| Ahmet Erol
ve Yapıtları: “Turne Mektupları” ile “Havalar Soğuk Şimdi” Üzerine
|
| |
|
Ahmet Erol’u sevgili dostum yazar Selçuk Altun’un önerisi üzerine okumaya
başladığımda ilk dikkatimi çeken şey Türkçe’nin yeterliliğine, varsıllığına
inanmış, bu dili gerçekten seven ve en iyi şekilde kullanmaya özen gösteren
bir yazar, gerçek bir aydınla karşı karşıya olduğum idi. Yabancı kökenli
sözcükleri zorunlu olmadıkça kullanmayan, Türkçe’mizi dış saldırılara
karşı korumaya kararlı, dilini ve ulusunu alabildiğine seven aydın bir
yazar. Kullandığı arı Türkçe’ye, Anadolu’da kullanılan, büyük kentlinin
pek bilmediği sözcükleri de katarak yazın dünyamıza katkıda bulunuyor;
okurunu öz be öz Türkçe sözcüklerle yeniden buluşturuyor; “dığıl”, “kelik”,
“yin”, “azık”, “herk”, “keven” gibi sözcüklerle Ahmet Erol sayesinde (yeniden)
tanışmış oluyoruz. Bu özenini anlatımındaki rahatlık, akıcılık ile pekiştirince
ortaya bir solukta keyifle okunan iki yapıt çıkıyor.
Turne Mektupları yazarın görevi dolayısıyla gezdiği Anadolu kentlerinden
yazdığı mektuplar. Mektup biçiminde ama her biri deneme niteliğinde. Gezdiği
kentlerin yaşamının zaman zaman dışına çıkıp okuduğu kitaplar üzerine
eleştiriler, bu kitaplardan yaptığı alıntılarla toplumsal sorunları irdelemeler,
çözümleyici yaklaşımlar, kişisel duygu seliyle kaynaşmış aktıkça akıyor.
Bir bakıyorsunuz Urfa Tünellerini, Atatürk Barajı’nı coşkuyla anlatıp
gururlanıyor, okuyanın ulusuna olan güvenini arttırıyor, öte yanda Adalet
Ağaoğlu’nun Hayır adlı romanından yola çıkarak aydın intiharlarını sorguluyor,
sorgulattırıyor. Öte yandan Uğur Mumcu’nun haince öldürülüşünün acısını
yüreğinin derinliklerinde duyumsayıp kahrolmakla birlikte Atatürk gençliğinin
yılmadan yoluna devam edeceğini haykırıyor. Gezdiği Anadolu kentlerinde
rastladığı bilge insanları kıvançla okuruna ulaştırıyor. İç dünyasında
çelişen duygular, yalnız kendisiyle paylaşabildiği yalnızlıklar yazılarına
hüzün dolu bir tat veriyor. Hele yazarın yalnızlık tanımı çok yerinde:
“...yalnızlık; insanın istediği zaman istediği yerde, istediği enlem ve
boylamda, istediği insan ya da insanlarla veya canlılarla bir arada olamamasından
kaynaklanan bir olgu, durum, bir yaşamsal ya da içsel (belki de beyinsel
veya gönülsel demeliyim) duygulanımlar bütünü...” Sıcacık, alabildiğine
duygu yüklü, şiirsel bir anlatım. İnsana keşke benim de böyle bir yazışanım
olsa dedirtecek türde.
Havalar Soğuk Şimdi 28 öykünün yer aldığı bir öykü kitabı. Ahmet Erol
hüznü, yürek burulmasını çok iyi anlatabilen bir yazar. Öykülerinin tümünde
hüzün egemen; öykü, kahramanının iç dünyasını anlatsa da, toplum al bir
yarayı deşse de: “Mektup” adlı öyküsünde kişiye özgü yalnızlık, burukluk,
umudun düş kırıklığına dönüşmesi çok iyi bir şekilde işlenmiş. “Ahh, Bu
Semt!” adlı öyküde kişiye özgü yalnızlığın toplum düzeyine yükseldiğini
görüyoruz. Gittikçe kendisinden uzaklaşan, kendine yabancılaşan, kimliğini
yitirmiş, yalnızlaşan ama ne yazık ki bu durumun ayırdında olmayan bir
toplum. Okuyanı hüzünlendirdiği kadar düşündüren, kişinin kendini, toplumu
sorgulamaya iten öyküler. Hüzünlü ama hiçbir zaman karamsar değil. Bir
Türkçe tutkunu Ahmet Erol’un yazıları ve öyküleri, arı dili, akıcı ve
şiirsel anlatımıyla zevkle okunuyor.
|