İnsan okur, unutur veya flulaşır her şey. Anlık tatlardır çok şeyin bizle
olan ilişkisi, bittiğinde yiter. “Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir” ve “Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca”’yı
okudukça, uzun bir köprünün üstünden giden trenin altından akan büyük
bir nehri izlerken görüyorum kendimi; heyecan verici ve yalnızlaştırıcı. Gidilen her yerden alınması gerekenleri bilmeyi ve onları duyarlı bir kişilikte bilgiye dönüştürmeyi becermiş Selçuk Altun. Hem öyküyü yaşıyor hem de öğreniyorsunuz. Kentlerin, sokakların, binaların ve içindeki insanların gizli kalmış hilelerini okuyor, gizem ve büyünün şifrelerine ulaşıyorsunuz. Kahramanına verdiği rol, genellikle kendi oluşumunun ve hayata bakışının yansımasıdır. (Ortak bir dostumuz, onun öylesine zengin bir dayısı var mıydı diye sormuştu bana.) Ne çok roman “pembe dizi” gibidir. İz bırakmadan bitiverir. Selçuk Altun’daysa ısırılıyorsunuz. Flu başlangıçlar netleşip sizi gerçeğe taşıyor. Yazarlar, şairler, ressamlar, heykeltıraşlar! Kitaplar, öyküler ve kahramanları! Galeriler, resimler ve heykeller! Sokaklar, evler, duvarlar ve tarihsel doku değişimleriyle okyanusların buluşma noktasının izlendiği alanlar! Kentler ve ünlü yazarları konuk eden otelleri! Bir de her renkten ve tattan kızlar... En önemlisi Türkiye’den insan manzaraları: “Önce belediye koridorlarında yeteneksiz yakınlarına iş dilenen yalakalar tarafından taciz edildim. Yalının bahçesine ulaştığımda bir güruh çevremi sarıvermişti; ruhsatsız ve çirkin villalarına, sığ yapıtlarına ve çirkin ürünlerine izin için rica, tehdit, torpil ve rüşvet salvosuna tutulunca sıçrayarak uyanmıştım.” / “Yarım gün yağan kar veya yağmurla birlikte İstanbul’un içine düştüğü kentsel âcizliği anımsayın.” / “Pasaklı büfeden aldığım sığ ama renkli gazeteden altmış aşağısı yaş grubu, şaibeli tüm parti liderlerinin yerli yerinde durduğunu öğrenip şaşırmadım.” / “Binmek zorunda kaldığım yerli taksi kötü kullanım değilse üretim yüzünden mi her an dağılacak denli ürkütücüydü. Sol omzunun yarısı camdan dışarıya sarkıtıldığı halde yoğun ter kokan palabıyıklı şoför müsvettesine sigarasını söndürterek iç mekânın dezenfekte edilmesini önlemiş olabilirim.” Ama en çok; RÜKÜŞ - KLOSTROFOBİK - SI¥ YARATIK - AROMA - ISKALANMIŞ - İNSANAT ve ÇALAKALEM kelimelerinin anlam kazandığı kişi, nesne ve olayların betimlenmesi ısırıcı!
|
||||