| İstanbul ve Londra’da Şiir Satanlar
|
| |
|
Seksenli yılların ortasında daha çok bahar ve yaz aylarında, Sultanahmet’teki çay bahçelerinde, Beyazıt Çınaraltı’nda, Çemberlitaş’taki’ “Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nin avlusunda, Galata Köprüsü’nün altındaki “Erzurum Çay Evi”, “Arzu Birahanesi”, “Kemancı” gibi mekânlarda rastlardım bu ilginç adama. Beyaz yağlı boyayla ve son derece düzgün harflerle “Şiir Yazarı Şair” yazan siyah çantasıyla dolaşırdı. Bu tuhaf görünüşlü ilginç adam bir süre sonra o mekânların alışıldık simalarından biri olup çıkmıştı. Siyah fötr bir şapka, siyah bir ceket ve siyah bir gömlek, ağzının kenarından sarkan filtresiz bir sigara, muhtemelen “birinci cigarası”… Ne işle iştigal ettiğini gösteren çantadan, teksir makinesiyle çoğaltılmış silik maniler çıkardı. Daha önceden hazırlanmış ve konularına göre tasnif edilmiş bu manilerden az bir ücret karşılığı edinebilirdiniz. Satın aldığınız her kopyanın altında da “Hediyesi takdirinize bırakılmıştır” ibaresi okunurdu; artık gönlünüzden ne koparsa! Zaman zaman ısmarlama o an yazdığı da olurdu; ama takdir edersiniz ki; böyle bir durumda gönlünüzden yüklüce bir hediye kopması gerekirdi!
Bir akşamüstü Sultanahmet’teki havuzlu parkın duvarında oturup arkadaşlarımla aylaklık ederken, önümüzden geçen adam dikkatimizi çekti. Kılığı kıyafeti ilginçti, elindeki tuhaf çantada yazan şeyin ne olduğunu merak ettik. Yanımda fotoğraf makinem vardı ve bu “nev’i şahsına münhasır’’ tipin peşinden giderek tek bir kare fotoğrafını çektim. Arkadaşlarımın yanına döndüğümde, “Şiir Yazarı Şair” dedim. Aramızda şiir satarak, para kazanılıp kazanılamayacağını konuştuk. Bu ona ilk rastlayışımdı. Sanırım 1985 yılının Nisan ya da Mayıs ayıydı. Zaten o sene yaz bitene kadar sürekli karşımıza çıktı ama nedense başka bir fotoğrafını çekmemişim. O senenin dışında da bir daha tesadüf etmedim. Aradan geçen zaman bu ilginç karakteri unutmama neden oldu. Yıllar sonra, negatiflerin arasında bir şey ararken, fark ettim bu kareyi. Fotoğrafı bastırdıktan sonra, birkaç arkadaşıma hediye ettim. Aradan seneler geçtikten sonra Refik Durbaş’ın 1988 yılında Boyut Yayınlarından çıkmış 1988 tarihli Yazılmaz Bir İstanbul kitabı elime geçti. Daha doğrusu fotoğrafı hediye ettiğim sahaf arkadaşım beni kitaptan haberdar etti. Manisa Kırkağaçlı Muharrem Coşkun’la ilgili 21 Haziran 1987 yılında Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısını bu kitaba da almıştı Refik Durbaş. Muharrem Bey ilkokulu üçe kadar okuduktan yıllar sonra, ilkokul diplomasını dışardan sınavlara girerek almış. Çiftçilik yaparken içine şiir ateşi düşmüş. İki kez yaptığı evliliklerinde çocuğu da olmayınca memleketini terk etmiş, Türkiye’yi gezerek şiir satmaya başlamış. Hatta bazı yerlerde de baya bir tanınır olmuş. En sonunda yolu İstanbul’a kadar düşmüş. Bunların hepsini, seneler sonra Refik Durbaş’ın yazısından öğrendim. İstanbul’da da belirli yerlerde tanınan bir adam olmuştu ki, aradan yıllar geçtikten sonra bazı mizah dergilerinde kendisine bir çizgi karakter olarak rastladım. Sanki seksenli yıllarda şehrin bir noktasında takılıp kalmış ve o yılların ruhunu temsil eden bir ikon gibi…
2003 yılının Haziran ayında ise Londra’da nehir kıyısında bir sokak şairine rastlayınca, hemen bizim “Şiir Yazarı Şair” geldi aklıma. Kendisine seneler önce İstanbul’da şiir satan adamı anlatınca çok ilgilendi. Joseph Mariwus genellikle küçük renkli kâğıtlara koyduğu, el yazısı şiirlerini isteğe göre, gözünüzün içine bakarak da okuyor. Hatta o an bir şiir yazmasını isterseniz ve bunun konusunu da söylerseniz hemen orada doğaçlama patlatıveriyor bir tane. O tarihlerde, patronunun işteki dikkatsizliği yüzünden kazaya uğramış bir işçiye, konuyla ilgili duygusal bir şiir de yazmış. Fiyatı mı? Tabii o da gönlünüzden ne koparsa… Tabiî ki çoğunluk genellikle aşkla ilgili şiirler satın alıyor. Biz de paraya kıyarak (sanırım 4 pounddu!) “Love Song” adlı şiirini satın aldık… Aşk bitti ama şiir elimizde o günün hatırası olarak kaldı!
Joseph Mariwus, kendini özgür ruhlu bir sanatçı olarak görüyor. Yaptığı işin insanları mutlu ettiğine inanıyor. Tek şikâyeti, sanatlarını kendisi gibi sokakta icra eden ressam, müzisyen arkadaşlarına Belediyenin savaş açmış olması. Resmi makamlar, polis teşkilatına bu tür sokak sanatçılarının kaldırılması için emir vermiş ama onlar polise biraz direnince, polis de onları götürmekten vazgeçmiş. Polisler, sokağa serdiği şiirlerini bir naylon poşete doldurup götürmeye niyetlenince, beni de götürmek zorundasınız demiş. Kolay değil, hayattaki en büyük servetinden şahsiyetsiz bir naylon poşet aracılığıyla ayrılma ihtimali! Dünyanın her yerinden insanlar Joseph’ten şiir satın almış. O’nun en büyük hayali; hep yanında bulunan, Bağdat’tan geldiğini söylediği sihirli halısıyla havalanıverip, dünyanın bütün meydanlarında şiir satmak! Tabii bir de bu halının büyüsüyle hemen polisten kaçıvermek.
Bu arada, İstiklal Caddesi’ne yolu düşenleri de uyaralım! Uzun zamandır caddede insanlara zorla şiir satmaya çalışan yapışkan biri var. Aman ondan uzak durun!
|