“Batı dünyası Shakespeare’den daha iyi şeyler yapacak gibi görünmüyor”

Ayşegül Tözeren


1960’lı yıllarda yazdığı, somutminimalist tarzdaki, “lighght”, “eyeye” gibi tek kelimelik şiirleriyle tanınan Aram Saroyan, dönemin sosyopolitik gelişmelerinden etkilenerek, uzun bir süre yazmaya ara vermişti. Saroyan, tekrar yazmaya başladığında minimalist şiiri bırakmış ve daha ağırlıklı olarak düzyazıya yönelmişti. Şiir dalında iki ulusal yetenek ödülü sahibi Aram Saroyan, günümüze kadar yayınlamış olduğu pek çok biyografik roman ve makalelerinden oluşan seçkilerin yanı sıra 1999 yılında Day And Night: Bolinas Poems adlı büyük bir şiir derlemesine imza attı. Bugünlerde ise, Saroyan, 1960’larda yazmış olduğu minimalist şiirlerden oluşan bir kitapla okurlarıyla buluşuyor. Aram Saroyan’a bu “yeni” kitaptan yola çıkarak, Saroyan Şiiri’yle ilgili sorular sordum (Soruların oluşumundaki katkılarından dolayı Suzan Sarı’ya teşekkür ederim).

1968 yazında Ted Berrigan’la birlikte, evinde Jack Kerouac’la söyleşiyordunuz. Şu anda email yoluyla size yöneltilmiş olan soruları cevaplıyorsunuz. 1960’lardaki sanat ortamı ile günümüzdekinin temel farklılıkları nelerdir?
Sizin de söylediğiniz gibi İnternet işleri çok değiştirdi. Eposta, telefon konuşması veya yüz yüze görüşme kadar izinsiz rahatsız edici bir şey değil. Ölümünden bir iki sene önce Kerouac’ı görebilme, onunla şahsen tanışabilme fırsatı yakaladığıma çok memnunum, ama genel olarak konuşmak gerekirse bu yeni iletişim tarzına sahip olmak çok güzel bir şey. Yaşayacağımız değişimi kim tahmin edebilirdi ki, mesela İnternet’in çıkmasından önce – siz Türkiye’de, ve ben aynı anda Oxnard, Kaliforniya’da Halk Kütüphanesinde; siz Türk ve ben Amerikan Yahudi Ermenisi? Sanatın 1960’lardaki manzarasına gelince –aslında o zamanlar yirmili yaşlarımın başındaydım ve dünyayı muhtemelen 60 kuşağının değiştireceğine dair bir düşünce vardı. Heyecan vericiydi. Şimdi o günler biraz geleneksel görünüyor.

Ve bu geçen süre içinde deneysel edebiyattaki gelişmeleri takip edebildiniz mi?
Deneysel edebiyattaki gelişmelerle neyi kastettiğinizi bilmiyorum... Mesela Batı dünyası Shakespeare’den daha iyi şeyler yapacak gibi görünmüyor. Geliştiğini düşünmüyorum; belki değişiyor diyebiliriz. Şiirlerimin İnternet üzerinden okunabileceğini hiç hayal etmemiştim –üstelik 60’larda yazdığım şiirlerim eskiye nazaran çok daha geniş çapta biliniyor çünkü onları çevrim içi okuyup/görebiliyorsunuz.

13 yaşındayken okuldan sonra Richard Avedon’un stüdyosunda çalıştığınızı okumuştum. Fotoğrafçılığın şiirinize katkısı ne oldu?
Bu bağlamda Elaine Equi, sizin ve Ed Ruscha’nın şiirini değerlendirirken, “İkisi de etki açısından bir çeşit enstantane fotoğraf yaratıyorlar.” ibaresini kullanmasına da ayrıca dikkat çekmek istiyorum.
Bir fotoğrafın “hepsini birden” görürsünüz ve bu, tek kelimelik bir şiiri de görebileceğiniz yoldur. Fakat birkaç kelimeden fazlasını bir arada gördüğünüzde farklı bir deneyim ortaya çıkar: okuma süreci.

