Ankara Suları

A. Adnan Azar

Ankara. Benim. Ben ona dairim. Her dönüşümde teslim olduğum.
‘Tam açık’ cezaevim. Cezam. Cebeci-Karşıyaka hattında hep ama hep ölülerimi toprağa koyduğum. Kızımın doğup büyüdüğü, kişisel anlamını aradığı şehir. Benim edebiyatımın kıyı şeridi.
Sedat Ergin’le Işık Kansu’yu bulduğum. Ufuk Güldemir’le büyüdüğüm. Sokakları hem dans hem kayak pisti. Kumrularını yazamadığım. Bulvarlarını hiç. Haydar Ergülen’in, Hüseyin Ferhad’ın, Azer Yaran’ın, Ahmet Erhan’ın üveyi. Yaşar Miraç’ın. Artık Salih’in de. Çoktandır Behçet’in, Adviye’nin de. Adnan Yücel’in de.
Mermer masalı bir birahane. Soba ile ısıtılan ‘eski’ Tavukçu. Sevgi Soysal’ın Piknik’i. Mehmet Kemal’in, Ahmet Oktay’ın, Yılmaz Gruda’nın, Özdemir Nutku’nun şiire yürüdükleri, Özdemir İnce’nin “her sabah yaya…” geçtiği şehir; “bakarak yırtık afişlere…” Babasının cumhurbaşkanlığı TBMM’de oylanmaktayken, bir kıraathanesinde ‘etraf’ındaki ‘yazı’ çocuklarına Adorno’yu anlatan Enis Batur’un. Oğuz Demiralp’ın yine kılı kırk yardığı ve Oruç Aruoba’nın feneri olmayan şehri. Uğur Kökden’in seslerin resmi’ni çıkarttığı. Ve elbet Cemal Süreya ile Buyrukçu’nun. ‘Şair Ana’ Gülten Akın’ın. ‘Üç Fidan’a yakın komşu Enver Gökçe’nin. Tunalı Hilmi Caddesi ve Tuna Pastanesi’yle Attilâ İlhan’ın. Sokaklarında ‘muğlak bir adres gibi’ kendi adının peşine düşmüş İlhan Berk’in. Sunullah Arısoy’la Vecihi Timuroğlu’nun. Bir dönem yazdığı öykülerin arkasına çok iyi saklanabilmiş Muzaffer Hacıhasanoğlu’nun. Kemal Ateş’in. Dinçer Sezgin’in ‘vosvos’unun içinde çilingirler kurduğu. Ve bir teras katı tenhalığında “geçimsiz güvercin”leriyle Füsun Akatlı’nın. Tunus Caddesi’yle Bilge Bey’in. Bulvarlarında kendisine hiçbir şeyin çarpmadığı Adalet Hanım’ın. Dünyanın en ince sigaralı adamı Metin Altıok’un. Canım Nebahat’in. Bütün öncü derginin ve içinden, iç içe birçok senfoni çıkaran Ahmet Say’ın. Tahsin Saraç’ın kalpak, Remzi İnanç’ın kitap, Nezih Danyal’in kapak şehri. Muzaffer İlhan Erdost’un sızılı. Yeşim Dorman’ın kızlık soyadına hep geri döndüğü.
Herkesin ve hiç kimsenin şehri. Dr. Ercan Kesal’ı Beyoğlu Belediye Başkan adayı yapan. Oktay’a, Kumrular’ın orada ‘fıçı bira’ sattıran. Dokunmayan şehir. Bırakan. Erdal Öz’ün sığırcık ölülerini topladığı. Şükrü Erbaş’ın ve sadece geceleri şarkıcı olan Burcu’nun sırt çevirdiği. Vedat Sakman’ın hep vazgeçtiği. Ve Arkadaş Zekâi ile Ataol’un ve Egemen Berköz’ün ve İsmet Özel’in. “Saçlarına kiraz miraz tak, yılgın olma” diyen Ergin Günçe’nin. Abdullah Nefes’in artık çiçek verecek kimse bulamadığı. Mehmet Taner’in Küflü Şimşek’e değdiği vezin.
Akşamüstünün Kızılay kaldırımlarına, hem de dokuz yüz seksenin buz kesen kışında, Osman Serhat’ın bir şiirine inat, birlikte oturulan Burhan Günel’in. Nuri Pakdil’in “edebiyat”ı ücretsiz dağıttığı şehir.
