Her ay yeni dergiler çıkıyor. Şiir, öykü, yazı yüklü atlar, tepelerin ardından güzel alınlarıyla sökün edip geliyorlar. Ama yüklerini indirmeleri tam bir düşkırıklığı! Özgünlükten uzak, yaratıcılıktan yoksun, ölü sayfalar hapsediyor okuru.
Her dergi öncekilerden memnuniyetsizliğin bir ürünü olur ya da olmaz. Ama yeni bir imkân sunuyor mu, ona bakmalı. Güçlü imzalar çıkarmadıkça, farklı amaçlar gütmedikçe deniz seviyesi görünür. Uçları küt, içleri kısır, çıtası düşük, derme çatma işler kaplar her yanı.
Mevcutların üstüne ya da ötesine geçmeyen, hep berisine düşen dergiler yan yana geldiklerinde, aynı malzemeden yapılmış on çeşit yemeğin konduğu bir masa gibi, iştah da öldürürler. Kapları, görüntüleri farklı ama tatları, lezzetleri birdir çünkü.
Bu arada yazarlar ne yapar? Onlar, dergilerin yelpazelerine bakmakla yetinmeyip sahiplerine, barındıkları çatılara da bakmalı (çatılarına konan kuşlara değil tabii).
Bir dergi sadece “içindekiler”den oluşmaz. Bir yemeğin tadını tuzunu aşçı değil de mutfağın sahibi belirlerse, başı da sonu kadar acı olabilir.
Öykücülüğümüzün iki nitelikli ismi bu sayıda buluştu. Yeni kitabı Gün Ortasında Arzu’yla öykü serüvenine ivme katan Behçet Çelik, Necati Tosuner’le konuştu. Tosuner, Yakamoz Avına Çıkmak adlı yeni kitabını, kısa öyküye bakışını yine çok kısa sözlerle dile getirdi.
“Eski Edebiyata Yeni Yorumlar” dosyasını Ahmet Sait Akçay hazırladı. Eski edebiyatımızla kuracağımız ilişkinin boyutlarını, sorunlarını araştıran, okura taze bakışlar sunan bir dosya olmuştur umarız.
Geçen sayı ses getirdi.
Eylül’de, yeni seslerle yeni seslerde buluşmak üzere.
|