Kitap-lık dergisindeki son yazında “Ben, kentlerden umudunu kesmiş bir kentliyim; estetiği daha çok geçmişte, aklı gelecekte arayan bir romantiğim,” diyorsun. Kapadokya merkezli romanlarında bu yolda ilerlediğin söylenebilir. Peki, estetiği bugün içinde kurmak neden uzak geliyor sana? Baştan beri, “zaman” seni çok uğraştıran bir sorun. Zaman Yeli’nde felsefi düşünceyle boğuşan kahramanlar vardı. Güvercine Ağıt’ta inanç ve düşüncelerin zaman içinde coğrafyalar üzerindeki dolaşımını ve bunun felsefi izlerini gördük. Kalenderiye’de bunların yanı sıra bireylerin kendi yaşam deneylerinden çıkardıkları zaman algısıyla yüz yüze geliyoruz. Romancıdaki değişimden mi kaynaklanıyor saydıklarım? Zaman Yeli’nden bu yana ne değişti? Kalenderiye’de sezgiler çok öne geçmiş. Sezgi, hem romanın akışını sağlayan hem de okurun sezgilerini harekete geçiren bir öğe haline gelmiş. Kahramanlar, kendi durum ve koşulları çerçevesinde ne olacağı hakkında düşünürken sezgileri giriyor devreye. Dolayısıyla romanın akışında ortaya çıkabilecek olasılıkları da dile getirmiş oluyorlar. Henüz o aşamadayken bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmiyor kuşkusuz. Ama ‘olabilir’lik düşüncesi okuru kışkırtıyor. Romana akışkanlık getiren, olayları birbiriyle bağlayan sezgi, bir yandan da okuru sezginin doğası üzerine düşünmeye yöneltiyor. Sezgiyi, bile isteye mi çoklu işlevi olan bir roman elemanı haline getirmek istedin? Bunu gerçekten şimdi fark ediyorum. Roman yazarken her şeyi bilerek ve planlayarak yapmak imkânsız. Ben sadece anlattıklarımda anlaşılmadan kalan bir şeyler olmasın istedim.
|
||||||