İlhami Çiçek’le Kaan İnce’nin gittiği, İzzet Göldeli’nin stüdyolara kapandığı şehir. Ahmet Güntan’ın ‘ara’ şehri ve Yıldırım Türker’in ‘eski’. Ve ‘açık’, M. Mungan’ın. Ulus Baker’in deneyerek aşındırdığı. Akif Kurtuluş’un ‘buğulu’. Ferruh Tunç’un ‘bi’hayli mesafeli.’ Sina Akyol’un ‘parklı ve kuğulu’. Ve ‘Akrep’ Nalan’ın zarif ve dokunaklı. Nihat Genç’in iddialı, Hasan Ali’yle Cemil Kavukçu’nun yazılı şehri. Yücel Kayıran’ın ‘tinsel’. Telli’nin jazz, Özcan’la Gökhan’ın öfke. Budak’ın dalgın ve rüzgârlı şehri. Bilal Kayabal’ın omuz çantasına zamansız doldurduğu. Atabaş ve Hayati Baki’nin ıssızlık. Murtaza Vural’ın korateş’te eğip bükemediği. Mahmut Turgut’un artık sadece vizör’den gördüğü. Orhan Alkaya’yla Veysel Çolak’ın ateş almaya uğradıkları.
  Edebiyat simsarlarının, karakargaların, gibi’ cilerin şehri değil.
Soğan mürekkebiyle de yazabilenlerin şehri.
Edip’e, Ülkü Tamer’e, Ece’ye iadesiz mektuplar gönderen.
Kıskanmayan. Ali Cengizkan’ın bahçeli şehri. Adnan Satıcı’nın türkülü. Veysel Öngören’in eksik düğmelerini tamamlayıp diken şehir. Emel’in hep sonyaz duruşlu ve Özlem Sezer’in içli. Nilay Özer’in ölülere dans ettirdiği. Tuğrul Keskin’in puslu. Özen Yula’nın sokaklarında ağaçlara ad koyduğu. Eren Aysan’ın ‘akıl’ şehri.
Turgut Uyar’a “omuzbaşlarını” sevdirten. Tomris’le Mülkiyeliler Lokali’nde ‘yeni’ Ayhan Işık’ı tanıştıran. Cemal’e, Cöntürk’e, Eser Gürson’a, Haluk Aker’e, Ahmet Yıldız’la Bilal’e ve ‘bizim’ çocuklara hep dergi çıkarttıran. Sadece Yusufcuk’la değil; ama Ali Püsküllüoğlu’nun. Çetin Öner’in kaçıncı anayurdu olduğu bilinmeyen. İlhan Akalın’ın filtresiz şehri. Külebi’yi ağlatan. Nazlı Eray’ın bir “Monte Kristo” olarak duvarları deldiği. İkinci büyük ve İkici Yeni olduğuna inanılmayan. Şehir.
Hâlâ eski apartmanların ‘sızıntılı’ eski teras katları.
Hâlâ çalıntı ve yanık ve eksik kitaplıklar. Hâlâ alaca bahçekatlarından akasyalı kaldırımlarına değen piyano soloları. Varoş ve hâlâ bazı eski bağlamaların ketum ve hoyrat telleri.
Hâlâ ben. Arkadaşlığın aşkı olan Radyo Evi ve Sıhhıye’nin solgun geometrisi. Bir suyu deniz saydığım; tekinsizliğin, sınırsız/sorumsuz serseriliğimin kıyısı. Benim Üniversitelerim’in şehri.
Hasan ile Hüseyin’i bir yapan. Tarancı’yla, oralarda Karpiç’in, akşamı getiren. Dıranas’ın. Ceyhun Atuf’la bozkır bereketini, Ahmed Arif’le güzel huylu öfkeyi sevdirten. Ruhi Su’nun sesini kaybetmediği. Şehir. Özakman’ın, oturaklı. ‘Salim Amca’yla Nezihe Meriç’in Seçilmiş… Dost şehri ve bir vakitler İnci Aral’la Şiir Erkök’ün ve Erendiz Hanım’ın. Bener’lerin, öncü. Ayla Kutlu’nun derin ve samimi.
Ve herhalde Sevgi Özel’in, Mehmet Eroğlu’nun. Ankara. Memet Baydur’un bırakmak üzere biriktirdiği. Dalyan’ı Güven Turan’ın. Necati Tosuner’in Sancı’lı ve Derinlik’li şehri. Esasında bir uçurum şairi olan Habip Aydoğdu’nun. Ve balmumundan kanatlı Uçurum dergisiyle hâlâ uçabilen A. Emre’nin.
Ve Gar Gazinosu ile Gençlik Parkı’ndan ardakalanlar arasında sebepsiz dolanmanın ve hâlâ Ulus-Dışkapı aksında çocukluk evi’ni arayıp her seferinde bulamamanın. Ve İsmet Paşa Mahallesi çıkışlı ‘seyyar’ dondurmacıların izini artık süremiyor olmanın. Açıkhava sinemalarında Bilal İnci’li galaların iddiasız şehri. ‘Evler…Evler…’ şehri.
Ankara. Hep döndüğüm. Başımı döndüren. Kaybolduğum. Topuklarındaki mermi çekirdeklerinin sızısıyla yürüyen. Arkadaşlıklarımın. Hatıramın. Hatırımın.

<<geri dön