Et Caetera“Potentıal Poetry” (Po Po) gerekli mi?

Levent Şentürk


Son yıllarda Türkiye’de şiirde, üretime oranla ürün kalitesinde bir tıkanma olduğundan bahsediliyor. Azımsanamayacak sayıda şiir dergisinden gevşek dokulu bir şiirin dolaşıma sokulduğu söyleniyor; böyle dönemlerde ‘uç’ tasarım gözüyle bakılmış (bir bakıma haklılık da taşır bu bakışlar) deneysel klasiklerin hatırlanması anlam taşıyabilir. Ancak kolaycı bir formülasyondan da uzak durmalı – deneysel şiir, her tıkanmada başvurulacak bir can simidi değildir ki.
Tıkanmadan söz ediliyorsa, şiir okurunun kimliği konusunda da sorular gelebilir akla – kimdir şiirin takipçisi? Sadece şairler mi? Durum gerçekten böyleyse, şiir başka alanlarda hiçbir yankı bulamıyorsa, bir tür iç üretimden söz edilecek duruma gelindiyse, isyan etmek gerekir! Şiirin kendinden geçmeye hazır bir kitlenin tüketimine sunulmuş bir “şey” olduğunu sanmıyorum – gerçek şiir, tam da bu beğeni ortalamasını hedef alır; onun üzerinde dikildiği halıyı altından çekmek için pusuya yatar. Zihnimizi altüst, alışkanlıklarımızı baş aşağı, beğenimizi alaşağı etmek ister. Yine de, Raymond Queneau’nun 100 Trilyon Şiir’inin salt bu niyetle tasarımlandığını söyleyemeyiz. Queneau, öteden beri yapıtlarına, kimseye sezdirmeden matematiksel yapılar sızdırıyordu; 100 Triyon Şiir ile matematik ve edebiyat arasındaki ilişkileri somut biçimde didikleyebileceği bir “oyuncak” yaratmış oldu. Herkesin bildiği gibi, onun bu oyuncağı OuLiPo’nun dünyaya gelmesini sağlamıştır. Wittgenstein’ın dediği gibi: “Yeni kavramların doğum sancıları”nı yaşatmıştır bu küçük kitap. Queneau girişimini bir satranç ustasıyla, Le Lionnais ile paylaşmış – OuLiPo’nun ilk manifestolarını o kaleme alacaktır. Queneau bu yapıtıyla “şair-i azam” mertebesine yükselmeyi beklemiyordu elbette. Ama istesin istemesin, Patafizikçiler ve giderek genişleyen OuLiPo grubu onu tanrı katına yükseltmiştir... OuLiPo’cular yeni bir şeyler söylemek uğruna zorlama gariplikler yapmadılar; sorunlar böyle davranışları gerektirmeyecek denli karmaşıktı zaten...
100 Trilyon Şiir’de yeni olan neydi? Hangi olguları tersyüz ediyordu bu yapıt? Herhalde, bunlardan ilki şiirde ekonomiyle ilgilidir; şiirin ekonomisi konusuna tahrip kalıbı gibi yerleşen tartışmalar açmıştır. Topu topu 14 x 10 (140) dizeden oluşur ama sayısız şiir içerir – olası en kalabalık şiir kitabıdır. Öte yandan yapıt, dünya tarihinde sözcük ekonomisine en sadık olan kitaptır aynı zamanda – bu kadar şiiri bu kadar az sözcükle kurduğu için. Hangi yanından bakacağız? Aynı anda hem her türlü şiirsel biçimin geçersiz olduğunu gösterir (her dize birbiriyle ilişkilidir), hem de14 x 10’luk bir düzene uyduğu için sonsuzluğunda dogmatik bir içerik var gibidir. 100 Trilyon Şiir’in semantik açıdan bir mayın tarlası olduğunu söylemeye gerek var mıdır bilmem: Bu kitapta tam olarak (haydi, yaklaşık olarak!) ne anlatılmaktadır? Bir yapıt (hiç olmazsa) dikkatimizi bir noktaya, birkaç noktaya yöneltmiyor, yöneltemiyorsa, onun yapıtlığı nerede kalır? 100 Trilyon Şiir, kazı alanı olarak nereyi seçmiştir? (Şizofreniyi mi?) O alanı, varsa şayet, onun içinde mi, dışında mı arayacağız?! Kitabın işleyişi ne yöne doğrudur, bir işleyişi var mıdır, bir işleyişi olup olmadığını sorgulamak doğru mudur? Kitap, (tanrı aşkına,) nerede başlamaktadır? Dibi bulunamayan bir kitabın nereden başladığı sorulabilir mi?
100 Trilyon Şiir, boş bir yapı olarak incelenmeli bir de. Hangi şiir kitabına bunu yapabiliriz? Bir şiir kitabı alın. İçinden sözcükleri, noktalama işaretlerini atın. Geriye kalan şeye bakın. Geriye ne kalmıştır ki? Hemen yargılar üretmeyelim – geriye bir şey kalmamalı mıdır?
100 Trilyon Şiir, kolayca imal edilebilecek bir konstrüksiyona sahip – 5 dosya kâğıdını birlikte ikiye katlayın, hepsini birden kopmayacak şekilde 14 eşit şeride ayırın. Bunun için 1,5 cm genişliğinde yatay kesikler oluşturmanız yeterli.
Bir metnin doğurganlığı, çoğulluğu; her okurla yeniden doğduğu, gerçek biçiminin ve anlamının bulunmadığı şeklindeki eleştirel tartışmaların matematiksel bir modeli gibidir 100 Trilyon Şiir. Şeritlere ayrılmadan da başı sonu belirsiz, her türlü çapraz okumaya açık, sarmal bir kurgusu var. Her sayfanın birinci dizesi, birinci soneyi oluşturuyor; yani her sayfada 14 sonenin birer dizesi mevcut; bu yönüyle bile, hiç parçalanmadan, düşey bir kurgusu olduğunu duyuruyor.
Yöntemi tersine çevirin bir de – sözcükler ve noktalamalar hariç her şeyi atın. Sözgelimi, kitabı asetat (veya başka camsı malzemeler) üzerine basılmış olarak düşleyin. Yine de yapının ortadan kalktığını söylemek doğru değildir; saydamlaştırılmıştır, o kadar. Bu durumda ne göreceğiz?
Bu yapıtın sınırlarını görebilmek, kapsamını ortaya koyabilmek için ALAMO’cular bilgisayar programları geliştirmişler: Anlaşılan 190.258.751 yıl boyunca bu kitabı okumak işlerine gelmemiş.
Büyük bir hızla dönen, 14 haneli bir sayaç düşleyebiliriz bu yapıtı ‘anlamak’ için – okumak, bitirmek için değil. Her permütasyon, gözümüzün önünden okuyamayacağımız hızla geçmeli. Belki birer dakikalık duraklamalar olabilir okuyucu durdurma düğmesine bastığında.
Queneau’nun bütün yaptığı, statik kitap kurgusunu hareketlendirmekti – bir kitabı satır satır parçaladı ya da baştan parçalanmış olarak inşa etti. Tersi de doğru: Birer satırlık, 10 yapraklık 14 kitabı alt alta, birbirine ekledi.
100 Trilyon Şiir, yoksa bir kehanet miydi? Mallarmé’nin “Bir Zar Atımı” şiiri ve Erkmen’in Tipografinin Resmi-Resmin Tipografisi adlı görsel çalışmasına bu eksenden bakmayı denemeliyiz.
Şiirin sinek gözlü okura ihtiyacı var.