Amerika Günlüğü
Herman’ın evinin bahçesinden elma çaldım.


Seyhan Erözçelik

Amerika’ya gideceğimiz söylendi. (ABD’ne. Yanlış anlaşılmasın.) Aylar önce. Güven Turan, Haydar Ergülen, Lâle Müldür ve ben.
Peki, dedik. Beş günlüğüne, Princeton Üniversitesi’ne. Türkçe şiirlerimizden ve İngilizce çevirilerinden okumalar yapıcaz. İyi. Aldı beni bir vize telaşı. Bütün belgelerimi hazırladım. Kalın bir dosya.  Konsolosluktan randevu aldım ve mülakata gittim. Belgelerimin hiçbirine bakmadılar. Davetiyeye baktılar, onu da verdiler ve vizeli pasaportumu kuryeyle gönderdiler. Yani her şey hazır.
Sonra Murat Nemet-Nejat’tan, (şair ve çevirmen, Eda: Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nin hazırlayıcısı, benim Gül ve Telve kitabımı İngilizceye çeviriyor) sürekli mektuplar geliyor: Yale’a da gideceksiniz. Duke’a da gideceksiniz, Buffalo’ya da gideceksiniz. Hoppala! Beş gün, oldu on sekiz gün. İyi. İşyerimde krizlik bir durum da yok.
Bu arada Haydar gelemeyeceğini “öğrendi.” Gidiş tarihinde kızı Nar’ın doğacağını “unutmuş.”
Havaalanında Lâle, Güven, ben buluşabildik. (Bir şekilde.) Telefonum çaldı, Haydar arıyor, Nar bebek doğmuş. Uğurlu bir haberle gidiyoruz. Şaşaalı bir pasaport merasiminden sonra uçaktayız. O kadar saat sigarasız n’apıcağ’mı düşünüyorum. Oluyormuş.
(Uçaktaki dedikodular ve rüyalar bize kalsın.)

Birinci gün
JFK’e geldik. Saatlerimizi ayarladık. Yine şaşaalı bir pasaport merasimi ve elektronik bir aletle parmak izlerimizin alınışı. (Konsoloslukta zaten alınmıştı.) Bu arada JFK kötü bir havaalanı. Belirtmeden edemiy’cem.
Murat Nemet-Nejat bizi karşıladı. Bizi bekleyen araca bindirdi, o New Jersey’deki evine gitti, biz de Yale’a doğru yola çıktık. New York ışıklarına uzaktan bakarak. Sürücüye sigara içip içemiy’ceğ’mi sordum. İç, dedi. İzmariti n’apıcağ’m? At dışarı, dedi. İyi. İki saat filan yolculuk.
New Haven’a vardık. Otelde Efe Murad ve Nihan Ketrez bizleri bekliyordu. (Nihan Ketrez Yale’ın Yakın Doğu Diller Bölümü’nde Türkçe hocası. Efe, Princeton’da öğrenci. ?air.) Acele bir şeyler yedik, uyuduk.

İkinci gün
Nasıl kalktık bilmiyorum. Ya da nasıl uyuduk. Sabah sigara içmeye çıktığımda, sincap gördüm. Bundan sonra Amerika’da hep sincap görüceğ’m. Murat, Efe ve Nihan geldiler. Sürekli form dolduruyoruz, onları hallettik. Lâle’nin çantasının fermuarı bozuldu. Onu tamir ettim. Öğlen bizim sponsorlarımızdan Selma Searfoss bizi yemeğe götürdü. Çok tatlı bir İstanbul hanımefendisi. Türkiye’ye geldiğinde Türkçeye şaşırıyormuş, kızıyormuş.
Güven’le biraz kitapçı dolaştık. Yale Üniversitesi, New Haven şehrine dağılmış. Pek derli toplu değil. (Gerçi New Haven da pek büyük bir yer değil.)
Okumamızı yapmaya gittik. Üniversitede tipik bir Amerikan seminer salonu. Ahşap sandalyeler, duvarlarda yağlıboya portreler, kalın taş duvarlar, vesaire.
Nihan’ın sunumundan ve teşekkürlerinden sonra, Murat açış konuşmasını yaptı ve biz şiirlerimizi okumaya başladık. Sıra sorunu çıktı, herkes birbirinin üzerine attı. Daha bu ilk okumamız, acemiyiz. (Sonradan kendiliğinden rayına girdi zaten.) Ha, baktık Türkler de var. ?unun da farkına vardık: Türk şiiri ilgilendiriyor Amerikalıları. (Korkutucu sorular da gelmedi. Siyasi sorular yani. Gerçi biz hazırlıklıydık.) Aynı salonda küçük bir ikram da vardı. Güllüoğlu baklavasını görünce, kahkahayı patlattım.

Akşam bir Hint lokantasına gittik. Üniversiteden bazı hocalar, bizler. Dimitri Gutas’la tanışmak hoştu. Herkül Milas’ın kuzeni. Arap Dili ve Edebiyatı hocası. Benim bildiğim Türkçede iki kitabı var: Yunanca Düşünce, Arapça Kültür ve İbn Sînâ’nın Mirası. Etimoloji üzerine ilginç konuşmalar yaptık: Labelladonna Türkçede niye güzelavratotu, gibi. Köşk gitmiş, kiosk olmuş, tekrar gelmiş, gibi. Kelime yolculukları ilginç, oradan oraya, sonra oraya, sonra tekrar geldiği dile. Değişmiş olarak.


<<geri dön