| Calasso:
Philosophe Encyclopedist
|
| |
|
La Rovina di Kasch’ın konu edindiği iki şey var: birincisi Talleyrand
olayı, ikinciyse, her şey. Her şey dediysek, tarihin başlangıcından bu
yana medeniyetimizle ilgili olup biten her şeyden söz ediyoruz... Dostum
tam canı istediği gibi yazmış kitabını. Her telden çalıyormuş gibi görünmeyi
seven Roberto, doymak bilmez bir merakla, düşünce parçacıkları, alıntılar,
anekdotlar ve aforizmalardan kurulu bir kitap yaratmış – baştan sona zevkle
okuyalım diye.
Peki La Rovina di Kasch ne tür bir kitap, Roberto ne tür kitaplar yazıyor?
Geçmiş dönemlerden birtakım öyküler alıp onları yorumladığını, alıntılarla
çalıştığını göz önüne alanlar, bir tür tarihçi olduğunu düşünebilir, ama
tarihçi değil. Kitaplarında kıssadan hisseler yok, öyleyse bir masalcı
da değil. Romancı olmadığı ortada. Yorumcu desek? Fazla alaycı kaçıyor.
Peki bir analist mi? Yazdıkları analiz sayılacak kadar karmaşık değil;
daha serbest, hatta başıboş. Fransa’dan bir dostun söylediği gibi: “ Roberto
Calasso edebiyat içinde yeni bir kategori yarattı: melez kitap kategorisi,
tarih kitabıyla romanın, öyküyle aforizmanın, masalla felsefenin karışımından
olma bir melez…”
Şaka bir yana, Calasso’nun kitapları ancak, tarihin derinliklerinde kaybolup
giden, artık aramızda olmayan türlere girebilecek kitaplar. Roberto, tıpkı
Aydınlanmanın philosophe Encyclopedist’leri, yeni dünyanın bu entelektüel
kartografları gibi, tarihi cansız “geçmiş”liğinden çıkarıp çağdaşlaştırmaya,
şimdileştirmeye çalışıyor.
Voltaire ya da Diderot’nun ardılı olduğunu düşünürsek, onu doğru konumlandırmış
oluruz. Bu bilgin-dâhiler için olduğu gibi Calasso için de, geçmiş ölü
değildir; hatta geçmişin, geçmiş olup olmadığı bile sorgulanmaya değer.
Çünkü geçmiş modern kaostan sızarak bugüne hükmeder, bugünü dönüştürür.
Calasso’yu ilgilendiren tarih, herhangi bir tarih de değil aslında. Tıpkı
onsekizinci yüzyıldaki öncülleri gibi, onun da bir ayağı Avrupa’da, bir
ayağı Hindistan’da: yani geçmişinin kaynağı Avrupa değil, Hindu-Avrupa.
La Rovina di Kasch’ta kurban-adak düşüncesinin Hint kültüründeki açılımları
üzerine yazılanlar, Roberto’nun Hindistan’la ilgili bir tür egzotik tutkuya
sahip olduğu düşüncesi uyandırmamalı. Onun için Hindistan, tıpkı Yunanistan
gibi, kutsal varlığın antikitedeki apotheosis’idir. Hindistan ve Avrupa
bir bütünün parçalarıdır; dilbilimciler ve örneğin E.B.Cioran’ın da bir
an bile tereddüt etmeden onaylayacağı üzere. Bu yüzden La Rovina di Kasch
her şeyle ilgili diyorum.
Onunla aynı hamurdan iki yazar daha var çağdaşlar arasında: biri Sebald,
diğeri Cioran. Bu ikisi, aralarında birçok farklılık olsa da, engin bilgi
birikimleri ve keskin kavrama güçleri açısından hem birbirlerine, hem
de Roberto’ya çok benziyorlar. Aydınlanmaya karşı düşünceler geiştirmiş
olsalar da, aydınlanmayla beslenen bu isimler, duyarlılıkları bakımından
esas Avrupalılar olduklarını göstermişlerdir. Böyle yaklaşırsak, doğal
olarak, Calasso’nun üslupçu bir yazar olması gerektiğini hesap edebiliriz,
ki öyle; bir barok ustası. Tüm barok yazarları gibi zeki, şakacı, bilmiş,
ama aynı zamanda asla ölçüsüzlüğe kaçmayan, durması gereken yeri bilen.
Üslup açısından, Roberto’nun bu anlamda öncülleri daha da eski: Montaigne,
Bacon, Erasmus vb denemeciler. Onların bize bıraktığı eserlerde de, öne
sürülen birtakım tezlerden ibaret olmaktan çok, göksel varlıklar ve onların,
içinde bulunulan anla ilişkileri üzerine derin düşünmeyle ortaya çıkan
metinler: daha açık söylemek gerekirse, düşüncedeki derinlikle, nüfuz
gücüyle vücut bulan denemeler. Calasso’nun eserlerinin geliştiği doğal
ortam, tüm düşünsel kalıplara nüfuz etme olanağı tanıyan, sınırları olmayan
bir ortamdır.
Roberto okurundan çok şey isteyen bir yazar. Onun kitaplarının özenle,
dikkatle okunması ve incelenmesi gerekiyor, çünkü özenle ve dikkatle seçilip
bir araya getirilen parçacıklardan oluşuyorlar. Eğer Avrupa tarihine belli
önyargılarla yaklaşıyorsanız, Roberto Calasso sizin için can sıkıcı, hatta
bunaltıcı olabilir. Onun okuru, gizlerin peşinden giden, derin sırlar
taşıdığına inanılan metinlerin başında ömür eskiten sofuların heyecanına
ortak olmalı. Ayrıca yavaş yavaş, özümseyerek okumak gerekir Calasso’yu,
çünkü okurundan sürekli bir karşılık bekler, okurunu düşünmeye kışkırtır.
Hatta bir defa okunup bir kenara kaldırılacak kitaplar da değildir onun
kitapları, ikinci bir okuma bambaşka düşünceler doğuracak, bir üçüncüsü
belki bambaşka bir düşünce zemini üzerinde hareket edebilmenizi sağlayacaktır.
|