| HİLMİ YAVUZ
“Sezgi, şiirin yorumunu keşfe hacet kalmadan kavramaktır”
|
| |
Cengiz Şenol |
2004’te yayımlanan Hurufî Şiirler’den sonra geçtiğimiz aylarda son şiir kitabınız Kayboluş Şiirleri YKY’den çıktı. Bütün bir şiir serüveninizin çizgiselliği bakımından bu son kitabınızla, bir şair olarak kendinizi hangi noktada görüyorsunuz?
Her şiir kitabımla, bir öncekini aşabilmek gibi bir amaç söz konusu. Bunu ‘kayboluş şiirleri’ ile yapabildiğimi; şiirimi ‘hurufî şiirler’den öteye taşıyabildiğimi düşünüyorum, ‘hurufî şiirler’de sözcüklerin harflerinin, aralarına virgül konularak ayrıldıklarında, daha farklı bir okumayla alımlanabileceğini öngörüyordum, ‘hurufî şiirler’in sorunsalı, Dil’in kendisine yapılabilecek bir göndermenin, son kertede, Mallarme’den daha da öteye geçerek, sözcüklerle değil, harflerle yapılıp yapılamayacağı idi. ‘Kendi’ sözcüğünün, Ben’e (Zat’a) değil, sözcüğün ‘kendi’sine göndermesinin şiirsel bağlamda nasıl olanaklı olabileceği! ‘Dikendi’, ‘tükendi’, ‘ikendi’ sözcüklerinden, sırasıyla, ‘di’yi, ‘tü’yü ve ‘i’yi atarsanız, geriye ‘kendi’ kalıyordu ve şiiri şöyle bitirdimdi: “t yok, ü yok, d yok, ve i yok / bir başına kaldı ‘kendi’“.
Kayboluş Şiirleri’nde ise, sözcükler, bir Dil’e değil, ama Uygarlık’a gönderme yaparlar: Dolayısıyla, ‘kayboluş şiirleri’nin sorunsalı, Dillerin, bir toplumun ait olduğu Uygarlık’la, mensup olduğu Uygarlık’a, birlikte atıfta bulunmasıdır: ‘Unutma, feramuş, nisyan, oblivion’ gibi. Şiirin aslında, iki Uygarlık’ın dilleriyle yazıldığını, semptomal örneklerle göstermek istedim: Türkçe, Arapça, Farsça ve Latince... Bununla da entelektüel tarihimize ‘sahih’ bir atıfta bulunmaktı amacım...
Kayboluş Şiirleri daha önceki kitaplarınızda görülenden daha vurgulu bir yapı ve biçemle yoğun bir metinlerarasılık taşıyor. Bu koşutlukta, Kayboluş Şiirleri’ni, bir yandan, Riffaterre’in savunduğu, bir metnin yazınsal olabilme ön koşulunun, mutlaka bir başka yazınsal metne göndermede bulunmuş olma zorunluluğuna dayanan tezinin poetik bir kanıtı saymak da yanlış olmaz sanırım. Bu kertede bu kitabınızdaki şiirler için sizin poetikanızın şiirleri demek olası gözüküyor. Burada poetik olanın ideolojik olanı da kapsadığı unutulmamalı tabii!
Sorunuzun yanıtını, aslında sorunuzla birlikte vermişsiniz. Evet, doğrudur: Metinlerarasılık, hem sizin de belirttiğiniz gibi, yazınsallığın ölçütü benim için hem de, ‘sahihlik’in! Dolayısıyla, metinlerarasılıkla, deyiş yerindeyse, bir taşla iki kuş birden vurmuş oluyorum. Hem şiirimi yazınsal kılıyorum hem de entelektüel tarihimize hem Geleneksel’i hem de Modern’i edinerek (ben, ‘temellük ederek’ demeyi yeğliyorum!) eklemlenmiş oluyorum. Sanırım, sizin ‘ideolojik’ derken de kastettiğiniz budur: Entelektüel tarihe, sahih bir konumda eklemlenmek!
(...)
|