Gérard Macé’nin ilk kitaplarından biri (tam olarak üçüncüsü:
Ex libris), daha önce, 1980’lerde üniversitelerdeki çok bilmiş ve yöntemci
Hunlar tarafından sulara gömülmüş, ama gazetelerdeki kör cahil ve “medyatik”
Vandallar tarafından yok edilememiş bir türün başyapıtlarından biridir.
Nerval’de, Rimbaud, Mallarmé ve Segalen’de –ve Macé’nin kendisinde– çözmenin
her zaman için çok zor olacağı öğeleri çözmemize yardımcı olabilecek bir
okuma kitabıdır bu. Yazarın bildiği şey, Babil’in Balkonları ve Diller
Bahçesi’ndeki olağanüstü hayallere Ex libris’te eklediği figürlerle birlikte,
mütevazı boyutlardaki yükünde, atıldığı gizli yolculuğun, asla dönüp okumayacağı
o yolculuğun betimini de vermiş olduğudur. Yazılmış olması dışında tek
bir hata yapmadan izleyeceği bu yol hakkında neredeyse hiçbir şey bilmez.
Kimi zaman sol eli, sağ elinin çok güvenli bulduğu güzergâhlara bir gölge
düşürür yazarken. Bu gölgeden Macé’nin tüm yapıtına buruk, ilk başlarda
yırtıcı bir melankoli yayılır, dinlenme süresi içindeki bir maraz sonucunda
doğduğu için hiçbir duraklamayı hoş görmeyen bir melankoli. Basit bir
rahatlama gibi düşünülmese (ve başka başka marazlar vaat etmese) bıyık
altından gülümsemeyi tercih edebilirdi belki, ya da çok geçmeden kendi
değerini biçen, ağırlığının fazla ağır çekmediğini gören bir düşkırıklığının
görünümünü almayı seçebilirdi. Macé’nin yola devam etmesini sağlayan bir
tür görev bilinci var, üstelik, yanına aldığı yükte yazılı olanlar başka
bir seçenek bırakmıyor. (“Rimbaud...”, diyecekler bana. Sürekli “Rimbaud”
deyip duruyorlar bana, yara berelerimden şikâyet ederken sürekli “İsa”
deyip durdukları gibi. Öyle olsun.)
Dile getirmek istediğim birkaç düşünce için çok uzun bir giriş oldu: Bu
devam etme gereğinden başka bir şey, belki de yola yeniden (ama boğulmuş
ya da yanmış olarak ya da yükleri emanete bırakıp tek başına devam ederek)
koyulmanın gereği ve ümidini maskeleyen bir başka şey devam edilmesini
istiyor. Tıpkı sağ ve sol elin zaman zaman kâğıdın karanlığı üzerinde,
kendi aralarında yarattıkları elektrik gibi, ortaya çıkma olanağı da hiç
kuşku yok ki reddedilemeyecek bir bağış bu aynı zamanda. Kimi zaman –ya
da daha ender rastlansa da düzenli bir biçimde, Macé’nin düzyazısında
gerçekleşen bir şey, melankolisindeki gülümseme ve zekâsının, olasılıkla
şehvetinin bir bölümü. Arzunun hafifliğiyle harekete geçiriyor onu ve
doyuma ulaşılsa da yalnız bırakmıyor. Özellikle de, derinlemesine ama
namusuyla ritmik şimdi de, öyle ki bir düzyazının temelde her zaman için
dizeden ibaret olduğunu (tıpkı dizelerdeki düzenli aralıkların düzyazıya
özenmesi gibi) göstermek isteyenler için şaşmaz bir örnek oluşturur. Dolayısıyla
sayı olmasa bile, ölçü söz konusu değildir. Uzun zamanlar boyunca birbirlerinden
ayrı durmalarıyla tanınmış iki biçimin, sanki bir düşte birbirine kavuşurcasına
buluştuğu, hem belirsiz hem de billursu ayrım çizgisi vardır ortada. Öte
yandan, Macé’nin “şiir” diye adlandırılabilecek yayımlanmış ilk metinleri,
türlerin iç içe geçtiği bir alanda benzersiz bir noktaya vardığına tanıklık
ediyor. Hafif çalkantılı, şiirsel bir yüzey benzetmesi kullanılabilir:
Bir öncekilerin itişiyle oluşmak için sabırsızlanan dalgalar var, onları
ortaya çıkaran esintinin ve pürüzsüzlüğe, durgunluğa uzanan “düz” bir
çekimin çifte hareketiyle, devinimlerini bir sonrakilere aktarmak üzere
birbirlerini yok etmeye hazırlar. Hamlesinin bir başka hamle tasarısıyla
yok oluşu sayılmazsa, Macé’nin hiçbir “dize”si sona ermez. Bu çatışmalı
uzlaşma konusunda, bir etki dışında, ritmik gerçekliklerine de bu sayede
kavuşan başka başka (müzikal) biçimler geliyor akla. Bu noktada bir cesaret
gösterip anlamın “sörf yaptığı” söylenebilir. Bunun bir sözdizim işi olduğu
aşikârdır, ama parçalı yapısı çalkantıyı hızlandırıyor mu, yoksa ona itaat
mi ediyor, bilinmez.
Sonrasında dalganın uzadığı, durulduğu gözlenir, sanki yavaş yavaş, otoritesini
kullanıp sol elden nöbeti devralarak çalkantıyı, bundan böyle kendisine
hâkim olan yönde daha da saydamlaştırmak üzere dindirmiş gibi. Ama varlığı,
taşıdığı ve kendine göre “biçimlendirdiği” her cümlenin altında kalıcı
bir biçimde, başlangıcın melankolik ve ölümcül yönsüzlüğünü aydınlığa
kavuşturur. Bunun doğurduğu değişik sonuçlar bilinmektedir, dalgaların
balkımasını büyük imgelerin çırpınan dehlizine aktaran o hayranlık uyandırıcı
ayna oyunu, ve onun bitiminde, şimdilerde ortaya çıkan serseme dönmüş
bir maymun*. Dili, en koyu yaprakların ve en çürük figürlerin bir pınarın
gülüşüne kulak verir göründükleri bir bahçeye dönüştürmek için, dilde
kıvrılıp duran bir akışın yansımalarından nasıl vazgeçilebilir?
|