CEM İLERİ
“Karasu, okuru yazının vazgeçilmez bir ortağı kılar”


Murat Yalçın

Yazının da Yırtılıverdiği Yer, bugüne kadar Bilge Karasu üstüne yazılıp söylenmiş, düşünülüp karara varılmış ne varsa hepsinin üstünde ve ötesinde, ama Karasu’nun tam yanında, hatta onun dilinin, biçeminin içinde durarak kotarılmış bir yapıt. Dilin, yazının sınır tanımazlığını böylesine güçlü bir biçimde duyurması beni heyecanlandırdı. Kitabın ortaya çıkışını, yazım serüvenini doğrusu merak ediyorum.
Teşekkür ederim, Murat. Açıkçası, Karasu üzerine bugüne dek yazılmış son derece önemli yazılar var, benim tek tek bu okumaların üstünde ya da ötesinde yer almak gibi bir niyetim yoktu kesinlikle. Mesele daha çok, 1930 doğumlu ve Türk edebiyatının birkaç öncü yazarından biri olan Karasu üzerine bütünlüklü bir kitabın şimdiye dek yazılmamış olması. Bu hepimiz adına bir utanç olmalı. Kitap, bu yüzden, kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor. Öncelikle bizde üzerinde neredeyse hiç durulmayan “yapıt” kavramıyla yüzleşmeyi zorunlu kılıyor. Yapıt, kendisini oluşturan parçaların toplamından çok daha büyük ve kapsamlı bir bütünlük. Bu bütünlüğün nasıl oluştuğunu, nasıl işlediğini anlamaya çalışmaktı ilk baştaki amacım. Bu yüzden yaşamöyküsel bir araştırmadan, eleştirel bir metinden ya da bir yorum çabasından çok “okuma” olarak adlandırıyorum. Okumanın kişiye özgülüğünün altını çizmek amacıyla. Sonuçta beni Karasu’nun yapıtından daha fazla ilgilendiren, herhangi bir yapıtın nasıl en doğru şekilde okunabileceğini anlamaya çalışmaktı. Tabii söz konusu yazar Karasu olunca, bu iki kat zor bir iş haline geliyor. Kabaca iki ayrı kulvarda ilerleyen bir yapı var, birincisi baştan sona yapıtın izini sürerken ikincisi bir tür okuma yöntemi öneriyor. Kitap, bu iki çizginin birbirleriyle kesişme ve ayrışma bölgelerinden oluşuyor. Karasu’nun dilinin, biçeminin içinde durma meselesine gelince; eleştirinin, üzerine yazdığı yapıtın biçemiyle ilgili sorunsalı biçem olarak benimsemekle benimsememek arasındaki kararsızlığı son derece verimli olabilir. Fikrin ya da motifin gereğini yerine getirmek, metinsel düşüncenin üst-metinsel karşılığını bulmak, okunan şeye öykünmeye, giderek ona benzemeye de dönüşebilir ama Karasu’nun yapıtının, kendi sözünü dayatan tek bir okumasını gerçekleştirme isteği, yapıtın ürettiği tüm okumaları yok etmekten, dolayısıyla bu biricik okuma olma isteğinin, kendisini geçersiz kılmasından başka bir anlama gelmeyecektir. Ben de, tek bir okuma gerçekleştirmek yerine, olası tüm okumaların bir okumasını gerçekleştirmeye çalıştım. Yapıtın ürettiği anlamlardan çok anlam üretme stratejilerini açığa çıkarmayı, aynı anda hem yapıtı, hem yapıtın kendi kendisini okumasını hem de hemen her tür okurun okuma olasılıklarını bir arada okumaya çalışarak, bir “okuma-yazma biçimleri ansiklopedisi” olan yapıtın farklı kurmaca yazarları, anlatıcıları, metinleri ve okurları bir araya getiren çoksesli yapısını göstermeyi amaçladım.

Yazarı okura, okuru yazara dönüştüren bir makine gibi işleyen, okuru içine alan, türlü eylem imkânı sağlayan metinler üretmiş bir yazardı Karasu. Kitabın onun kitaplarına ustalıkla ilişmiş; onun uzattığı merdivenleri kullanarak içine girip kurduğu yapının koridorlarını dolaşmışsın. Bu noktada sanırım kritik soru şu: Karasu’da okur-metin-yazar üçlüsü nasıl sıralanır ve işler? Senin ifadenle, onun yapıtlarını okurken icra ettiğimiz şey nedir?
“İcra” disiplinlerarası bir kavram, farklı sanat disiplinlerinde birbirlerinden farklı anlamlar taşıyor ama genel olarak yorum öncesi bir aşamayı dile getiriyor. Yorum ile icra arasındaki sınır önemli. İcra etmek, öncelikle ikincil bir iş; bir şey üzerinde çalışıyor, işliyor. Yorumlamaktan önce gelen bir eylem; önce, çünkü, icra etmek gerekiyor, doğru dürüst bir icra ile söz konusu yapıtı katetmek, yapıta zarar vermeyen, biricik faydası da belki yalnızca bu olan bir okumaya girişmek. Bir işi, bir görevi (işi, diyelim, okumak olan birinin iş ahlakıyla, görev bilinciyle) uygulamak, yerine getirmek, bunu yaparken de, her biri ayrı birer icra olan, notaları “seslendirme”, bir metni “sahneleme” (oynama), bir sanat eserini “sergileme” eylemlerini işin içine katmak: yapıtın zaten yaptığı bir işi, bir kez de onu okumak için yapmak. Karasu’nun yapıtının çoksesli yapısı içinde de sayısız icra aynı anda, eşzamanlı olarak işliyor. Metnin içinde, okumanın, yazmanın, yanlış okumanın, sürekli değişen, el değiştiren yazının jestleri, işin içine sürekli karışan başka yazarlar, yazanlar, başka biçimler, biçimleri yok edenler, yazılanı silenler, düzeltenler, yeniden yazanlar, yazı yazılırken yazıya eşlik edenler, yazıyı okuyanı dinleyenler aynı anda yer alıyorlar. Dolayısıyla icra, tüm bu düzeni, yapıtın zaten gerçekleştirdiği bir koreografiyi hakkını vererek sahneye koymayı amaçlıyor. Benimkisi, yapıtın gerçekleştirdiği icra ile okurun sonradan gelecek icrası arasında bir denge kurmak; yapıtın anlatmak istediğine ve okurun okumasına eşit mesafede durarak, yorum yapmaktan özellikle kaçınarak bir tür harita sunmak. Okur-metin-yazar üçlüsünün nasıl sıralandığı ve işlediği, bu yüzden, kitabın en temel sorunlarından biri. Karasu’nun dünya edebiyatı ölçeğinde bir yeniliği tam da bu noktada gerçekleştirdiğini düşünüyorum.
(...)

<<geri dön