| Yaratıcı düşüncenin eylem adamı: Samih Rifat
|
| |
Necmi Sönmez |
4 Ağustos’ta kaybettiğimiz Samih Rifat, birçok alanda gerçekleştirdiği çalışmalarıyla, Türkiye’de “eş zamanlı üretim” modelini gündeme getiren, eşine az rastlanır bir entelektüeldi. Onun yazın ve görsel sanatlar arasında konumlanan etkinliklerini dikkatle incelemek gerekir. Özgün metinleri, eleştirileri, çevirileri, yayına hazırladığı kitapları, düzenlediği sergilerinin yanı sıra çektiği filmleri, fotoğrafları ve alçakgönüllülüğünden ötürü sergilemekten çekindiği resimleri, onun “yaratıcı düşüncenin eylem adamı” olarak betimleyebileceğimiz özelliklerini gündeme getirir.
Rifat’ın etkinliklerini betimleyen en önemli özelliklerden biri de sorgulayıcı olması, herkesin doğru bildiğini sandığı konularda yoğunlaşarak detayları gündeme getirmeye çalışan yeni bakış açılarını kışkırtmasıydı. Görsel sanatlara olan tutkusu, çalıştığı kurumlarda (YKY, Pera Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı) düzenlediği ilginç sergilerin ötesinde, elinin hem fırçaya hem kaleme, gözünün ise hem film kamerasına hem de fotoğraf makinasına değmesinden ötürü, garip bir bütünlüğe sahiptir. “Garip” derken vurgulamak istediğim Samih Rifat’ın bir sergi yapımcısı olarak eline geçen malzemeyi kullanırken, o malzemenin özünü, nasıl yapıldığını bilmesinden ötürü, izleyicilere daha önce kimsenin açmadığı “yorumlama modelini” sunmasıydı. Bu yorumlama modelini, onun sorumluluğunu taşıyan sergi kataloglarındaki yazılarında, önsözlerinde bulmak mümkündür. Kendisinin hazırladığı son sergi olarak Pera Müzesi’nde izleyicilere sunulan Sur, Kemer, Kubbe: Osmanlı Fotoğrafçılarının Gözüyle Bizans İstanbulu bu açıdan önemli bir zirve olarak yorumlamak abartı olamayacaktır. Bu ilginç sergi ve katalog yazısı, Bizans ve Osmanlı Sanatı’nın birbirine en yakın durduğu noktayı kelimenin tam anlamıyla görkemli bir “görsel okumayla” izleyicilere sunar.
İster yazın isterse görsel sanatlarla ilgili çalışmalarında, günümüz sanat ortamının hemen hemen hiç bilmediği bir kavram olan “göz olgunluğu”nu sürekli olarak önplana çıkaran Samih Rifat, hem bu yüzden hem de güncel sanat ortamının cahilliği, bırakın yakın tarihi, dünü bile unutmaya hazır, ikiyüzlülüğünden ötürü kendini gölgeye çekmiştir. Onun, kendisi gibi gölgede kalmayı tercih eden diğer yaratıcılara karşı olan ilgisinin “otobiyografik” bir özelliği olduğunu belirtmek gerekir. Örnek olarak, tıpkı Nazan İpşiroğlu gibi ilk kadın fotoğrafçılarımızdan olan Yıldız Moran’la ilgili çalışmasını, Moran’a duyduğu ilgiyi verebiliriz. Bırakın sanat meraklılarını, fotoğraf tarihçilerinin bile unuttuğu bir isim olan Moran’ın üzerindeki ölü toprağının kaldırılmasında Samih Rifat olağanüstü bir çaba sarf etmiştir. Bu bağlamda onun Metin Eloğlu’nun resimlerini ortaya çıkardığını da unutmuyoruz. YKY Kültür Merkezi’nde düzenlediği sergi ve kataloğuyla Eloğlu’nu gündeme taşıyan Rifat’ın bu ve buna benzer etkinliklerini âdeta derviş sabrıyla gerçekleştirdiğini görürüz. Gerçekleştirildikleri zamanlarda, birkaç örnek dışında, hemen hemen hiç değerlendirilmemiş olan bu ve buna benzer çalışmalarıyla Samih Rifat âdeta “kimseye ait olmayan toprakları” keşfeden bir arkeolog gibi, arkasında izler, ayak izleri, kataloglar, yazılar bırakarak ilerlemiştir. Onun geçmişle bugün arasında kurduğu diyaloğun en yetkin örneklerinden biri olan Ada isimli kitabını bir tür “kazı defteri” olarak yorumlamak mümkündür.
Tarihe, yakın geçmişe olan ilgisi Samih Rifat’ın güncel olgulara uzak durması anlamına gelmez. Çağdaş Sanat’ın en zorlu yerleştirme projelerini (installation), halka açık mekânlardaki sanat eylemlerini, genç sanatçıların ürünlerini de yakından takip eden Rifat son olarak çalıştığı Pera Müzesi’nde genç sanatçıların, öğrencilerin işlerinin sergilenmesi için de çaba harcamıştı. Bu yazının Rifat’ın görsel sanatlar üzerine olan etkinliklerine yoğunlaşması yadırganmamalı. Onun çevirileri, özgün metinleri elbette daha ayrıcalıklı, detaylara inen bir yorumlamayı hak edecek kadar ilginç bir çabanın ürünüdür. Bu alanda da, Michel Butor, Paul Claudel, Yorgo Seferis başta olmak üzere ressamlara yakın durmuş olan şairleri dilimize kazandırması Samih Rifat’ın yazın ile görsel sanat arasında kurduğu ilginç köprünün ayaklarını teşkil eder.
1945 doğumlu olduğu düşünülürse, en verimli, kendine özgü yorumlarını en ince detaylara kadar sürdürecek yetkinliğe sahip olduğu bir dönemde yitirdiğimiz Samih Rifat’ın yazı, fotoğraf, film ve resimlerinin en kısa zamanda derlenerek yetkin bir biçimde yayımlanması gerekiyor. Bugünün değil, yakın gelecekteki sanat ortamının bu eşsiz hazineden yararlanacağını tahmin etmek için illa sanattan anlamak gerekmiyor.
|