| Şiirin Konuşan Öznesi: Ben
|
| |
|
Bu başlık ne anlama geliyor? Modern şiirin konuşan öznesinin hayli şairin kendisi, hayli de başkası olduğunu. Eni konu, öykü ve roman gibi şiir de kurmacadır. Yaratıcı imgelem, bir olanak olan modern şiiri oluştururken çoğunlukla “ben” söylemini kullanır. Ne var ki, “ben” şairin bire bir kendisi olmayabilir. Bir başkası ya da bütünüyle kurduğu bir figür olabilir. Bazen, yaratılan şair figürü, şairin yaşantısına gönderebilir okuru. Proust’a ait olan bir terimle ifade edecek olursam, “istenç dışı bellek” devreye girerek geçmişe götürebilir şairi. Bir im, bir işaret fişeği patlar çocukluğa ait. Yaratıcı ben, yaratıcı imgelem zengin olan bellekle buluşur. Bazen bir koku, bazen bir nesne çocukluğa götürür. Çocukluğun çağrılması için ya da bilinçaltının uyarılması için anısı olan kokular, nesneler, eşdeğerli şeyler yeterli olur.
Modern epik şiirde çift ya da birkaç söylem olduğu için şair başka başka figürleri de temsil eder. Başka başka figürlerin tinselliğini temsil etmek, konumlarını açığa çıkarmak, kısaca başka özneler olmak güç bir iştir. Güçlüğü, şairin bunu, monolojik söylem içinden gerçekleştirmek zorunda olmasından gelir. Şiir yapısı içinde kalmak bunu gerektirir. Mikhail Bakhtin’in, romanın yapısının diyalojik söylemle kurulduğu yönündeki saptamasını düşünürsek karşıtlığı anlamakta güçlük çekmeyiz. Roman-şiir karşıtlığı söylemseldir bir bakıma. Bir bakıma diyorum çünkü biçimseldir de... Birinin koşuğu, ötekinin düzyazıyı, birinin günlük dili, ötekinin şiir dilini kullanıyor olmaları da temel ayrımlardır. Ortak nokta özgül biçimsel niteliklerinin oluşudur.
Modern şiirin ben söylemi neleri içermez ki? Hayalleri, düşleri, düşlemleri, gerçeküstüyü, gerçekliği, hüzün tınılarını sınır ötesi diliyle içerir ve ötekine aktarır. Parçalanmış şiir dili ve söylemi insanın yazgısını, yabancılaşmayı, ötekileştirileni, anti-kahramanları dile getirir. Ben söylemi şairin ya da şairin odaklandığı başkasının sese, sözcüklere, sözdizimine dönüşmüş belleğidir. Söylem tek tek sözcelerle kurulur. İmge, eğretileme gibi söz sanatları sözceleri benzersiz kılar. Tek tek yazınsal sözcelerden söyleme varılır.
Şiiri, şiir yapan şiirsel yapı kadar, yapının kurulmasında yapı taşı olan yazınsal söylemdir. Dilbilim, söylemi “bağıntılı konuşma ya da yazma biçimi” olarak tanımlar. Şiirsel söylem de ilintileri bağıntıları kurularak iletişim işlevi görür. Düz bir iletişim değildir bu. Dolayımlı, estetize edilmiş iletişimdir. Kuşkusuz, söylem birimleri olan sözcük, şiir tümcesi, söz öbeği modern şiirde yazınsal bir işlev yüklenmiştir. Ek olarak şiir dili ve söylemi çevriminde şunlar söylenebilir: Şiirin konuşan öznesinin kurduğu şiir dili ve söylemi toplumsal, kültürel bağlam ve değer içinde anlam ifade eder. Göndermeleri şiire dönük olduğu kadar, dil dışınadır da...
Modern şiirde ben söylemi, dilden söze dönüşen biçimlenişle sözeylemde bulunur. Dilin birimi olan tümce ve sözceler yapısal ve edimsel özellikleriyle belirir. Ben söylemi, yapısal ve edimsel yönüyle öznenin kimliğini, dünyaya bakışını, yaşamı algılayıp anlamlandırışını açığa çıkarır. Bu anlamda Turgut Uyar’ın “Terziler Geldiler”i ve “Yekta” şiirleri parodi özellikleriyle öne çıkarlar. Aslında, bu şiirlere ben söylemi egemendir. Modern Türk şiirine de “lirik ben” özellikleriyle eklemlenirler. Öte yandan, şairin sesi silinmiş, Yekta’nın kimliği şiirin konuşan öznesinin yerine geçmiştir. Modern epik şiirin çoksesli olanağı yerli yerinde kullanılmıştır. Şiirsel söylemin bireydile (idiolect) ve biçeme dönüştüğünü Yekta’nın sesinden çıkarabiliriz. Şiirin birinci kişisi olan Yekta’nın söylemi “Akçaburgazlı Yekta’nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmurdur” başlıklı şiirde çok daha belirgin öne çıkar. Biçem, bu şiirde psikolojik boyutuyla da varlığını gösterir. Şairin sesi nerededir? Ben anlatıcı şairin yerine Yekta karakteridir. Karakter terimi romana, öyküye ait bir terimdir. O yüzden Yekta figürü diyelim; işte o figür, iç seslerle şiirin dramatik gerilimini uç noktaya taşır. Denemenin başındaki ifadeye dönersek; Yekta şiirlerinin söyleminin “epeyce” Yekta’ya ait olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliriz. Kurmaca figürün yaratıcısının Turgut Uyar olduğunu unutmadan.
