Haydar Ergülen, 1992-2007 yılları arasında yazdığı şiirlerinden oluşan Üzgün Kediler Gazeli (Merkez Kitaplar, 2007) ile kendi hayatından, anılarından ve düşlerinden okuyucusunun hayatına, anılarına, düşlerine ışık yaymaya devam ediyor. Tüm tutkusu ve düşüncesi şiir olan bir şairden de bundan başka bir şey beklemek yanlış olacaktır.
Üzgün Kediler Gazeli ile Haydar Ergülen, yaşadığı dış ve düş dünyasındaki tanıklıklarının tümünü şiir dilinin incelikli-ustalıklı kullanımıyla okuruna sunmakta ve insan yaşamında yer eden hüzünleri, acıları, aşkları, yoklukları ve yolculukları kendisini ötekinin yerine koyup empati kurarak özgün bir şekilde anlatabilmektedir. Böylelikle okur, bu şiirleri okurken şiiri yazan şairin hayatı kadar kendi hayatının da izdüşümlerini görebilmektedir. Bu da bize Üzgün Kediler Gazeli’ndeki şiirlerin daha derinlerdeki bir anlama gönderme yaptığını göstermektedir. Sonuç olarak da bu şiirlerin şairinin yaşadıkları, aynı şiirleri okuyanların da yaşadıkları olabilmektedir.
Kitabın yapısı Ergülen’in yaşama çok yönlü bakabildiğinin de örneklerini sunmaktadır okura. Kendi hayatının anlamı üzerine kafa yoran bir şairin, şiirlerinin yapısı ve anlamı üzerine de kafa yorduğu açıkça görülmektedir söz konusu kitapta. Her ne kadar kitabın çıktığını duyuran ilanlardaki “1992-2007 arasında yazdığı ve ilk kez bir kitapta topladığı şiirler.” söylemi, kitabın bir “yayımlanmış şiirler toplamı” imiş gibi algılanabileceğini gösterse de, dikkatle incelendiğinde ve kitabın bölümlerine bakıldığında gayet hesaplı kitaplı bir kitap olduğu görülecektir: Nefesler, Gazeller, Bi’dolu, On Dakika Ara, Başkasının Şiirleri, Ay Antolojisi, Aşk İçin Üç Akrostiş ve Diğerleri başlıklarını taşıyan, her bölümün ayrı biçimlenip kurgulandığı ve kitap toplamında da bir bütünün gözetildiği 64 şiirden oluşmaktadır Üzgün Kediler Gazeli.
Dörtlüklerden oluşan ve “Nefesler” adını taşıyan birinci bölümde, dile sığınmış bir şair göze çarpmaktadır. Sözü içinde taşırken kalemi ve kâğıdı bulduğunda aynı sözü-sözleri içinden taşırmıştır H. Ergülen: “oysa kaç bahçe yerine açtım seni!” diyerek. “Ben”in bir “Başkası” olduğunu gören, görebilen ve kurgusunu da ona göre yapan bir şairin-şiirin söyleyeceği de “öteki” için “kendi”ni bile aldatmanın anlamlı kusurunu üzerinde taşımak olacaktır böylelikle: “ben kendimi senin için aldattım”. Kıyılarda, tenhalarda dolaşan, rüzgârı içinde saklı bir terzi gibidir şair. Kumaşının kalitesi ise daha ilk metresinden bellidir. Sessiz gemiler gibi sessiz geçen hayatın-hayatının harflerini de sessizce söylemektedir, mırıldanmaktadır okura. Böylelikle bir mektuba yazılır tüm bildikleri, hevesini pul eder ve aşka açılır. Gecenin mavi buğusunda, ay ışığı altında gönlündeki bağ bozumlarını anlatır şiirlerinde Ergülen. Şiirin şiire ve insana olan yolculuğuna dem vurur, ki orada küslükler bile insana dairdir: “küsecek kadar sevmeli insan birini”. Şiir, bir nefestir Ergülen’e göre; o nedenle de insanın en doğal, en yalın halidir.
