Yakup Kadri’nin “Her şey unutulup geçer, diyenlere inanmayınız: bizim şimdiki ruhumuz, dünkü hâdisâtın muhassalasıdır” sözünü belki de en iyi bilendir Abdülhak Şinasi. Onun yazdıkları, yazamadıklarını da duyurur. Hikâye mi roman mı demeli, başkalarının tartışıp durduğunu tartışmaz bile. Hatıra’ya sığınır hep, samimi birtakım hatıraların hikâyesidir yazdıkları. Anlattığı kişiler icat edilmiş değildir, vukuat yoktur, dolayısıyla yapıntı/kurmaca bir edebiyattan söz edemeyiz. Bildiği kişileri, yaşadıkları gibi, kendi zamanları ve çevreleri içindeki halleriyle anlatır. Yazdıklarının önemi anlatışındadır, zamanın, mekânın ve insanın ruhunu okuyuşundadır, mazide kalmış özlere dokunuşlarındadır.
Hisar üzerine basılı doktora çalışması da bulunan Necmettin Turinay, yazarın kitaplaşmamış bütün yazılarını derledi: Eleştiri, inceleme deneme mahiyetindeki bu makaleler önümüzdeki aydan itibaren Kitaplar ve Muharrirler başlığı altında üç cilt olarak YKY’den çıkacak. Turinay bu çalışması sırasında, 1962’de Erdal Öz’le Muazzez Menemencioğlu'nun Ankara Radyosu için Hisar’la evinde yaptıkları sohbetin bandını da ortaya çıkardı. Hisar bu kayıtta, geçmiş zaman adamı hüviyetiyle kendinden, yazdıklarından, edebiyata bakışından bahsediyor. Geçen sayıda sözünü ettiğimiz sürpriz bu.
Bu sayının diğer söyleşisinde de, Kalp(Y)azan, Öykü Sersemi, Şair Öldü ve son olarak Ağula adlı kitaplarıyla tanıdığımız Sibel K. Türker, Nida Nevra Savcılıoğlu’na yazarlığı, yazar-okur ilişkisi, yazarın bugünkü konumu, edebiyata ve dünyaya bakışını anlattı. Edebiyatımızın hem geçmişine, hem bugününe işaretler koyan bu iki söyleşi peş peşe okunabilir.
Adnan Binyazar, öykücülüğümüze yerel tadlar katmayı sürdüyor: Son öyküsündeki Nevriye, unutulmayacak bir öykü kişisi olmaya aday. Uğur Kökden, Robert Walser’in çileli yaşamını anlattığı yazısı da dikkat çekici.
Gelecek ay, yeni yıla yeni bir sürprizle, bir kitapla başlayacağız.
Edebiyat dolu bir yıl kaç yıl eder?
|