| Huzur’un Huzurunu Kaçıran Kuartet
|
| |
Ekrem Işın |
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u, bugüne kadar her seviyeden kalem erbabının kendi entelektüel yeteneklerini ispatlamak için hoyratça kesip biçtiği zavallı bir kadavrayı andırıyor. Derin düşünmek, orijinal tezler ileri sürmek ve karmaşık şifreleri çözmek saplantısı, bu romanı bizim hayatımızın hikâyesi olmaktan çıkartıp, zalim bir tanrının kutsal kitabına dönüştürdü. Burada Huzur’un kilidini açacak anahtar hiç şüphe yok ki Kaf Dağı’nın ötesinde değil, bilerek ve acımasızca katlettiğimiz “bizim hayatımız”ın kalbinde yatmakta. Bugün kaybettiğimiz en büyük değer ise, bu iki kelimenin ifade ettiği trajik muammada gizli.
Tanpınar’ın her cümlesini bir başka filozofun insafına bırakmak, onun büyük bir samimiyetle dile getirdiği tarihî hayat tecrübemiz için düşünce jürileri kurmak, sonuçta çıkacak karar doğrultusunda yazarı beraat ya da mahkûm ettirmek, entelektüel meraklarımızın en başta geleni. Şüphesiz her araştırmacı, Tanpınar’ın dünyasında kendisini cezbeden bir yön, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine bulacaktır. Yazarın sürekli edebiyat ve kültür hayatımızın gündeminde kalmasının sırrı da burada yatıyor. Ancak Tanpınar gibi üzerinde konuşmak için geniş kültür birikimi gerektiren bir yazarı, önce anlamak gerekiyor. Bu basit gerçeklik bütün yazarlar için geçerli, ama söz konusu Tanpınar olunca önemi daha da artmakta. Bu vesileyle Tanpınar üzerine Paris’te tez olarak yapılmış ve geçer not alarak Türkiye’de basılmış bir kitaba değinmek istiyorum.
Zeynep Bayramoğlu’nun Huzursuz Huzur ve Tekinsiz Saatler: Ahmet Hamdi Tanpınar Üzerine Tezler başlıklı kitabı, adından da anlaşılacağı gibi yazarın dünyasına yeni yaklaşımlarda bulunma iddiasını taşıyor. 2001 yılında Paris’teki Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Enstitüsü’nde (INALCO) Michel Bozdemir denetiminde lisans tezi olarak hazırlanmış çalışma, daha sonra yazarı tarafından yapılan bazı ilâvelerle 2007’de kitaba dönüştürülmüş. Ancak bu son aşamaya gelmeden önce 2002 yılında Enis Batur ve Hilmi Yavuz, söz konusu lisans tezinin arzettiği önemi dikkate alarak, “müzikal roman” konusundaki görüşlerini birer makaleyle dile getirmişler. Bayramoğlu, kitabının önsözünde bu makaleleri özellikle belirtiyor.
Bayramoğlu araştırmasında Tanpınar’ın Huzur’un çatısını, Beethoven’in Op. 132 La Minör Kuartet’ini esas alarak kurguladığı teziyle karşımıza çıkıyor. Kitabının önsözünde şunları yazıyor: “Huzur’un baştan aşağı bir duygu çağlayanı olması, kitapta sık sık gerek Türk, gerekse Batı müziğine atıflar yapılması, seslerin önemli bir yer işgal etmesi, La Minör Kuartet’e yapılan göndermeler, La Minör Kuartet’i defalarca dinlemem, Brigitte Massin’in yazısıyla romanın bölümlerinin genel havası arasında kurduğum bağlantılar bu romanın müzikal olduğuna ve çatısının Beethoven’in kuartetine göre kurulduğuna karar vermeme neden oldu” (s. 11-12). Daha sonra ise, “ben burada herhangi bir ukalalık iddiası gütmeden diyorum ki Huzur’un çatısı Beethoven’in opus 132 La Minör Kuartet’i örnek alınarak kurulmuştur” (s. 40) şeklinde kesin bir yargıda bulunuyor.
Huzur’un çatısının Beethoven’in La Minör Kuartet’i esas alınarak kurulduğuna karar veren Bayramoğlu, romanın dört bölümü ile kuartetin dört bölümünü içerdikleri duygusal yapı bakımından karşılaştırarak tezine sağlam bir zemin hazırladığına inanıyor. Bu konudaki düşünceleri şöyle: “Romanın dört bölümündeki duygu iniş çıkışlarını Beethoven’in 11 numaralı, opus 132 La Minör Kuartet’inde buluruz. Birinci bölümdeki savaş öncesinin sıkıntılı ve bunaltılı atmosferiyle kuartetin ilk mouvement’ı uyuşurken, ikinci bölümdeki aşkın verdiği neşeli ve canlı atmosfer yine kuartetin ikinci mouvement’ıyla örtüşür, üçüncü bölümdeki dini hava Beethoven’in nekahet döneminde Tanrı’ya bir nevi şükran duygusuyla yazdığı üçüncü mouvement’da kendini gösterir, dördüncü bölümdeki ağır ve kaygılı ortam, yine kuartetin ağır aksak dördüncü mouvement’ında görülür. Tezimde de değindiğim gibi La Minör Kuartet romanda bir leitmotiv olarak sürekli karşımıza çıkar” (s. 11).
Huzur’u La Minör Kuartet ile açıklamak, elbette ilginç bir düşünce. Ancak bu ilginç düşünceyi geçerli kılabilmek için önce Tanpınar’ı doğru okumak ve anlamak gerekiyor. Bayramoğlu’nun Tanpınar’ı daha okuma aşamasında ciddi sorunlarla karşılaştığını, başka bir deyişle Tanpınar’ı anlamadığını ve ileri sürdüğü tezleri somut yanlışlarla destekleme gibi tuhaf bir mantık yürüttüğünü görüyoruz. Dolayısıyla Bayramoğlu’nun metodolojisi, yanlış okumanın sonucunda, ortaya yanlış bir kitap çıkartıyor. Bayramoğlu’nun bu yanlışlarını maddeler halinde sıralayarak, yorumunu okurlara ve Tanpınar uzmanlarına bırakıyorum.
|