Öteki Renkler

Saliha Yadigâr

Pembe

Elinde güller, çıkageldi.
“Sana getirdim bu gülleri…”
Pembe gülümsemedi bile.
“Güller, güller demek…”
Sustu.
Pembe güller, beyaz güller, kırmızı güller (aralarında kır çiçekleri) bir siyah gül eksik…
“Onu da var ederdim senin için…”
“!..”
“Adın kadar güzelsin,” dedi sonra.
Çok yalan duymuştu Pembe ama en güzeli buydu.
(Büyülenmişti.)
“Pembe!” diye bağıran kır çiçeklerine baktı.
Güneşin parlaklığı yüzünden göremedi.
“Pembe, Pembe!..”
Orman bağırıyordu. Güller, ormanın içinde boynu bükük…
“Seni seviyoruz,” diyen kuşlar, çiçekler, böcekler…
“Biz de, biz de!”
Neden sonra güllerin sönüklüğünü fark etti.
Ama Pembe neredeydi?
Çevresine baktı, göremedi.
Anladı:
Pembe uçmuştu.

Beyaz

Yüz metre ötemde duruyordu: İncecik, sessiz, hüzünlü…
Nereye bakacağını bilemeden, öylece…
“Senin adın beyaz olsun.”
“!..”
Beyaz suskundu. Uçuk mavi göğe gizlice bakıp, dört bir yana aynı derecede kayıtsız olmaya çaba harcayarak kim bilir kimi bekliyordu.
“Beyaz, Beyaz!”
“Sessiz, hüzünlü!..”
Çok uzaktan (ormandan) bir şey, boşluğu yırtarak hızla yaklaştı. Belli belirsiz bir ıslıktı önce, bir ninniden koparılmış… Yaklaştıkça neşeli bir şarkıya benzedi. Yuvarlak, dikenli, sert görünüşlüydü. Şarkının sesi yükseldikçe o yaklaşıyor, içinden bir şey, onu parçalamaya, yırtıp delmeye çalışıyordu. Beyazın yakınında bir devrim marşına dönüştü. Beyaz dönüp ona baktı. (Kederli değildi artık.) Dans etmeye, kollarını, bacaklarını çılgınca sallayıp sıçramaya başladı.
Nesne kabuğu parçaladığında Beyaz durdu ve onun göğe yükselişini izledi.
O, göğün en yüksek katlarına çıkarken hayranlıkla baktı ve el salladı.

Sarı

Bukle bukle saçlar…
(Gülümsüyor.)
“Ses, uzaktan geldi, değil mi?..” diyor.
“Bilmem,” diyorum.
Karanfiller, ormanda yanıyor.
(Orman da yanıyor.)
“Senin adın ne?..” diyorum.
Susuyor.
Birazdan konuşacak, biliyorum.
(Hatta çenesi düşecek.)
Önce adını söylemek isteyecek. Bir daha sormamı bekleyecek.
(Ama ben bir kez daha sormayacağım.)

“Sormayacak mısın?..” diyor.
“Sormayacağım,” anlamında başımı sallıyorum.
(O bukleler birini üzmeli, uçurumun dibine sürüklemeli…)
Bense ovada uzanıp göğe bakıyorum. Ak bulutlar, yerini gri ve siyah bulutlara terk ediyor.
“Karanlık basmak üzere,” diyorum.
Gözlerim kapalı, üst üste beş altı kere söylüyorum bunu…
Gözlerimi açtığımda, Sarı’yı göremiyorum.
“Uçmuş,” diyor bulutlar.

Bulutların masal anlatma konusundaki ustalığını biliyorum.

<<geri dön