Osmanlı Edebiyatı ve Kuramsal Yaklaşımlar Üzerine Mehmet Kalpaklı

Hazırlayan: Ahmet Sait Akçay


Osmanlı edebiyatı uzun bir zaman yalnızca fakültelerin Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin ilgi alanı olarak kalmış, yapılan akademik çalışmalar da metinlerin yorumlarından çok, nüshalarının tespiti, transkripsiyonu ve kelime listelerinin hazırlanması ile sınırlanmıştır. Edebiyat eleştirisinde en önemli malzeme metnin kendisidir. Bu anlamda, uzun yıllardır yapılagelen ve metinleri yazma kitaplar arasındaki esaretlerinden kurtarıp üzerlerinde araştırmalar yapılmaya hazır hale getiren bu önemli “metin neşri” çabasını takdirle karşılamak gerekir. Metin tenkidi de denilen ve metinlerin yazma nüshalarının karşılaştırmalı olarak değerlendirildiği ve yazarın ya da şairin elinden çıkmış asıl nüshayı (veya ona en yakın metni) ortaya koymayı hedefleyen bu bilimsel uğraş, sanılan ve tahmin edilenin çok ötesinde metodik bir çalışma, araştırma yetisi ve bilgi gerektirir. Osmanlı edebiyat metinlerinin, özellikle Divanların neşri söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan’dır. Onun oluşturduğu metin tenkidi metodu öğrencileri tarafından geliştirilip devam ettirilmiştir. Günümüz Türkolojisinin metin neşri metodu, temellerini az çok Ali Nihad Tarlan’ın ortaya koyduğu sistemin bir devamı niteliğindedir. Bununla birlikte, Osmanlı döneminde üretilmiş metinlerin çokluğu ve çeşitliliği, sanki bu metin yayımı faaliyetinin sonunun gelmeyeceği izlenimini vermektedir. Özlemini duyduğumuz, metinler üzerine yapılacak analizler, karşılaştırmalı çalışmalar ve yorumlar adeta metin neşri faaliyetlerinin sona ermesini beklemektedir. Bu yüzden, günümüzde Divan edebiyat araştırmaları maalesef, metinlerin hazırlanması ve neşri safhasında tıkanıp kalmaktadır. Bu metinler üzerine yapılan az sayıdaki çalışmalar da, daha çok metin merkezli eleştiriler olarak, eski şerh geleneğinin devamı niteliğindedir. Osmanlı edebi metinlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini ve göndermelerini, kelimelerin anlamlarını ve anlam katmanlarını esas alan bu tahlil metodu, metni yakın okuma, içerden okuma esasına dayanır. Ancak, metinlerin aslında birer bağlamlarının olduğu, her üretilen ve tüketilen metnin güncel, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vs. bağlamlarının bulunduğu, dahası metni üreten ile onu okuyarak ya da dinleyerek tüketen kişi/kişilerin bizzat kendileriyle ilgili anlam düzeylerinin var olduğu çoğu kez gözardı edilir.
İşte tam bu noktada, metni açmaktan bahsetmek yerinde olacaktır. Geleneksel yorum metoduna “şerh” yani “açmak” denir. Günümüz kuramlarıyla yapılan da aslında metinleri “açmak”tır. Ya da, daha doğru bir deyişle, metinleri anlamaya giden yeni yolları açmak. Bugün, Osmanlı edebiyatı artık sadece edebiyat çalışmalarının ilgi alanı olmaktan çıkmıştır. Özellikle son yıllarda Osmanlı şiiri ve kültürü üzerine yapılan kuramsal çalışmalar, Osmanlı edebiyatını üniversitelerin eski Türk edebiyatı ana bilim dalı uzmanlarının tekelinden kurtarıp daha geniş bir ilgi alanının merkezine çekmektedir.
Osmanlı’ya dair daha kapsamlı bir bakış için gerekli malzemelerin en önemlileri arasında edebi metinler vardır. İşte, akademik ve kültürel çevrelerde, özellikle son yıllarda artan Osmanlı edebiyatı ve kültürü ilgisinin sebebi burada yatmaktadır.
