Bu deneme düşlere benzeyecek biraz.
Atlayacak, sıçrayacak, sürçecek, kopacak ama sürecek de... Düşler, düşlerim, düşlerimiz üzerine tasarlanmış oylumlu bir denemenin ön notları desem yeridir.
Karabasanlar, karabasanlarım, karabasanlarımıza gelince, şu dünyada ve bu ülkede onları ayrıca ele almalıyız derim...
Hepsi birbirinden doğsa bile.
Öldürücü de olabilen karabasanlar karabasanı, delirium tremens! Poe, Fikret Mualla, Mehmed Celâl. Burada durayım.
Bireyin düşlerle –özel– yaşadıkları, genellemeler için bir damla da olsa katkı sağlayabilir mi?
Rüya, rü’yet, görmek, görü.
Görü, bakı’ya da, fala da dönüşüyor. İstihare. Düş yorumu.
Şöyle ya da böyle, bilgiye dönüşüyor rüya, rüyalar, düş, düşler.
2005 Kasımında açtığım sergi (Ayvalık Yollarında, Sürücü Aynalarında) için çalışırken doğmuştu bu ad... Sergide yer alan altmış resimden birinin adı, “düşler de bizi görüyor”... Bütün resimlerdeki genel izlek, Ayvalık gözlemlerim, izlenimlerimdi.
Gözlem ve izlenimler, yakamı bırakmadı.
Düşlerimde de resim yapmaya başlamıştım. Gördüklerim öyle somuttu ki, uyanınca “nerede o resim?” diye aranır olmuştum. İlk kez o sıralar düşündüm: Düşler, zihnin meşkleri değil miydi?
Düşler, zihnin meşkleri.
Musikimizdeki, hat sanatımızdaki meşk yordamını, meşk uygulamalarını anımsayın, ne olursa olsun gene de bir bilince, bir düzen’e, zenaat’e dayalı doğaçlamalar? Dayandığı (içinden yeşerdiği) sıkıdüzeni aşmaya davranan alçakgönüllü devrim denemeleri.
Bilince karşı bilinçaltının, bazan da id’in özgürlük girişimleri.
Halk ozanları, meddahlar için, meşk bir yaşama biçimiydi.
Hoca Ali Rıza, kimi resimlerini “hayalen” yaptığını söyler.
Dadacılar, gerçeküstücüler, resimde de, edebiyatta da çok meşk eylediler.
İlk soyut resmi yaratan Kandinsky, iş’e hangi adı vermişti? “Düşsel Doğaçlama”.
İstihare sözcüğü, hayr, hayır kökünden geliyor. “–Şöyle bir rüya gördüm. –Anlat, hayırlara gelsin!” deriz ya. Daha eskilerin “hayırlara tebdil” dediği.
Müminlerin istihare dayanağı, Kur’an-ı Kerim... Yorumlanacak özellikte, geleceğe ışık tutabilecek önemde düşler görmeye, istihareye yatarlardı.
Sanatsal anlamda istiharenin dayanağı nedir, nelerdir? Sanatçılar, sanatın kutsal kitaplarını aşmak için istihareye yatmaz mı bir bakıma.
Filozoflar, biliminsanları, devlet adamları, politikacılar, komutanlar da düş görürler, düş’ün her anlamında.
“Osmanlı Padişahları, İstihare Geleneği ve İstiharesine Yatılmış Rüyaların Sonuçları” başlıklı bir deneme ilginç olmaz mıydı? Osman’dan başlar ve sürer.
Lenin’e de bakmalı: “Rüya görelim,” der bir yazısında. Çünkü rüya görmek bizim hakkımızdır.
“Düşlerimiz sabaha kadar açıktır” diye yazmışım.
Bir şiirimde de, “Herkes şairdir çünkü rüya görür” diyor Hemşire Nimet.
“Düş Sunakları”, uzunca bir şiirimdi. Önemli sayılan bir yarışmada mansiyon kazanabildiydi. Mansiyon kazanabilenlerden iki şair daha: Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı.
