Nobel’e Arap dünyasından bir bakış
Orhan Pamuk ile Adonis arasında


Abduh Vazin


Nobel edebiyat ödülünün açıklandığı Perşembe sabahı şair Adonis elinde makalesiyle El Hayat gazetesinin Beyrut’taki ofisini ziyaret ederek bizlere sürpriz yapmıştı. Sohbet bir anda Adonis’in bu yıl güçlü adayı olduğu Nobel ödülüne geldi. Adonis’in adı haber ajansları, dünya gazeteleri ve internet sitelerinde ilk sıralardaydı. Yalnız, Adonis ne umutluydu ne de karamsar. Arkadaşım Emil’in ifadesiyle, iki arada bir deredeydi. Kendisine “Bu gece sizin kazanmanızı kutlayacağız” dedik. Güldü ve “Siz umutlanın!” demekle yetindi.
Birkaç saat geçmemişti ki Nobel’i büyük Türk romancı Orhan Pamuk’un kazandığı açıklandı. Aslında Pamuk’un ödülü kazanması hiç sürpriz olmadı. Türk hükümetinin yargılamaya niyetlendiği geçen yıldan bu yana ismi güçlü bir şekilde aday gösteriliyordu.
Pamuk’un Nobel ödülünü kazanmasına bir anda siyasi doku verildi. Ödülün açıklandığı gün “Ermeni soykırımını görmezlikten gelmeyi suç sayan” Fransız yasasının kabul edilmesi de Pamuk’un ödülü kazanmasının siyasi olduğu gerekçesinin dozunu arttırdı.
Orhan Pamuk yaşının küçüklüğüne (54) rağmen kesinlikle Nobel ödülünü hak ediyor. Herhangi bir siyasi ‘dokudan’ ayrı olarak, başka şartlar içinde bu ödülü hak ediyordu. Enerjik, orijinal ve yenilikçi bir romancı olarak hak ediyordu. Kara Kitap başta olmak üzere benzersiz romanlarıyla bu ödülü hak ediyordu. Kara Kitap’ın ve eşi Rüya ile gazeteci arkadaşı Celal’in ortadan kayboluşunu soruşturmaya başlaması sonrası avukatlıktan gazeteciliğe geçen kitabın kahramanı Galip’i unutmak zor. Soruşturma sırasında Pamuk’a sürekli huzur veren İstanbul’un tarihi gözler önüne geliyor. Pamuk’un diğer romanları da eşsizlik, güzellik ve derinlik bakımından Kara Kitap’tan geri kalmaz. Son romanı Kar, hayal ve fantezi üzerine vaaz edilmiş en modern ‘Doğu hikâyesi’ üslubu ve ifade teknikleri arasında Pamuk’un nasıl bir buluşma gerçekleştirdiğine, romancı ustalığına tanıklık ediyor. Pamuk, ödülü bütün çalışmaları ve romancılık deneyimiyle hak ediyor.
Ödülü kazandığı haberi kendisine ulaştığında Pamuk New York’taydı. Dünya basınına yaptığı kısa açıklamalarda sevincini ifade etti ancak kafa karışıklığı ve endişesini de... Şöyle diyordu Pamuk: “Kendime Türkiye’de tepkiler ne olacak diye soruyorum. Acaba benimle iftihar edecekler mi?” Edebiyat ve medya çevreleri, çalışmaları ve muhalif tutumları etrafında kendi aralarında önceden bölündükleri gibi ödülü kazanması konusunda da bölündüler. Haber ajanslarının bildirdiklerine göre, Türk basını ödülün kazanılmasını “Türk milleti için gurur verici” ve Türk edebiyatını ölümsüzlerin listesine koyan büyük bir olay görerek sevinçle karşıladı. Milliyetçi dokuya sahip başka gazeteler ise Pamuk’u Batı dünyasının kurallarını temsil eden yazar olarak niteledi ve Pamuk’un Türk kimliğine karşı olan tutumlarının sonucu ödülü kazandığını ifade etti. Resmi tepkileri ise Türkiye kültür bakanı “şu an Türkiye’de süren tartışmaya rağmen” Pamuk’un ödülü kazanmasını olumlu karşıladığı şeklinde oldukça soğuk bir açıklamayla özetledi; “çok mutluyum, Pamuk’u kutluyorum” dedi. Hükümetin ödüle dair hoşnutluğundaki samimiyeti sorulduğunda ise “Ben sadece romancı Pamuk’la ilgileniyorum, başka konular beni ilgilendirmez” açıklamasında bulundu. Doğal olarak hükümet Pamuk’un muhalif tutumlarından ve politikalarını eleştiren açıklamalarından hoşnut değil ve Pamuk’un 1998’de ‘devlet sanatçısı’ unvanını ret edişini unutmuş değil. Hükümet, bu türden ulusal bir ‘mükâfatla’ Pamuk’u uysallaştıracağını sanmıştı.
Ödül, Pamuk’u mükâfatlandırıp muhalif bir yazar olarak hakkını verse de ödülü kazanmasının siyasi boyut alması sonrası karalamış da oldu aslında. İsveç Akademisi siyasi boyuttan uzak olmayabilir. Zaten siyasi boyutların Nobel ödülü konseyinin kararlarına egemen olduğu biliniyor ve bazı sonuçlar bunun kanıtı.
Türk romancı ayrıca üretkenlik ve yaş bağlamında ileri gelen romancılarla yarış içindeydi. Adonis ve Tranströmer gibi ünlü şairlerin yanı sıra Philip Roth, Milan Kundera, Joyce Carol Oates, Amos Oz, Mario Vargas Llosa, Doris Lessing, Paul Aster, Inger Christensen’in isimlerini anmak yeterli. Fakat bazılarının üzerinde durduğu yaşının küçüklüğü, ret veya kabulün kriteri değildir. Zira Albert Camus bu ödülü 44 yaşında aldı; ancak neredeyse ödülünün sevincini yaşamadan, üç yıl sonra 1960’da bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Tartışmalar, ödülü kazanmasının siyasi perdesinin etrafında dönecek olursa Pamuk’a büyük haksızlık edilmiş olacaktır. Bu, çağdaş Türk edebiyatına da haksızlıktır. Hatta bu haksızlık, birçoklarının “ödülden mahrum bırakılmasının tamamen siyasi” olduğunu ifade ettiği Adonis’in uğradığı haksızlığı andırmaktadır. Bu kimseler, İsveç Akademisi’nin, Suriyeli şairi taçlandırarak Suriye rejimini ödüllendirmek istemeyeceğinde ısrarcılar. Bu yaklaşım haksızlık üstüne haksızlıktır. Zira yarı sürgün hayatı yaşayan şair Adonis’in hiçbir siyasi rejimle ilgisi yoktur. Aksine o, tam bir özgürlükle ve kıskanılacak bir cesaretle yazan büyük bir muhaliftir.

El Hayat, 16 Ekim 2006, Mısır
Arapçadan çeviren: Halil Çelik


<<geri dön

Ana Sayfa