İlhan Berk’le Yabancı Dillere Çevrilen Kitapları Üzerine

Azad Ziya Eren


Şiirleriniz son olarak, kapsamlı bir seçki halinde İngiltere’de yayımlandı. Son kitabınızın ve öncekilerin çeviri süreçlerini bizimle paylaşır mısınız?
Başlangıçta heyecanlandığımı söyleyebilirim. İlk kez 1991’de Fransızcada Seçme Şiirler’im yayımlandı. Biri dışında kitaplarım hep okurlarım tarafından çevrildi, okurlarım yayınevi buldular.
Şiirin Gizli Tarihi’ni Ahmet Sel ile Christian F. Estèbe çevirdiğinde dünyalar benim olmuştu. Bir bunu anımsarım hep. Sonraları gene geçen yıl Amerika’da çıkan kitabım için sevindiğimi söyleyebilirim. Bir akademisyen ve eleştirmen olan Önder Otçu iki üç yıl önce, şiirlerinizi çevirebilir miyim, diye bir öneri getirmişti. O da, Ahmet Sel gibi, Amerika’da yayıncılara kitabımı göstererek bastırdı. Yalnız İspanya’da çıkan Seçme Şiirler’im bir İspanyol şairi Clara Janés ile Lütfü Tokatlıoğlu tarafından çevrildi. Sonraları, Ankara Üniversitesi İspanyolca doçenti Mukader Yaycıoğlu Güzel Irmak’ı çevirdi. Üçüncü, dördüncü kitapları şair Clara Janés bu kez Çağla Soykan ile çevirdi. İspanyolcadaki dördüncü kitabım Galile Denizi 2006’da çıktı. Üç kez de İspanya’ya davetli gittim.
Asıl heyecanım İspanya’da okurlarımla karşılaşmamda oldu. Bunu unutamam. Şu günlerde İngiltere’de de Seçme Şiirler’im çıktı ama artık heyecanlanmıyorum. Bu kez bir İngiliz şairi olan George Messo tarafından çevrildi. George Messo iki kitabımı daha çevirdi: 2008’de Ev kitabımla Kuşların Doğum Gününde Olacağım yine ünlü Salt yayınevince çıkacak İngiltere’de.

Çevirmen bir şairsiniz. Fransız şiirinden birçok güzel şiir çevirdiniz. Genel olarak şiir çevirisi konusundaki yaklaşımınızı anlatır mısınız? Hangi hassasiyetle yaklaşıyorsunuz ya da sizin şiirlerinizin çevrilmesi sırasında nelere dikkat edilsin istiyorsunuz?
Benim kimi kitapları, kimi şairleri çevirdiğim oldu ana kendimi bir çevirmen olarak düşünemem. Özellikle Lorca’nın Üç Kızkardeş’iyle Yerma, sonra da Fransız şiiri antolojisi (ki çoğu benim çevirilerimdir) Asılı Eros var. Giraudoux’dan da Apollon de Bellac çevirim var. Ama ben ansam ansam Rimbaud’dan çevirdiğim Seçme Şiirler’i anarım.
Çeviri üstüne ne düşündüğüme gelince (daha önce de yazdım) çevirmenin bir dili olmamasını öneririm. Ya da kendine en yakın olanları çevirsin derim.

Şiirimizin dünya dillerine çevirisi konusunda neler düşünüyorsunuz? Şiirimizin zenginliği yanında sunumunun çok güdük kaldığını düşünüyorum. Sizce, şiir rezervimizle dünyaya açılanlar arasında nasıl bir ilişki var.
Şu bir gerçek: Türkçe, Türk dili bir hapishanedir. Bu yıkılmadıkça hiçbir şey değişmez. Daha önce Nâzım’ın şiirleri çevrilmiştir ama, bu yeni Türk şiiri ve İkinci Yeni şairleri de çevrilebilir anlamına gelmez. Nâzım konuşma diliyle yazar, yeni Türk şiiri ise bu dilden çok uzaktır. Yeni bir dil yaratmıştır yeni şiirimiz.
Şiirimizin dışa açılmasına gelince, üç beş şairimizin çevrilmesiyle olmaz. Bunun için başka girişimler gerekir. Ben Avrupa’ya, Uzak Doğu’ya, yenileyin Amerika’ya da gittim. Dışişlerimiz bu konuda sağır mı sağırdır. Her seferinde de sefaretlerimizin ilgisizliğine hep tanık oldum. Kımıldama bile olmadı.

Belki de dildeki üretimin çevirisi o toprakların varoluşu açısından en önemli atılımların başında geliyor. Geçmişten günümüze şiir çevirisi konusunda biz yeterli bir başarı elde edebildik mi? Yoksa hâlâ sınıf tekrarında mıyız? Bu bağlamda, şairlerimizin diğer dillerde görünme durumu ve anlamı sizce ne durumda?
Yazınımızın dışa açılması konusunda biz hiç ama hiçbir şey yapmıyoruz. Türk şiiri büyük bir uyku içinde. Kolay kolay da uyanmaz.

Takip edebildiğim kadarıyla son yıllarda İlhan Berk şiiri çeviri konusunda büyük bir başarı elde etti, daha doğrusu gecikmiş bir buluşma sağlandı. İspanya’dan Amerika’ya ve son olarak da İngiltere’ye uzanan geniş yelpazeli bir çeviri yolculuğu yaptınız. Ben bu süreci çok merak ediyorum. Biliyorum ki kamuoyumuzun ketumluğundan dolayı bu gelişmelerden haberdar olmayan okurlarınız da anlatacaklarınızı merak ediyordur.
Ülkemizin yığınla sorunu var, yeryüzündeki bütün kötülüklerin başı liberalizmdir. Biz de birçok ülke gibi bunu yaşıyoruz, şiirin Ş’si bile söz konusu olamaz bu durumda.

Dünya şiiri içinde sağlam ve saygın bir yer edinmiş İlhan Berk’in çevrilen kitaplarının duyurulması ve üzerine konuşulması konusundaki bu sessizlik neye karşılık peki?
Şiir bütün ülkelerde az okunur, kenardadır. Öte yandan, bütün ülkeler ancak şairleri ile gönenirler. Neredeyse onlarla vardırlar, diyebiliriz.

Neden hep geriden takip ediyoruz? Şiirimize mi güvemiyoruz, yoksa hâlâ sahiplenmeyi mi öğrenemedik?

Şu bir gerçek: Bizim büyük bir şiirimiz var. Elinden tutulmasını bekliyor. Bekliyoruz.


<<geri dön

Ana Sayfa