Acı acı gülmüştük.
Düşler, zihnin ödevi. Kimi durumlarda, bir sorunu çözme görevi.
Ne denli doğrudur bilemem, çocukken dinlediğim bir öykü bana büyük heyecan vermişti:
Dikiş makinesinin iğnesinin ne tür olması gerektiğinin bir düş sayesinde çözümlendiğinin öyküsüdür…
“Bildiğimiz ince, güzel, parlak/çelik dikiş iğnesi, 1500’e doğru İspanya’da ortaya çıkmış. Dikiş makinesinin bulunması içinse, insanlar üç buçuk yüzyıla yakın beklediler. Bildiğimiz dikiş iğnesinin deliği kıçında ve çalışma biçimi yatay. Dikiş makinesi iğnesinin ise dikey çalışması, yani evladım, deliğinin kıçında değil ucunda olması gerek. İnsanlar bunu bitürlü akıl edemiyor. Konuyu dert edinip çözmek için yıllarca düşünmüş bir zat, bir gece bir düş görüyor. Yamyamlara tutsak düşüyor, haşlanarak öldürülecek. Kurban, kendine özgü bir törenle ölüme hazırlanmakta. Ellerinde mızraklarıyla yamyamlar dans etmekte. Aman aman! Uzmanımız bu karabasandan dehşetle uyanıyor. Bir ayrıntı silinmemiş kafasından: Peki kardeşim, o renkli püsküller, mızrakların sipsivri ucunda değil miydi? Nasıl oluyo bu?
Çünkü mızrakların sivri ucunda bir delik vardı ya da olmalı değil mi? Püsküller mızrak ucundaki deliğe bir sicim geçirilerek takılıyor.
Pat! Teknoloğumuz, bilinen iğnenin ucunu deliyor ve icat arzıendam ediyor!
Beyin, peşinde koştuğu buluşu bir düş ile yakalıyor.”
Bir sorun verildiyse beynimize, geceleri paydos etmez beynimiz.
Yeni sergimin adı “Meşk” oldu. 8 Eylül 2007’de açılıyor.
Aforistika’dan:
(6) En derin yalnızlık uykudur, düşler de yoksa.
(7) Düşyoruculara aldanmayın: Tanrı pek uğramaz düşlere. Düşler şeytanın konuk odası.
(14) Düşler, karabasanlar... Biz mi onları kullanıyoruz onlar mı bizi kullanıyor?
(17) Düşler: İzlenimcilik (Turner da elbet). Karabasanlar: Dışavurumculuk (Mun-ch elbet).
Günlükler’den:
10 Nisan 2007, Çarşamba
...
3 uykulu, 3 düş(ler?) dolu bir gece.
Düşlerim ne zaman cinselliğimi anımsatırsa, iyileşiyorum demek.
Bir hastane kuşu olmadığım, olamayacağım açık. Çok açık... Hastane sineği, karafatması, hiç. Faresi evet, kedisi evet evet, köpeği de evet, ama yoldaşlık ettiğim kişilerin 1 kez yıkanıp hastane bahçesine asılmış picamalarını aşırmak ve eniklerimin altına sermek üzere.
“İskele Dedikoduları”nı düşümde gördüm ve yazdım, ertesi gün düş yazısını harflere döktüm (“Güz Her Şeyi Bilir”).
Kime adayabilirdim başını alıp giden iskeleyi?
“Vapur” yazarına... diye adadım.
Leylâ Erbil ile konuşuyoruz. “Düşte gördüm o öyküyü, sana adadım,” dedim.
Kısa keskin sessizlik oldu.
Leylâ Erbil, “ben de ‘Vapur’u düşte görmüştüm,” dedi.
Şaştık kaldık mı? Yo.
“Ben” Bergson’un, Freud’un, Tanpınar’ın, düş üzre konuşan nicelerinin gördüğü özel düşleri merak ederken ben ne yazayım?
Onların da bizi gördüğünden eminim.
|