Simenon mu Bay Maigret mi?

Nuri Sağlam


Günde 80 sayfa yazdıran “her şeyi anlama” merakı olsa da Colette zamanında yapıyor uyarısını: “Yazınızdan edebi fazlalıkları çıkarın.” Çıkarıyor o da. Eli açılıyor! Aslında insanı yakından tanımak istiyor Simenon. Sokağa çıkıyor. Yazdığı, sanatın sorunlarında yitip gitmesin diye, içinde olduğu hayata durduraksız kementler atıyor! Yazma ânını seviyor öte yandan, o trans halinin süresini uzatmak için sanki yüzlerce kitap yazıyor. Hemen hemen hepsi de tüm dünya dillerine
çevriliyor. Bir tomar kâğıdın yanında iki şişe şaraptır gereksindiği,
o kadar. Her seferinde de ağır bir işçi gibi sırılsıklam kalkıyor masasından.
Yabancılaşma, kaçış, kader, yıpranma konularıyla haşır neşir olması
“... her sınıftan insanla sıkı fıkı
ilişkiler kurabilmek için”miş.

Yalnızca gazete okuyarak, izleyerek içlerine giremeyeceğini bildiği
insanlara her türlü küçük ilişkiyi önemseyerek yaklaşmasıyla
incelenmeye değer nitelikte.

Bu yüzden belki de, dünyanın en modern şehirlerinde olsa bile, doğduğu yere, Belçika’daki o küçük semte geri dönmüş her zaman.

Ünlü komiseri Maigret, olaylarını biraz da bu ayrıntılara olan düşkünlüğü sayesinde çözmüş, diyebilir miyiz acaba?