Karşılaştırmalı edebiyat, kültürel çalışmalar, tarih, antropoloji, edebiyat eleştirisi, siyaset bilimi tarihi, sosyoloji ve felsefe uzmanları da artık Osmanlı edebiyatı ile ilgilenmeye başlamışlardır. Walter G. Andrews’un Osmanlı şiiri çalışmalarına büyük bir açılım getiren, o çok önemli kitabı Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı’nın (İletişim Yayınları, 2000) eski Türk edebiyatı uzmanlarından çok yukarıda sıraladığım alanlarda çalışanlar tarafından ilgi görmesinin asıl sebebi de budur. Nihayet son zamanlarda yapılan (hem bazı Türkologlar hem de alan dışı araştırmacılar tarafından) çalışmalarla Osmanlı edebiyatının kültürel kodları üzerine düşünülmeye ve fikir üretilmeye başlanmıştır. Bu önemli bir gelişme sayesinde bir kuşak önce marjinal sayılan konular ve metinler de gün ışığına çıkmaktadır. Osmanlı kültür ve edebiyatının anlaşılmasında ve yorumlanmasında büyük önem taşıyan bu metinler ve çalışmalar kültürü bir bütün olarak kavrayan yaklaşımlarla daha sahih bir Osmanlı kurgusuna imkân sağlamaktadır.
Günümüzde, Osmanlı edebi metinlerini üretildikleri çağın şartlarında (dönemin edebiyat anlayışı, estetik kuralları, o devrin dünya görüşü vs.) değerlendirebilecek yeterli bilgi birikimine sahip kişiler yok denecek kadar azalmıştır. Dilinin eskiliği ve kapalılığı, beyitlerde ifade edilen anlamdaki çok katmanlılık, kelimeler arası çağrışımların tespitinin zorluğu gibi pek çok sebepten ötürü Divan şiiri metinleri sadece uzmanlarının anlamlandırabileceği bir alan farz edilmektedir. Bununla birlikte, ilk Türkologlar kuşağı ve onların yetiştirdiği günümüz Divan edebiyatı uzmanları, bu metinleri yüzeysel anlamıyla düzyazıya çevirmek, beyitlerde geçen kelimelerin anlamlarını sıralamak, veznini ve edebi sanatlarını göstermek gibi çok basit bir şerh/yorum metodunu kullanmaktan öteye pek geçmemişlerdir. Divan şiiri metinlerinin eleştirisinde Tahir Olgun’un daha 1930’larda uyguladığı şablonu kullanmaktan ileriye gitmeyen, edebiyat kuramlarını sadece Batı edebiyatının malı ve yorum aracı olarak gören bu zihniyetle, kendi içine kapalı, çoğu kez sadece uzmanları tarafından okunan çalışmalar yapmakla, Osmanlı edebiyatının da dünya edebiyatının bir parçası olduğunu anlatmak zordur. Kuramın, edebiyatın içinde üretildiği tarihi ve kültürü doğru yansıtmadığı yolundaki yanlış ve saçma yargıdan vazgeçmemiz ve teorik yaklaşımlardan “işimize geleni”, metnimize uygun gördüğümüzü seçerek Osmanlı edebi metinlerini günümüzün çağdaş okuruna yorumlamamız gerekir. Bu tür yeniden okuma ve teorik temellendirmelerle Osmanlı edebiyatının daha geniş bir perspektif kazanacağı kuşkusuzdur. Böylece bu edebi gelenek de daha kapsamlı ve kavrayıcı bakış açılarıyla ele alınmaya başlanabilir.
Bir metin, yazarının kasdettiğinden bağımsız olarak kendinden önceki metinlere açık ya da kapalı birtakım göndermeler, belli belirsiz alıntılar ve çok çeşitli etkilenmeler ile doludur. Dolayısıyla, hiçbir metnin tek bir anlamı, tek bir doğrusu yoktur. Osmanlı devrinde üretilmiş bir metnin (diyelim bir gazelin) o devrin bir şiir eleştirmeni, bir tezkire yazarı tarafından yorumlanması (mesela 16. yüzyıl tezkire yazarı ve eleştirmeni Âşık Çelebi tarafından) ile bir batılılaşma dönemi aydını, şiir eleştirmeni (diyelim, Namık Kemal) tarafından yorumlanması daha farklı olur. Aynı metnin, Cumhuriyet projesinin önde gelen savunucusu bir edebiyat araştırmacısı (Fuad Köprülü mesela) tarafından yorumlanması çok daha farklı olabilir/olmuştur. Bunun sebebi tek bir metne, farklı kuramsal çerçevelerden (burada kuramsal çerçeve kavramının içinde edebiyat teorisi kadar siyasi yaklaşım da girer) bakıyor olmalarıdır. Aslında, kuram olmadan edebiyat hakkında konuşmak mümkün değildir. Kuram bir metni yorumlarken ayaklarımızın sağlamca yere basmasını sağlar. Burada, kuramsal dilin nasıl olduğu, kaba, kuru bir teorik çerçeveyi okura sunan örneklerin çokluğu yüzünden edebiyat teorisinin suçlanamayacağını da belirtelim. Öte yandan, eleştiri yazılarını kuram şablonundan kurtarmak zorundayız. Öyle ki, günümüz edebiyat eleştirisinde, pek çok edebiyat kuramının birer şablon haline getirilerek uygun olsun olmasın her türlü metne uygulandığına çok sık rastlamaktayız.
