Kafe Hamra (Celebin Yeri)

Mehmet Mümtaz Tuzcu


Münasip görülen süre –Nevruz’dan Ağır Güz’e– Özhammar nezahet ve nisyan dinleniş evindeyim, uzun hurmanın altından yazıyorum bir tanem. Taifeyi sormuşsun. Arayan bitmiyor, eksik olmasınlar. Şiirle doluyum bulduğun gibi. Patlamak üzereydim... ve dağıldım bir anda. Mekâna (A sınıfı, mutena) şeref veren şiir yazarı muhterem ağabeyler yardımıyla çiçekli sayfaların hemen hemen hepsi doldu. Mümtaz Hoca bir giriş yazıverdi defterime. –beni yüreklendirmek için–

Acımasız can kızlar ensiz paydoslarına
Çek çek bitmez öpüşler sığdırmıyor muydu yaz

Kırpıldık, ufak olduk öte yakamızdan da
Piizin kefenine meze diye tartölet
Döşediler Vişneli

Hak eli çaylak eli
Öteki torlak eli
Hin’miş cin’e ters binmiş
Anaforu amudi
Sen oyna Cengiz Ali

Bu kısmın bir kısmını ben de yazdım galiba. Yazılırken başında durdum daha doğrusu. Bu mektupta daha çok kıymetli büyüklerimin değerli mısralarını postalıyorum sana. Halit Ağabey’e göster. Besteleyebilirse çok iyi olur. Beni bırakmazlarsa siz çalar söylersiniz.

Küçücük bir kazayı kazımaya yok kaşık
Kırılmış kızcıkların ahlat kıyısındaki
Markacının dostuna dümbük sillesi ne ki
Kaç bira tiryakisi sırıtmaya illaki
Sipsivri burunlarla devirip sehpaları

Bıçkından belalıdan  boğulan dilberleri
Ranzalarda raflıyor rivayat tellalları

Yaz kartında kart yazı!....

Hoca düşüne düşüne söylüyor, ben de onun kalemiyle karalamadan yazıyorum. “Yazı’n inci gibi,” diyor. (Bilirsin, öyledir) Yer yer imlâ için ikaz ediyor tabii. Kafebar’lara uygun şiirler uyduruyor. “Şarkı sözü olmaz!” dedi. Kafiyeli kısımları çok, halbuki. Mekânların hepsini dolaşıyor. Su içiyor yalnızca. Sanırsam beni sevmesi şiirleri çok çok sevdiğimden ötürü.
Göbelez Güruhunu sokmasınlar içeri
Tel çek, zabıt tutulsun –Bura celebin yeri!
Çöz kurt’u paralasın!...

Ayağınıza sağlık! misafir’se müstesna
Keşkül çek kardeşime: Tabanı cevz-i bevva
Çırpması civciv sarı–, fasulyesi bol olsun
Dokuz dulun kaymağı kaynağı donsuz görsün
Koca dil hokkamıza tükürmezin beyleri!

“Bu öfkeli yerleri yazma istersen,” diyor. Anlamadım denmiyor. Gene de “buralar tam tamına ne anlatıyor?” dedim. Güldü. “Cühelânın celâllenişi” dedi. “Israrcılara özetimsi bir şeyler verilir zaman zaman üsteleyip durmayı kessinler diye, ama aslını istersen, ne çeyrek anlamı vardır şiirin ne de tamı, yarımı. Anlamsızlık’sa, olanak dışıdır, o ayrı. Notaların  semantiği yüzünden.” Onun defterinden aldım bu kısımları. Atışmalara katılmıyorlar. Yazık! Âşıklardan daha acul kafiye düşürüyor. Otuz iki senelik fransızca öğretmeni. “Asıl işim fotoraf, sinema!” diyor.
“Hocam, bir sevdiğim var. İsmine bir şiir yazabilir misiniz,” dedim. Soy ismini, ilk ismini sordu. Başlatıcı harfleri alt alta getirdi. G (Günerser), A (Atavermiş).

Göz gözü görmüyor, şavkımız kesik
Ama diller sarmaştı, zerlendi yüzük

“Çok uykusuzum,” dedi, “gidip dinleneceğim. Bu, tuğrası olsun: cüce akrostiş! Başka zaman  tamamını yazarız.”
Bana yazdırdıklarının bazılarını kendi defterine de yazıyor, bazılarını da bana bırakıyor, “onlar da senin olsun...” diyor.
Tam tamına anlayamasam da şiiri, güfteyi çok seviyorum. Amcam da göz yumuyor. “Elemanlar yeterli, sen beste yap, resim yap!” falan diyor bazan (“Birliğe daha sonra uğrarsın,” diyor, “hem çok yakın, hem vakit çok...” Mekân neymiş bir kavra, yavaş yavaş uzmanlaş” dedi geçende yengem.
Bugün komşumuzdayım. Bitişik ve civardaki gazinolara nezaket ziyaretleri yapıyorum.

Kartların, mektupların ardarda olsun n’olur
Dikilmesin yoluna ne abla ne de abi
Sığmıyorsa sıcak yaz
Kısa kısa
Cevabı

Fasîle Bahçesi’nden
Seni çok seven
NUSRET


<<geri dön

Ana Sayfa