Fotoğraf ve resim şiiri yarı yolda bıraktı mı? Eğer bıraktıysa nerede ve neden bıraktı?  Yazmanın kendisi ilk ve en önemli teknolojiyken neden bazı kurallara takılıp kalındı, şiir neden yenilikleri bu kadar zor hazmediyor?
60’larda o minimal şiirleri yazarken ne yaptığımın gerçekten özel bir rasyonel/tarihsel idrakinde olduğumu düşünmüyorum. Birçoğu daktilo başında ilginç vakit geçirilebildiğim oyunlar gibiydi. Aynı zamanda fotoğraf ve resmin büyük bir hayranıydım ve eminim ki yaptığım işler üzerinde etkisi olmuştur.

Aram Saroyan’ın şiir yaz/parken etkileşim içinde olduğunu hissettiği sanatçılar kimlerdir? Dirt adlı dergiye verdiğiniz röportajda, Andy Warhol’dan çok etkilendiğinizi okumuştum, ben size Andy Warhol’dan sanat anlayışınızın nerelerde ayrıldığını sormak istiyorum.
Andy Warhol’un çalışmaları çok güzel. Örneğin çok büyük bir renk ustası/ustasıydı. Resminde ünlüleri kullanması –Elizabeth Taylor veya Marilyn Monroe– bir elektrik, deneyimi artıran bir xfaktörü katıyordu. Tek kelimelik “oksijen” şiirimi yaptığımda, buna benzer bir şeyler olabildiğini hissettim. Tek bir kelime de ünlüdür.

“Flower Power” (Çiçek Gücü) adlı yazınızda şöyle bir bölüm var: “Bu olaylar kitabın sayfalarında geniş ölçüde masumca yumuşak huylu olanları, anarşistbarışçı perspektifi –en ufak bir menfaat için dahi politikaya dönüp bakmayan 60’lı kültürün kararlı apolitik kadrosunu yetiştiren perspektifi– eğlendirmeyi zorlaştırdı. Savaşma Seviş dedik, fakat işlerin gidişatı sonucunda gezegenimiz şimşek hızında o baharı daha ve daha karartmaya devam ederken süratle dışarı atıldık. Bir şair olarak sezgisel olarak bir şeylerin sonuna geldiğimi biliyorum –bir süre bir şair olmanın tamamen sonuna geldiğimi düşündüm– tekrar yazmaya başlamam 5 seneyi buldu, artık minimal olmayan bir tarzda kararlı olarak.” Şimdi aynı durum gerçekleşse, yine şiire ara verir miydiniz?
Biz burada Amerika’da George W. Bush yönetimi olarak bilinen kâbusu altı yıldan beri (ve hâlâ devam ediyor) gün be gün yaşıyoruz. Kurt Vonnegut’un işaret ettiği gibi, Yale’den [Üniversitesinden] bir C öğrencisinin [Bush] ne kadar zarar verebileceği çok enteresan bir şey. Buradaki herkesi gerdi, geniş manada gezegenimizin nüfusunu kastediyorum. Şu anki değerlerim 40 sene önce taşıdıklarıma benzer fakat artık dünyanın kendi ajandası olduğunu biliyorum – öncüler tarafından çizilmeyen, riskli bir girişimle belirlenmeyen.

“Bugün daha gelenekçi bir yazarım” diyorsunuz. Bu değişimi hangi etkenlere bağlıyorsunuz?
Minimalist bir şair olarak çok büyük zaman geçirdim fakat altmışlardan sonra hayatım değişti–1968’de evlendim ve 1970’te bir çocuğumuz oldu– ve daha önceleri kişisel olarak bildiğimden daha farklı bir deneyimi keşfetmeye başladım. Ve bu, beni, daha uzun şiirler, sonra da nesir yazmaya yöneltmiş görünüyor. Bir yazar için kendi içinde farklı bir şekil, güç verici olabiliyor. Her halükârda benim için bir minimalist olarak orada yapmam gerekeni yaptım ve kendimi tekrarlamak istemiyorum.

