bu kitaptaki yazıların başladığı 1928 arasında da karşılaşıyoruz. Çünkü İleri gazetesinde 22 Haziran 1922’de sona eren yazıları, aradan nice zamanlar geçtikten sonra, nihayet 26 Mart 1928’de başlayabilmektedir. Neresinden bakarsanız bakın Cumhuriyet’in ilan edildiği, Lozan’ın imzalandığı ve nice devrimlerin vuku bulduğu yıllar zarfında, Abdülhak Şinasi’nin herhangi bir yazısı ile maalesef karşılaşma imkânı bulamıyoruz.

Dolayısıyla Kitaplar ve Muharrirler’in bu ikinci cildini teşkil eden yazıların önünde ve arkasında, iki uzun suskunluk döneminin bulunduğunu, bunun aksine Cumhuriyet’in onuncu yılı merkez olmak üzere de, Hisar’ın son derece verimli bir yazı dönemini idrak ettiğini söylememiz gerekiyor.

KİTAP AKRABALIKLARI

Takip Et I                Paylaş