Pırnaka / Ferhat

Ali Püsküllüoğlu


Pırnaka

Tozlu yollara, kağnılara, uçurumlara
söyleyecek bir şeyim kalmadı. Başaklara da öyle.
Çöllerden, dağlardan geçiyorum (düş bu ya)
ceplerimde yaprak, sıcak ve kum, çakıltaşları yerine.
Bin turna, gökte, belki de milyon turna
benimle birlikte, gagalarında eski özlem.
Nasıl bir ülke istediğimi bilsem isterdim ama
nasılsa su yeni bir yol açar kendine.
İşte böyle yaşanmamış zamanlara uyandım da
Tanrı’ya teşekkürü unuttum yine.

 

Ferhat

Uyku bölünmesi, yer yarılması
düş ve deprem. Yaşadım ölümü ama
bilmedim dağ nasıl delinir, Ferhat olmadan önce.
Gizlice uzaklaşmayan kimse kalmadı, o günden sonra.
Suya girilirdi (o zamanlarda) balıklarla birlikte,
ovada akan o çayda, Savrun’du adı.
İçinden boğaz geçen kaç kent var, düşünsene
ya da kim kaldı yalvaç olmayan, şu dünyada
ve bir kez mi gerilmiş İsa çarmıha
söyle, ben neden çok kez, öyleyse?


<<geri dön

Ana Sayfa