KARGA

<Sayı: 59 Mart 2003>
Refik Şami



İnan ki, şu yabancı biraz tuhaftı. Füme renkli frak ve silindir şapkayla dolaşıyordu, üstelik çok da yoksuldu. İnsanlar onun hakkında tüyler ürpertici hikâyeler anlatıyorlardı. Köye taşındığından beri ondan korkuyorlardı. Eski, terk edilmiş okula taşınmıştı ve yirmi iki odada tek başına oturuyordu, ne mobilyası ne kap kacağı vardı.

Benim ev sahibim evini yüksek bir tahta perdeyle çevirmişti. Onu görmeye gittiğimde nedenini sorunca okul hakkında anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı. Eve taşındım. Hemen ilk gece testere ve çekiç sesleri duydum ve korkuya kapıldım. Uyandığımda, silindir şapkalı ve fraklı adam tahta perdeyi aşmış, kan ter içinde hemen camın önünde duruyordu. "Birbirimize el sallayalım diye" dedi ve zaferinden emin, neredeyse şeytani bir gülümseme yayıldı yüzüne. Yazın onu kendi bahçesindeki çimenlerde hoplayıp zıplarken, dans ederken, ateş yutup, jonglörlük yaparken gördüm. Bazen bir patlama sesi duyar ve tepeden küçük bir duman bulutunun yükseldiğini görürdüm. Çoğu kez tek izleyicisi bendim, el sallar ve ta ki o da beni görüp el sallayana kadar coşkuyla alkışlardım.

"Okumak neye yarar?" diye sordu o buz gibi günde, tahta perdenin kenarındaki karları silkeledi ve zarif bir sıçrayışla üstüne çıktı, oturup bacaklarını küçük bahçeme doğru sallandırdı. Bir reverans yaptı ve silindir şapkasını ucu tahta perdeden dışarı fırlamış paslı bir çivinin üzerine fırlattı. "İnsanın içinde vardır ya da yoktur" diye de benim vermekten kaçındığım yanıtı kendisi verdi.

"İnsan yeter ki istesin" diye devam etti, "pekiyi ya yapabilmek? Eh, bu zaten gerekli" diye küstah küstah güldü. Bir de baktım ki, elimdeki viski bardağı ve en sevdiğim dolmakalemim ona doğru süzülüyor ve köle gibi iradesine boyun eğiyor. Dolmakalem bardağın kenarında çepeçevre dans ediyor. "İnsan işini ya elinde as varmış gibi yüreği ve aklıyla yapar" diye muzaffer bir edayla devam etti, ve o anda tahta perdenin arasından bir kart çıkıverdi, "ya da elinde iki varsa, vazgeçer."

Korkudan donakalmıştım; sakin huzurevindeki ev sahibime gıpta ettim. "İnsan sanatta attığı adımların geriye dönüşünü hesaplamalı, yolculuk belki o zaman amacına ulaşır" diye bağırdı. Birden bir patlama duydum, bir duman bulutu görmemi engelliyordu, duman dağıldığında karga öylece duruyordu, o tuhaf adamın gözleri ve zafer kazanmış bakışıyla. Mırıldandığını duydum: "Formülü neydi? Hay Allah, dönüş yolculuğunun formülü neydi?"

Hemen, el altında duran kameramı aldım, deklanşöre üç kez bastım. Karga öfkeyle kanatlarını çırptığından öteki iki resim kötü çıktı. Şimdi zarfa koyduğum bu resim de olmasa bu olup bitenlere hiç inanmazdım.

Karga lanet okuyarak uçup gitti, o günden beri de adamı köyde gören olmadı.


Almancadan çeviren: Dürrin Tunç