Haz işten önce gelir. Oyun oynayan bir çocuk yaşamın sorumlulukları
için alıştırmalar yapıyordur. Genç impalalar boynuzlarıyla itişip kakışırken
eskrimcilik oynamaktadırlar. Cyrl Smith, sanat için sanatın eski önemli
teknolojik atılımlara götüren ana yol olduğunu söylüyor. Eğretileme yolu
da öyle: şenlikli düzyazıda ve yüksek şiirsel sanatta çiçeklenir, fakat
bilimin ve felsefenin gelişen sınırlarında da yaşamsal önemdedir. Ya da ışık dalgalarını düşünün. Esir diye bir şey olmadığına göre, dalgaları
olacak bir madde de yoktur. Öyleyse, “dalga” sözcüğü eskiliğinden dolayı
saygınlığını sürdürdükçe, ışık dalgalarından söz etmek, en iyi, eğretilemeli
olarak anlaşılır. Ya da “dalga”yı özgürce değişmeye bırakır, eğretilemeyi
öldürürüz. Din ya da onun büyük bölümü, her zaman eğretilemeye bulaşmıştır. David Tracy’nin yazısına göre, meseller Hıristiyanlığın “kurucu dili” olmuştur. Tefsirciler, her eğretilemeyi daha yeni bir eğretilemeyle yorumlayarak birbiri ardından ortaya çıkar. Bunlarda derin sırlar vardır. Hakikate uygun içerik konusunda da, eğer böyle bir şey varsa, bu eğretilemeli gerecin iletmesi istenen bir sır vardır. O zaman ikinci sıradan bir sır var demektir. Bu dolaylılığa ne gerek var? Eğer bildiri, düşünüldüğü kadar acil ve önemli ise, neden ilk ağızda doğrudan doğruya vermeyiz onu? Her iki soruya da verilecek kısmi bir yanıt gizemsel yaşantının doğasında yatıyor olabilir: içeriksizdir o ve bunun için de gerçek iletişime direnir, fakat insan yine de duyguyu usta işi bir eğretilemeyle başkalarında da uyandırmayı deneyebilir. Eğretileme, bilimin genişleyen sınırlarında ve ötesinde bize yardımcı
olmasının yanında, dili ilk öğrenişimizde bile kendini gösterir; ya da,
buna tam eğretileme denemezse bile, ona benzer bir şey. Bir vesileyle
bir sözcük ya da cümlecik duyarız, ya da rastlantıyla kendimize ait anlaşılmaz
bir şeyler söyleriz, bir anlam çıkmış olabilir bundan ve alkışlanırız.
Daha sonra bize göre ilk duruma benzeyen bir başka vesileyle, aynı deyimi
tekrarlarız. Burada, eğretilemede olduğu gibi, durumların benzerliğidir
önemli olan. Durumların öznel benzerliğiyle deyimi uygulamamızı genelleştiririz,
ta ki öteki insanların davranışından örneksemeyi çok uzağa götürdüğümüzü
ve onun yerleşik kullanışını aştığımızı görünceye kadar. Eğretilemenin
can alıcı noktası benzeşme yoluyla yaratıcı genişleme ise, o zaman, ilk
sözcüğün ya da deyimin birbirini izleyen her uygulamasında yeniden bir
eğretileme yaparız. Fakat bu ilkel eğretilemelerin, düşüne taşına yapılmış
daha ince eğretilemelerden farkı şudur: gittikçe genişleyen standart kullanım
depomuza doğrudan eklenirler. Ölü doğmuş eğretilemelerdir bunlar. İngilizceden çeviren: Mehmet H. Doğan
|
||||