George Simenon’un Son Günü

Michel Tournier


20. yüzyılın en üretken romancısının gençliğine, o zamanlar geçirildiği bir sınama damgasını vurmuştur.
Yazar olmak, profesyonel olmak, ünlü olmak istiyordu. 1922 yılında onu bir gün doğduğu kentteki bir birahanede cam bir hücreye kapattılar. Yeni romanını orada yazması gerekiyordu. İnsanlar bir ellerinde bira bardağı, öteki ellerinde sigaralarıyla, keyifle gülerek yazarı çalışırken görmek için geliyordı. Ona dışarıdan sesleniyor, önerilerde bulunuyor, yüreklendirici şakalar yapıyorlardı.
O şimdi yaşamının öteki ucunda; tıpkı bir resmin negatifine bakar gibi, başlangıçtaki sınamadan yine geçtiğini görüyor. Birahanenin kahkaha, gürültü ve tütün dumanı dolu ortamı yerini duru, ıssız ve buz gibi bir kar manzarasına bırakmış. Yavaş yavaş yürüyor. Ayak izleri karla örtülü toprağın beyazlığını lekeliyor. En ünlü romanlarından birisine açık seçik bir gönderme: “Kar Kirliydi” Attığı adımlar aynı zamanda kâğıdın beyazlığını kirleten yazının da simgesi.
Her yanından rüzgâr alan, eski ve harap bir kulübeye geliyor. İçeride bir masa, sandalye ve –talihin cilvesi!– bir paket temiz kâğıt ve saksı onu bekliyor. Yani, bütün yapması gereken, oturmak, eldivenlerini çıkarmak ve yazmaya başlamaktı. Tahta perdenin ardındaki garson bir tepside üst üste istiflenmiş dev bir kitap yığını taşıyor.
Kımıltısız, kaskatı ve sersemlemiş halde tuzağın farkına varıyor, dehşete düşüyor.
Yoksa öldüm mü, diye soruyor kendi kendine. Yoksa burası cehennem mi?

Almancadan çeviren: Dürrin Tunç