Kuram, edebi metni açmak için vardır, içinden çıkılmaz ve anlaşılamaz bir hale getirmek, onu kapatmak için değil. Edebiyat kuramları konusunda pek fikri olmayanların sıkıca sarıldıkları bir konudur, bu anlaşılmazlık meselesi. Nedense bizim edebiyat tarihçilerimiz ve araştırmacılarımız, o çok emek ve zaman harcadıkları klasik eleştiri metodları yanında bir-iki edebiyat kuramı öğrenmeye pek yanaşmazlar. Üstelik günümüzde bu teorik kitapların çoğu Türkçeye çevrilmişken. Aslında, kuram karşıtı edebiyat eleştirmenlerinin bile sonuçta bir kuram üzerinden konuştuğu gerçeği gözardı edilmemeli. Günümüz Divan şiiri uzmanlarının çok sevdikleri ve kullandıkları klasik şerh geleneğinin, Aristo’dan beri kullanılmakta olan hermeneutik (yorumsamacılık) kuramının hemen hemen aynısı olduğunu da ekleyelim.
Aslında kuram, metnin gerçeğini bulmak için bir araç değildir, ona değişik yaklaşımların yolunu gösterir. (Zira, edebi metnin tek bir gerçeği yoktur.) Kuramsal yaklaşımla açılan bu yeni yol, yeni bakışlar, yeni boyutlar, birtakım önyargılardan arınmaya yarayan yeni düşünceler üretmeye yarar.
Bugünün araştırmacıları olarak bizler şanslı sayılırız. Çünkü, bilgisayar teknolojisi emrimizdedir. Bugün biz, eskilerin, metinlerin yorumu için hafızalarından binbir güçlükle bulup çıkardıkları anlamları ve anlam katmanlarını, kelimelerin birbirleriyle olan ilişkilerini bulmak için birkaç düğmeye basıyoruz, sadece. Öte yandan, unutmamamız gereken önemli bir nokta var: incelemek üzere ele aldığımız bu tarihi metinler üretim ve tüketim bağlamlarından neredeyse tamamen soyutlanıp yazma kitapların içine adeta hapsedilmişlerdir. Bir divanda harf sırasına göre dizilmiş gazellerin içinden bir tanesini ele aldığımızı düşünelim. O metnin, o gazelin üreteni olan şair ve tüketeni olan dinleyenlerle/okuyanlarla hiçbir bağı yoktur, artık. Bilemiyoruz, o gazelin hangi şiir meclisinde okunmak için yazıldığını, kimler arasında okunduğunu, nasıl karşılandığını... Şairin, belki de gazelin muhataplarından biri için yaptığı bir imayı, bir göndermeyi asırlar sonra kavramamız, anlamamız olanaksızdır. Artık, bizler, o metnin birincil okuru olamayız. En iyi ihtimalle ikincil okur sayılırız. İşte karşımızda duran bu metinler yığınını bir edebiyat geleneğinin içine oturtabilmek ve bu kapalı metinleri açmak için anahtarlara ihtiyaç duyuyoruz. Bu anahtarlar da metodik yaklaşımlar, kuramsal açılımlardır. Modern çağın bize direttiği kavrayışlarla, Osmanlılar gibi düşünmemiz, onların içinden bir kuram üretmemiz mümkün değildir. Metnin kendi bağlamını bilmemize çoğu kez imkân olmadığına ve sadece o metinler için evrensel bir kuram üretmek olanaksız olduğuna göre, mevcut kuramları orasından burasından bükerek, değiştirerek, gerekirse çarpıtarak, üzerinde çalıştığımız metinlere daha uygun bir okuma aygıtı haline getirmekten başka yolumuz yoktur.
Klasik şerh metodu ile şairinin ne söylediğini bir dereceye kadar anlamak, tahmin etmek mümkün olabilir. Beyit içindeki bilgi, ve hatta bir ölçüde şairin ifade etmeye çalıştığı anlam kavranabilir. Ancak, bir edebiyat metni aynı zamanda bir sanatsal bütünün parçasıdır. Bu metinler büyük bir edebi geleneğin içinde varolmuştur ve o edebi geleneğe yaslanmaktadır. Dolayısıyla, metinlerin şiir sanatındaki ve genel büyük hikâye içindeki yerini, bağlarını, dille ilişkisini ve dahası, benzer metinlerle oluşturduğu bütün bir edebi kanonu görebilmek için kuramsal okumalara ihtiyaç vardır.

Beyitlerin tek tek açıklamasına yönelen günümüz yorum metodu, önce metnin yapısal bir bütün olduğunu sonra da o metnin de içinde yer aldığı edebi geleneğin daha geniş yapısal bütünlüğünü ıskalamaktadır. Bu nedenle, Osmanlı edebiyatı metinlerinin şimdilik birkaç eleştirmenle sınırlı kalan kuramsal okumalarının daha da artmasına şiddetle ihtiyacımız vardır.


<<geri dön

Ana Sayfa