Bir yazarsa eğer, ve müziği edebiyata tercih ediyorsa insan, Proust’la,
elbette Mallarmé’yle ve muhakkak ki Louis-René des Forêts’yle birlikte
müziğin –her zaman için(?)– edebiyattan daha üstün olduğunu düşünüyorsa,
ne gelir ki elden? Proust’un Yitik Zaman’da yaptığı gibi, bir çelişki
aydınlığa kavuşturulabilir, hatta kavuşturulmalıdır: Vinteuil’ün müziği
“bu dünyaya ait olmayan bir neşe” getirir, ama bunun tadını çıkaran kimdir?
–Proust mu? Okur mu? Hiçbiri, Swann’ındır bu neşe ya da Anlatıcının, tıpkı
Vinteuil gibi kurmaca kişilerindir. “Bu müzik –Vinteuil’ünki– diye yazar
Proust, bilinen bütün kitaplardan daha hakiki geliyordu bana”; ama bu
müziği işiten birileri olmadı ki hiç! Proust bize kendi deneyimini anlatacak
olsaydı, neşesini aktarırken sözcükler tıpkı buradaki gibi yetersiz kalırdı
yine. Bunak Bir Bellek’in kahramanı anlatıcı olarak ortaya çıktığında
(önceleri “o”, sonra da –elbette hemen Louis-René des Forêts’yle özdeşleştirilen–
bir “ben” biçiminde) ne öğreniriz? Anlatıcı-yazar “sonsuza dek sürmek
için yaratılmış o mutluluğu” paylaşabilir mi bizimle? Tam tersine, yetersizliğini
kabullenir: “Geceler boyu uykusuz kalıp dile gelmeyeni dile getirmeye
çalıştı”. –Yves Bonnefoy’yla birlikte, bu başarısızlığın olumlu değerlendirilebileceğini,
dile gelmeyenden söz etmenin sözcüklerin ötesine bir işaret çakmakla aynı
şey olduğunu düşünüyorum; ama yazar “dile sığmaz” sözcüğünü kullandığı
anda, edebiyatın alanını sınırlandırır ve bir yazar olarak kendi infaz
kararını imzalar.
Bunak Bir Bellek’in anlatıcısı başarılı olamaz, ama edebiyatın çaresi
bulunmaz sefaletini kabul edemez bir türlü. Gerçekten de başarmayı ümit
ediyor mudur? Kuşkuluyum. Direttiği sürece yenilgiyi süresiz erteler,
ama mücadelesini sürdürdükçe kendi kurduğu tuzaktan kurtulması daha da
zorlaşır. Bunak Bir Bellek’in düşüşü öyle güzeldir ki: Bu edebiyatçı benim.
Benim bu manyak. Ama belki o çocuk da bendim.
Varsayımım Louis-René des Forêts’nin birçok okurunu tedirgin edebilir,
ama Bunak Bir Bellek’teki anlatıcıyla Geveze’nin tek ve aynı adam olduğunu
düşünüyorum ben. Müziğin başdöndürücü gücüyle tanışan kimdir? Geveze.
Sürünmektedir, yediği dayaktan baygın düşmek üzeredir ki “olağanüstü bir
şey” gerçekleşir: “çocuk seslerinin” söylediği ilahi bir müzik duyar ve
bir anda “fiziksel acısı neredeyse tamamen dinmiştir.” Geveze bu müzikle
“kendinden geçmiş” gibidir; Bunak Bir Bellek’in anlatıcısı “şimşeğin sarsıntılı
hızıyla gelen bir yükseliş”ten söz eder, –Evet, yineliyorum, Bunak Bir
Bellek’in kahramanı Geveze’nin alter egosudur.
Gevezenin okura seslendiğini, hatta onu kışkırttığını biliyoruz, özellikle
de şunları söylerken: “Okur, bu olağanüstü müziği duyduktan sonra bir
daha ağzımı açma cesareti gösterip gösteremediğimi öğrenmek isteyecektir
kuşkusuz”. Evet, Louis-René des Forêts adını taşımıyor olsaydı müzik susturabilirdi
bu gevezeyi, belki de edebiyatın, çaresi bulunmaz bir yetersizliğinden
dolayı, bu işin olanaksızlığını itiraf etmek suretiyle olağanüstü bir
deneyime tanıklık etme gereğini kabul etmeseydi, susabilirdi de edebiyatçı.
Yaşamımız heyecan verici, zor ve gizemli aynı zamanda; “Bir tek sevdiğim
yapıtlar ulaştırabilir beni kendi doruklarıma” diyordu Geveze, ama öte
yandan, Louis-René des Forêts Bunak Bir Bellek’in anlatıcısının şu sözlerine
de katılıyordur kuşkusuz: “Bu deneyim onu bir süreliğine de olsa bir doruğa
çıkarmıştı, ama anlaşılması olanaksız bir şeydi, ne öncesi ne de sonrası
çünkü.” Yaşamımız bize ait olmayan bir mucizenin mekânıdır: Louis-René
des Forêts’nin Bir Şarkıcının En ‹yi Zamanları’nda öğrettiği şeydir bu.
Molieri bir anda döneminin en büyük şarkıcılarından biri olup çıkar, ta
ki günün birinde sesini bir anda yitirene dek. Acımasızlıktan çok aptallığı
yüzünden, adamın biri şunu sorar Molieri’ye: “Şarkı söyleyemiyor musunuz
artık?”, ve o da edepli bir cümleyle gerçeği dile getirir: “Artık şarkı
söyleyemiyorum”, diye iyi niyetle düzeltir onu. Susmayı başaramaz geveze;
Bunak Bir Bellek’in anlatıcısı yazma inadını sürdürür; yazıktır ki müzik
susar, diye kestirip atar Molieri, bırakıp gider bizi, yazgı acımasızdır!
|