“Gazeller” adını taşıyan ikinci bölümde ise kelimelerden nasibini alan şair, şiirini fazlalıklardan arındırarak kurmuştur. Dizeleri adeta okurun ruhu üzerine estirmektedir: “…benden önce çocukluğumu bağışlayın, sizi o sevdi” diye seslenerek şiirlerinde bir mesaj vermekten çok yapıtın kendisinin bir ileti olduğunu göstermektedir. Duygusuyla, düşleriyle, heves ettikleriyle; Divan şiirinde, Halk şiirinde, Tasavvuf şiirinde ve modern şiirin içinde “hangi seyyah bir göçü içinden dolaşmıştır” ki Ergülen gibi! Cam, sırlandığında nasıl ayna oluyorsa, söz de sırlanmış ve şiir oluvermiştir onun şiirlerinde: “sır tutmayan ayna yüz karasıdır”. Dünyadaki varoluşunu şiirle tanımlayan bir şair vardır okurun karşısında. Ona ulaşmak için okurun da kendi içindeki çöle ulaşması ve bakması gerekecektir: “çölde aradığın şey çölde bulduğun şeydir / bulduğun çöl kendini kaybedeceğin şeydir” dizeleriyle felsefe yapmayan ama iyi felsefe metinleri gibi okunabilecek şiirler kurmuştur. Hiçliğin sırrına eren ve kendi yokluğuyla da yetinmesini bilen bir şiir ve şair ile karşı karşıyadır okur Üzgün Kediler Gazeli’ndeki şiirlerle; şiirlerden gazel, gazellerden şiir doğuran dizelerde. Buradan, kendi uzaklarını da yaratır ve başkalarının uzaklarına taşınacak şiir ırmakları bırakır Ergülen: “gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış / gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak” diyerek de kendi avlusunu oluşturur. Dünyaya sadece hayvanların ve ağaçların itiraz ettiğini düşünen şair, insanları da şiirin içine yerleştirip itiraz dalları oluşturmuştur adeta; dalsız yapraksız kalmayı göze alarak. Çünkü şiir, bir itiraz biçimidir aynı zamanda da.
Kitabın üçüncü bölümünü oluşturan “Bi’dolu”da şair, Mehmet Taner, Eray Canberk, Süreyya Berfe, Latife Tekin ve Fergun Özelli gibi isimlere göndermeleri olan şiirleri bir araya getirmiştir; şiirin, gazelin, uzağın, gazel döken ağacın, dosta kavuşmanın, taşranın, yurtsuzluğun-mülksüzlüğün içli dizelerini yazarak.
“On Dakika Ara” adlı bölümde ise Fransız yönetmen Laurence Attali’nin Love Trilogy (Aşk Üçlemesi), Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları ve Danimarkalı Yönetmen Natasha Arthy’nin Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi adlı filmlerin içinde bulunduğu sinemaskop şiirler yer almakta, acıdan başka dil bilmeyen âşıkların ve şairlerin diliyle. Diğer şiirlerine göre “uzun bir iyilik gibi” daha uzunca yazmış bu şiirleri H. Ergülen. Ödünç aldığı kelimelerin de hakkını vererek oluşturmuş şiirlerini, geceden şiir çıkaran şairlerin yapması gerektiği gibi.
“Başkasının Şiirleri” adını taşıyan bölümde ise 4+4+4+2 biçiminde yazılmış dokuz şiir sunmuş okuruna, şair. Cemal Süreya’nın “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” dizesiyle bitirdiği şiirlerini de anımsatan şiirler özenle kurulmuş. Başkasının dili, sokağı, zalimi, evi, gençliği, kervanı, kâğıdı, adası ve yalnızlığı olabilen şairin ve şiirlerinin okurla konuşan hüzünlü iyimserliği sarmakta kelimeleri: “Ben başkasının yalnızlığı olsaydım / bir anı olurdum kendinden başka kimseyi terk edemeyen”.
Şair, “Ay Antolojisi” adlı bölümde ise Ocak ayından Aralık ayına kadar tüm 12 ayın dökümünü yaparak şiirleştirmiş. Bu şiirlerin içine de bir “elma” gizlemiş. O elmanın sırrına erebilmek için ise okurun o elmaya uzanmasını bekliyor gibidir: “dibe vurunca anlaşılır bazı şeylerin derinliği”.
“Aşk İçin Üç Akrostiş” adını taşıyan ve üç şiirden oluşan bu bölümde “…harflerim bahçendir senin” ve “…adın evimdir benim” diyerek söylemek istediğini en kısa yoldan söylemiştir.
Üzgün Kediler Gazeli’nin sekizinci ve son bölümünü oluşturan “Diğerleri…”nde ise serbest ve deneysel tarzda yazdığı şiirler yer almaktadır. Ergülen şiirini ve şiir serüvenini de özetler nitelikteki “Zaman, Şiir Gibi… Geçiyor!” adlı şiirden alıntılayacak olursak : “Sözün kimyası şiir. / Öyleyse hassas, öyleyse kıymetli, öyleyse / tartımlı: Zamanı, an’ı, sonsuz olanı, bir / heves gibi gelişen insanı ve insanda / kaybolmakta olanı ve bütün bunlardan / kâğıda kalanı tartmaz mı şiir, öyleyse / aşk gibi bir cümleyi nereye kuruyorsak, / ve kâğıdın bakışını ne zaman hissediyorsak, / şiir ordan, o andan başlamalı. Şiir bir / insan gibi geçmeli aramızdaki hayattan. // Şiir, aramızdaki zaman gibi geçmeli.”
Sonuç olarak okur, Ergülen’in şiirlerini okurken aynı zamanda kendi şiirlerini de okumuş olacaktır; çok kedi, çok insan, çok şiir olan Üzgün Kediler Gazeli’nde.
|