| George Simenon’un Son Günü
|
| |
|
20. yüzyılın en üretken romancısının gençliğine, o zamanlar geçirildiği
bir sınama damgasını vurmuştur.
Yazar olmak, profesyonel olmak, ünlü olmak istiyordu. 1922 yılında onu
bir gün doğduğu kentteki bir birahanede cam bir hücreye kapattılar. Yeni
romanını orada yazması gerekiyordu. İnsanlar bir ellerinde bira bardağı,
öteki ellerinde sigaralarıyla, keyifle gülerek yazarı çalışırken görmek
için geliyordı. Ona dışarıdan sesleniyor, önerilerde bulunuyor, yüreklendirici
şakalar yapıyorlardı.
O şimdi yaşamının öteki ucunda; tıpkı bir resmin negatifine bakar gibi,
başlangıçtaki sınamadan yine geçtiğini görüyor. Birahanenin kahkaha, gürültü
ve tütün dumanı dolu ortamı yerini duru, ıssız ve buz gibi bir kar manzarasına
bırakmış. Yavaş yavaş yürüyor. Ayak izleri karla örtülü toprağın beyazlığını
lekeliyor. En ünlü romanlarından birisine açık seçik bir gönderme: “Kar
Kirliydi” Attığı adımlar aynı zamanda kâğıdın beyazlığını kirleten yazının
da simgesi.
Her yanından rüzgâr alan, eski ve harap bir kulübeye geliyor. İçeride
bir masa, sandalye ve –talihin cilvesi!– bir paket temiz kâğıt ve saksı
onu bekliyor. Yani, bütün yapması gereken, oturmak, eldivenlerini çıkarmak
ve yazmaya başlamaktı. Tahta perdenin ardındaki garson bir tepside üst
üste istiflenmiş dev bir kitap yığını taşıyor.
Kımıltısız, kaskatı ve sersemlemiş halde tuzağın farkına varıyor, dehşete
düşüyor.
Yoksa öldüm mü, diye soruyor kendi kendine. Yoksa burası cehennem mi?
Almancadan çeviren: Dürrin Tunç
|