James Joyce’un, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nde Stephen Dedalus epik, lirik, dramatik biçim konusunda kendi bakış açısını önerir: “Lirik biçim, sanatçının imgeyi kendisi ile dolaysız bir ilişki içinde sunduğu biçimdir; epik biçim, sanatçının imgeyi kendisiyle ve başkalarıyla dolaylı bir ilişki içinde sunduğu biçimdir; dramatik biçimde ise, sanatçı imgeyi başkalarıyla dolaysız bir ilişki içinde sunar.” Modern epik şiirde biçimin, şairin imgeyi kendisiyle ve başkalarıyla dolaylı bir ilişki içinde sunduğu bir biçim olduğunu, Turgut Uyar’ın ve Edip Cansever’in insan figürlerinden, anti-kahramanlarından pekâlâ çıkarabiliriz. Gündelik dilin kullanılışı hem şiirin imgesine, hem de kurmaca kişilerin imgesine sayıp dökmeci bir özellik katar. Şiirsel söylemle düzyazısal söylem arasındaki sınırı şair, şiir lehine aşmak zorundadır. Şair, malzemesi olan dile egemen olarak dilin müziksel ifadeye dönük öğelerini devreye sokarak çoksesli, çokkatmanlı metinlerin üretilmesini sağlar; böylece düzyazı tuzağından kurtulur.
Modern şair, Ben’in üzerinden başkasını da çevremi içine alarak çoksesli çokkatmanlı bir yapı kurmuştur. Modern şiirin eşiği Rimbaud’nun, “Şair, bütün duyuları uzun süre, sonsuzca ve bilinçle karıştırarak, düzensizleştirerek kâhinleşir” ile “Ben bir başkasıdır” tümcesi, modern şiirin temel koyucu poetikası olarak okunabilir. Bu tümceler, aynı zamanda modern şiirin zihinsel bir kırılma olduğunu da gösterir. Dahası, bu tümceler klasik şiirden kopuşun göstergesidir. Klasik şiirin zihinsel yapısı altüst edilmiştir – duyular bilinçle karıştırılarak. Duyuların karıştırılması dil düzeyinde karşılığını bulur. Sözcükler, gösteren gösterilen bağıntısı içinde değil, öteki sözcük ilintileriyle bakir anlam alanları oluşturur. Şairin görme, duyma, bilme biçimlerini dil üzerinden aşması şiirin olanaklarını genişletmiştir. Sözcük ile nesne arasındaki mesafe açılmış, sözcük özgürleşerek öteki sözcüklerle girdiği diyalogda da (“birleştirme” ekseninde de) yaşamı anlamlandırma olanağı çoğalmıştır. Bu durumun zihinsellikle bağlantısını söylemek bile fazla. Artık şair, özgürleşmiş sözcükleri örgütleyerek kendi kurup biçimlendirdiği evreni sunabilmiştir. Klasik şiir simgeler, düz anlamlar üzerinden kendini ifade ederken, modern şiir imge, eğretileme üzerinden çoksesli çokkatmanlı olarak kendini ifade edebilmiştir.
Şiir dili bağlamındaki kırılma modern şiirin temel koyucu özelliğidir. Öteki özelliği ise zihinsel değişimdir ve sanayileşmeyle ilintilidir. Dil düzeyindeki kırılma gündelik dilden uzaklaşarak gerçekleşir. Artık şiir, düzyazısal şiirin de, dolayısıyla tümce yapısının da olanaklarını kullanabilir hale gelir.
Ece Ayhan’ın “Sardunya ve Çocuk” şiirinden bir bölümü aktarayım:
Çocukluğun da Selanik kapıları, büyük lavanta ve tokmaksız.
Gidip bir ilkokulda uyuyacaktır, bütün o sığ denizleri, şeytan minarelerini, belki de. Yazdan unutulmuş açık bir pancuru gibi halasının. Ölümün ve arkadaşının mızıkasıyla, yeryüzünde geceleri satışa çıkarılmış sardunyaların ağır öyküsünün arabasını anlatan çocuk, yalnızca.
Bu metinde şair gündelik dilin sözdiziminden tümce yapısını bozarak ayrılır. Böylece, çokkatmanlı anlam üretmek olanağını bulur.
Yeniden, modern şiirde ben söylemine dönecek olursak, şiirin konuşan öznesi hem şairdir, hem de başkalarıdır. Monolojik söylemin Edip Cansever’in Ben Ruhi Bey Nasılım’ında nasıl çeşitlendiğini, Bezik Oynayan Kadınlar’ında kadın figürlerin sayıp dökmeleriyle yaşama ilişkin nasıl bir çevrim kazandırdıklarını birlikte okuruz.
Rimbaud, “Ben bir başkasıdır” derken varoluş sorununu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu. Modern şiir, belki, ben söyleminin kendinde topladığı bir başkasının yerine konuşma, söz alma özgürlüğüdür. Belki de bir başkasının acısına bakabilmektir.
|