| Romancı Mebrure Sami’den, çevirdiği bir kitabın
başına yazdığı iki not
|
| |
|
Sami Koray (üşenmeyelim sayalım, Mebrure Hurşit ve Mebrure Sami İşler de kullandığı adlardandır) 1907’de doğdu. Çeşitli romanlarıyla ve çevirileriyle tanındı. Edebiyat ansiklopedilerinde pek yazılmaz ama Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ve Türk sinemasının olağanüstü kadınlarından Heyecan Başaran’ın oynadığı Halıcı Kız filminin de senaryosu onundur. 1992’de öldü.
1943 yılında Eve (kitap kapağında böyle yazmakla birlikte Eva olmalı) Curie’nin yazdığı Madame Curie kitabının çevirisini yayımladı. Remzi Yayınları’nın 1946 yılında ikinci baskısını yaptığı kitabın girişinde, dönemin aşk romanlarının çok satmasıyla da ilgili ve 20 Mart 1946 tarihli şöyle bir not var:
Geçenlerde, iki tanınmış muharrirle görüşürken, adına “aşk” kelimesi katılıveren kitapların, daha büyük bir okuyucu topluluğunu çekmekte olduğu söylendi.
Bu, çağımızı üzen bir hal olmakla beraber, doğrudur da.
Yalnız bunun yanı sıra Madame Curie gibi, değil isminde mevzuunda bile aşka büyük bir yer ayırmıyan bir eserin, böyle kısa bir zaman içinde ikinci defa basılışını görmek de, gençlik ve kültür bakımından içlerimizi ümitle dolduran mutlu bir hadisedir.
Tâbi Bay Remzi Bengi, birkaç gün evvel, Madame Curie’nin ikinci, Ana’nın [Pearl S. Buck’ın bu ünlü kitabını da Mebrure Sami hanım çevirmiş ve kitabın bu ilk baskısı 1940’da yapılmıştır] dördüncü basılışına hazırlandığını, bu vesile ile de benden birkaç satır istediğini söylediği zaman, Madame Curie gibi derin bir eserin sevilmiş, tutulmuş olmasını görmekle pek sevindim.
Söyliyeceğim yegâne şey, bu tarz bir eseri çabucak ikinci basılışına eriştirmek hususunda bize yardım etmiş olan bütün okuyucularıma, eserin ruhu, gayesi namına tahassüslerimi, teşekkürlerimi tekrarlamak olacaktır.
Mebrure Sami hanım, kitabın ilk baskısının yapıldığı yılda henüz dokuz yaşında olan oğlu Yaman Koray için arka sayfada şöyle bir ithaf daha yapmış.
Oğlum Yaman’a
Bu kitabı, kendi diline çevirenin, bu tercümeyi birine ithafa hakkı olmasa bile, Madame Curie’nin türkçesine adını yazmaktan, onu sana ithaf ettiğimi söylemekten kendimi alamayacağım. Çünkü bu tercüme eserin hemen her satırında seni düşündüm, bu “insanlar üstünü” varlığın büyüklüğü, kudreti, feragati, akıllara sığmaz çalışma sebatı karşısında, içim hayranlıkla ürperip coşarken, bütün bu “ulu şeylere” hep seni düşünerek imrendim.
Eserin bir sahifesinde dendiği gibi, senin de: “Niçin, ne uğurda?” diye sormadan, canla başla kozasını örerek çalışan; günün birinde de, mutlu, mubarek istihalesine erişen, ipek böceği soyundan olmanı, tercümenin her satırında sana, –seninle birlikte Türk gençliğine– sızıp işlemesini istediğim bir gönül dileği şeklinde tekrarladım.
İşte böylece, bu harikulâde eserin, bende uyandırmış olduğu duygulara derinden derine katılmış oldum evlâdım. Müellif hakkını taşımadığım bir esere geçen emeğimin başına, adını yazışım, analığıma bağışlanır sanırım.
Kendisine bu satırları ithaf ettiği Yaman Koray, Türk romancılığında denizi ve denizle hayatını kazananları, uzun yıllar yerleştiği Erdek civarında geçen olaylarla örülü olarak en güzel işleyen romanlar yazmış, ilk romanı Deniz Ağacı yukardaki satırlardan 19 yıl, ikinci romanı Gelin Taşı ise 20 yıl sonra gene aynı yayınevinde yayımlanmış, Yaman Koray adı, kitapların üstünde bu kez “müellif” olarak yer almıştır. Deniz Ağacı yayımlandığında Yaman Koray 28 yaşındaydı. Mart 2006’da ölen Yaman Koray’ın üç çocuğundan birinin adı da Mebrure adını taşıyordu.
|