Yahya Kemal ve Kavaklıdere İlanı

Ali Görkem Userin


Eski dergiler –özellikle de çıktıkları günlerin aktüel kimi olay ve konularına da yer verenleri– bir dönemin farklı bir tarihi tanıklığını yapar her sayısıyla, her sayfasıyla. Yıllar evvel çıkmış bir derginin cildi yıllar sonra birçok sürpriz sunabilir. Örneğin meraklı bir okur, hiçbir ön bilgiye sahip olmadan, rastgeldiği bir dergi cildini sırf göz atmak için eline alsa, derginin ona sunduğu sürprizler ve oynadığı oyunlardan dolayı hiç yoktan birkaç saatini geçirebilir.
Aralık ayının son günlerinde, nedensiz yere böyle bir okuma serüvenine dalıverdim; aradığım, araştırdığım herhangi bir konu ya da malzeme yoktu aslında. Lâkin bir kez daha gördüm ki, en çok da bu tarz bir okuma beklenmedik, umulmadık noktaları getiriyor insanın karşısına. Okuduğum dergi Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’suydu. Çeşitli dönüşüm ve aksamalarla birlikte, 1943 ile 1971 yılları arasında çıkan, altbaşlığında kendini “Siyasî ve Edebî Mecmua” olarak tanımlayan Büyük Doğu, ağırlıklı olarak siyasal ve ideolojik yazılara yer vermesine karşın şiir ve öyküye de yer vermiş. Dergideki imzalardan yalnızca birkaçını anmak bile durumun anlaşılması için yeterli olacaktır: B. Rahmi Eyüboğlu, Z. Osman Saba, Sait Faik, C. Sıtkı Tarancı, F. Hüsnü Dağlarca, Özdemir Asaf, Oktay Akbal, Peyami Safa, Sezai Karakoç...
Büyük Doğu’nun 2 Ocak 1948 tarihli 74. sayısının kapağını kumar, fuhuş, hırsızlık ve alkol gibi yükselen toplumsal sorunlar işgal ediyor. İçinde ise, kimi temel dini metinlerin yanı sıra tarihi, iktisadi ve aktüel yazılarla incelemelere ek olarak bir şiir ve bir de öykü yer alıyor. Arka kapakta ise, güleriz ağlanacak halimize dedirten olay ya da anekdotların okurlarla paylaşıldığı, zaman zaman da tiye alındığı “Gülebilsek” köşesi yer alıyor. 74. sayıda, köşeye, otuz beş yıl önce Cem dergisinde Musahip Efendi imzasıyla yayımlanan bir anekdot alıntılanmış. Fakat, sayfa bundan ibaret değil. Sayfada bir de, üç sütuna kırk satırlık bir kutu yer alıyor, ki bizi asıl ilgilendiren de onun içinde.
Kutunun içindeki beş satırlık kısa metnin iki satırlık uzunca bir başlığı var. Yaklaşık on altı punto, bold ve tırnaksız bir karakterle dizilmiş başlık: “Vesikaların vesikası, bütün alenîliğine rağmen budur! En büyük şairimiz (!) şarap renklâmcısı!”1 Dergideki diğer haber ve yazıların metinleriyle aynı şekilde, sekiz puntoya tırnaklı klasik bir karakterle dizilen metin ise şu şekilde: “Hiç de nadir bir vesika değil; zira resmen ve alenen ortaya çıkmakla iftihar ediyor! Türkiyenin en büyük şairi geçinen, üniversite profesörlüğü, mebusluk, sefirlik yapmış olan, şimdi de Pakistan sefirliği bahis mevzuu bulunan Yahya Kemal’in, 27 Aralık 1947 Cumartesi günkü Cumhuriyet gazetesinin reklâm sayfasınde Kavaklıdere şarabına yaptığı reklâm!!! Biz gözlerimize inanamadık, belki siz inanırsınız!” Metnin altında ise, söz