Şiiriniz temsilsunum arasında nerede duruyor?
Alfred North Whitehead, modern edebiyatın probleminin kelimelerin belirttiklerini somutlaştırmak olduğunu söyledi. Dolayısıyla bir yazar olarak ben, hangi şekli kullanırsanız kullanın, onun, Henry James’in yaptığı gibi mümkün olduğunca bir anda ve “hayatı hissetmiş”likle dolu olmasını isteyeceğinizi düşünüyorum.

Yerinden etme ve eksiltme şiire kattığı gerçeklikte nasıl anlamlara yardım eder? Siz eksiltme yerine, arttırma yöntemini kullandınız ama..
İlk çalışmalarda tahtayı silip temizleyen bir tiptim ve sonra tahta temiz ve boş olduğunda (yeniden) yazmaya başladım.

“This is it” [İşte bu, o] adlı makalenizde yer alan “Bilinçliliğim kişisel meselelerin mikro kozmos halinden, büyük bir evrende yaşadığımın – benim bilinçliliğimin aslında büyüğün içinde sadece bir ince tel olduğu gerçeğinin makro kozmos farkındalığına geçiş yaptı.” bölümünün minimalist şiirlerinizde de belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce sizi dilin sınırlarını aşabilecek bir poetik form bulmaya mı yöneltti?
Evet, tek bir kelime veya bir veya iki kelime hakkında kişisel olmayan bir şeyler var. Geçmişte sadece kendisi olan bir işi yaparak “şahsiyetlerimizden” kurtulmak hakkında konuşurduk, kişisel bir ifade değil. Willem de Kooning bir resmin artık içinde kendisini göremediğinde bittiğini anladığını söylemişti. Dolayısıyla tartışılmakta olan bir mesele.

Aynı yazıda “T. S. Eliot’ın Henry James hakkında bir fikir tarafından ihlal edilmemiş çok harika bir zihne sahip olduğuna dair meşhur açıklaması, bana bir sanatçı belki herkes için ideal olan bir durumu yansıtıyor.” cümlesi de yer alıyor. Bu vurgu, Alejondro Lo Celso’nun “Rhythm in Type Design” [Tip Tasarımındaki Ritim] adlı makalesinde yer alan “Yazarken metin sizin zihninizdedir ve siz bu metni ‘bir’ kelime ile görünür hale getirirsiniz, metnin tipografide ne şekil alacağını bilmezsiniz.” şeklindeki Kinross’un tipografi tarifi ile örtüştüğünü düşünüyor musunuz?
Bahsettiğiniz kişileri yakından tanımıyorum. Eliot’ın James’de olan hakkında belirttiği şeyin, onun bir yazar olarak hiçbir gündemi, düşüncesi, pozisyonu olmadığı olduğunu düşünüyorum. Fikir oluşturmaktan ziyade tamamen idrak etmekle meşguldü. Evet, karakterlerinin fikri vardı ama onların düşüncelerini, yapabildiğince nasıl giyindikleri veya hava durumu ile sınırlıyordu. İdrak, sıradan zihinsel rutinden farklıdır, çünkü ikiliği (dualitesi) yoktur. Pencereden dışarı bakıp kar yağdığını fark ettiğinizde doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü diye bir şey yoktur. Zihniniz bir aynadır.

2007 yılında minimalist şiirlerinizden oluşan bir seçki yayımlanacaktı, sanırım yayımlandı da... Bu kitaptan sonra, Aram Saroyan’ın somut şiirle ve deneysel edebiyatla tekrar ilgilenmeye başladığı şeklindeki bir yorum, aşırıyorum mu olur acaba?
Bu kitabın kastettiği daha genç bir neslin 1960’larda yaptığım bu çalışmada dikkate değer bir şeyler bulduklarıdır ve bundan daha çok koltuklarımı kabartacak veya beni mutlu edecek bir şey olamaz.


<<geri dön

Ana Sayfa