GÜRSEL KORAT
“Zaman nedir diye sorarken...”


Söyleşi: Nursel Duruel

Kitap-lık dergisindeki son yazında “Ben, kentlerden umudunu kesmiş bir kentliyim; estetiği daha çok geçmişte, aklı gelecekte arayan bir romantiğim,” diyorsun. Kapadokya merkezli romanlarında bu yolda ilerlediğin söylenebilir. Peki, estetiği bugün içinde kurmak neden uzak geliyor sana?
Estetiği geçmişte aramak, insan eylemlerini ve duygularını geçmiş zaman dekoru önünde anlatmaktan başka bir şey değil. Geçmişi arayanlar ille de geçmişe özlem duymazlar. Geçmişi bir imkân olarak görüp geleceği arayanlar; asıl yenilikçiler onlardan çıkar gibime gelir.
Yaptığım şey, estetik öğeyi nerede daha iyi bulacağını düşünen yazarın bir seçimi. “Şöyle bir hayale dalıp bugüne varmak” daha doğru bir açıklama olur.

Baştan beri, “zaman” seni çok uğraştıran bir sorun. Zaman Yeli’nde felsefi düşünceyle boğuşan kahramanlar vardı. Güvercine Ağıt’ta inanç ve düşüncelerin zaman içinde coğrafyalar üzerindeki dolaşımını ve bunun felsefi izlerini gördük. Kalenderiye’de bunların yanı sıra bireylerin kendi yaşam deneylerinden çıkardıkları zaman algısıyla yüz yüze geliyoruz. Romancıdaki değişimden mi kaynaklanıyor saydıklarım? Zaman Yeli’nden bu yana ne değişti?
İnsan kendindeki değişimi gerçekten tam olarak bilemiyor. Yalnızca hissettiğim şudur ki, ben bu kitabı çalışırken, hiç yaşamadığım yoğunlukta yazı “seansları” geçirdim. Yazı beni çekti, sündürdü desem yanlış olmaz. Değişen şey mi, bu kitapta özellikle ortaya çıkan şey mi, bilmiyorum.
Zaman, roman yazmadan çok önceleri de beni çok düşündürürdü. Ben hep zaman kavramındaki metafiziği roman diline indirgemek istedim. Kalenderiye’de ilk kez, zaman kavramıyla ilgili olarak çok uzun soluklu roman cümleleri kurabildiğimin farkındayım.

Kalenderiye’de sezgiler çok öne geçmiş. Sezgi, hem romanın akışını sağlayan hem de okurun sezgilerini harekete geçiren bir öğe haline gelmiş. Kahramanlar, kendi durum ve koşulları çerçevesinde ne olacağı hakkında düşünürken sezgileri giriyor devreye. Dolayısıyla romanın akışında ortaya çıkabilecek olasılıkları da dile getirmiş oluyorlar. Henüz o aşamadayken bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmiyor kuşkusuz. Ama ‘olabilir’lik düşüncesi okuru kışkırtıyor. Romana akışkanlık getiren, olayları birbiriyle bağlayan sezgi, bir yandan da okuru sezginin doğası üzerine düşünmeye yöneltiyor. Sezgiyi, bile isteye mi çoklu işlevi olan bir roman elemanı haline getirmek istedin?

Bunu gerçekten şimdi fark ediyorum. Roman yazarken her şeyi bilerek ve planlayarak yapmak imkânsız. Ben sadece anlattıklarımda anlaşılmadan kalan bir şeyler olmasın istedim.
<<geri dön