konusu kutunun dörtte üçlük kısmını işgal eden ilanı, yer aldığı sayfadan bir parçayla birlikte görüyoruz. İlanın başlığı “1947 yi Uğurlarken:” Başlığın hemen altında majüskül dizilmiş bir beyit: “BİZ VEDA ETMEK ÜZEREYİZ KEDERE/ GETİR AHBABA BİR KAVAKLIDERE”. Beytin altında sağda yine majüskül imza: “YAHYA KEMAL”. Onun da altında ilanın asıl imzası, yani reklamveren: “KAVAKLIDERE ŞARAPLARI Ltd. Şti. – ANKARA”. Cumhuriyet’in ilan sayfasında Kavaklıdere ilanı dışında görünen öbür parçalarda ise, o günün (27 Aralık 1947 Cumartesi) radyo yayın programı, bulmaca ve Kelly marka otomobil ve kamyon lastiklerinin ilanı göze çarpıyor. Ülkemiz reklamcılığının, İhap Hulusi gibi birkaç öncü ismin çalışmalarıyla yeni yeni geliştiği yıllara denk düşen bu reklam vakasında Necip Fazıl’ı kızdıran iki nokta var haliyle: Biri, sözü edilen ürün’ün şarap olması, öbürü ise yapılan işin reklam olması, daha doğru bir ifadeyle, şiirin reklama dönüşmesidir. Ve Necip Fazıl, bir dönem hocası olan2 şair Yahya Kemal’e yakıştıramamaktadır bu işi.
Öte yandan Yahya Kemal’in –reklamını yaptığı ürün ve markaya olmasa da– alkole olan düşkünlüğü de bilinen bir gerçektir. Sermet Sami Uysal Yahya Kemal’le konuşmalarında tuttuğu notlardan oluşan kitabının bir yerinde, şaire, şiirlerinde içkinin de geçtiğini anımsatarak en çok hangi içkiyi sevdiğini sorar. Uzun yıllar yurt dışında görevlerde bulunan Yahya Kemal’in yanıtı şöyle: “Viski... Olmayınca rakı ve votka.”3 Muhtemelen dostlarla birlikte olunan bir akşam sefasında karalanan bu beyit bir şekilde Kavaklıdere’nin ilanına dönüşmüştür. İlan karşılığında şairin bir ücret alıp almadığını bilemiyoruz. Yalnız, konuya ilişkin bildiğimiz birkaç nokta daha var: Söz konusu beyit gerçekten de Yahya Kemal’e aittir ve ölümünden sonra, tamamlayamadığı şiirlerinden oluşan kitabın4 “İthaflar ve Mizahlar” adlı bölümünde yer almıştır. Yine bu kitapta şiirin kaynağı olarak gösterilen çalışma Zâhir Güvemli’nin Yahyâ Kemâl’idir5. Yani beyit o kitapta da yer almıştır. Genişletilmiş ikinci baskısı Yahya Kemal’in öldüğü yıl yapılan bu çalışmanın ilk baskı yılını saptayamasak da, bunun, Yahya Kemal’in yaşadığı günlerde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Aslında Yahya Kemal’in daha başka beyitleri de vardır benzeri. Kaldı ki, kendisi de bunların birçoğunu şiirden saymamaktadır. Bunları da öğreniyoruz Sermet Sami’nin şairle yaptığı konuşmalardan.6 Bu beyte dair geçen konuşmada, beytin o yıllarda ilanın yanı sıra Kavaklıdere’nin şarap şişelerinin üstünde de yer aldığını öğreniyoruz. Ki, Necip Fazıl’ın bu durumdan muhtemelen haberi yoktu. Eğer olsaydı, ilandan sonra şişelere dair de bir çift sözü etmekten alamazdı kendini.
Üstat, onlarca şairin Yahya Kemal gibi bir kereliğine değil de yıllar boyunca meslek olarak reklamcılık yaptığı bugünleri görse, yazdıkları reklam metinlerini okusa ne tepki verirdi, bilinmez.


<<geri dön

Ana Sayfa