Geçen sayıda Yavuz Ekinci’nin “Aynalar” adlı bir öyküsü vardı. Bu öykü, birkaç ay önce bize gönderilmiş, yayımlamak üzere sıraya koymuştuk... Dergi çıktıktan bir hafta sonra mesajlar geldi: “Bu öyküyü NotosÖykü’nün ilk sayısında da okumuştuk!” deniyordu.
“Haklısınız!” diyebildik.
Editörler, her günahı üstlenmeye dünden razıdırlar. Bir hatanın, onlarca nedeni de türlü türlü kaynağı da olsa, baş sorumlusu olduklarını, olacaklarını bilirler. Uyanık olmaya, hataya düşmemeye çalışırlar. Sözlükteki tüm anlamlarıyla “uyanık” olmaya “çalışırlar”, o kadar.
Şunu demeli: İletişim olanaklarının bu noktasında iki insan arasında sağlıklı bir bağ kurulamıyorsa sorunu başka yerlerde aramalı.
Kimi zaman, açıkçası çoğu zaman, gönderilen bir ürünün yayımında gecikmeler, sarkmalar oluyor. Bu süreçte, merak edenler arayıp sorarlar ama uzak durup bekleyenler çoğunlukta. İletişim kurmaktansa bildikleri gibi davranmalarının nedeni, doğru, tutarlı bir yanıt bulamayacaklarından neredeyse emin olmaları... Bu noktada, herkes kendi senaryosunu çekiyor. Umut kesildiğinde, ardına bakmadan, bir başka dergiye dümen kırmak yapılacak en doğru işmiş gibi görünüyor.
Dergilerde görünmenin de bir yolu, yordamı var elbet. Bir ürünü iki dergiye birden göndermemek, gönderildiyse bilgilendirmek, düş kırıklığına uğransa da, dergiden herhangi bir yanıt gelmese de gerekli bilgilendirmeyi yapmak, “bitmemiş” bir çalışmayı göndermemek, iletişim bilgilerini vermek ...tutulacak yollardır.
Kitap-lık üstünden gidersek, bu dergiyi sırtlayan şair-yazar-çevirmen sayısı birkaç yüzü bulur. Onca zihinle, mesafe ve düzeyde eşit bir ilişki ya da anlamak-anlaşılmak için sağlıklı bir iletişim kurmak kolay değil. Burada “karşılık bulmak” önemli.
“Eleştiride Öznellik” dosyasını Ahmet Sait Akçay hazırladı. Dokuz yazıdan oluşan dosyayı uzunluğu nedeniyle ikiye bölmek zorunda kaldık. Haziranda, bu dosyanın ikinci bölümünü, başka ilginç konularla birlikte okuyabilirsiniz.
|